Archive for the ‘ekonomi’ Category

engin | May 1st, 2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

arikan | February 24th, 2008

QuickSilverScreen: Bedava Online Film Seyredin (Video Değil)

qss_logo.jpg

YouTube video paylaşımı ise QuickSilverScreen “film paylaşımı” diyebiliriz. QuickSilverScreen’e kullanıcılar uzun metrajlı filmler yüklüyorlar, ve aynı YouTube’da olduğu gibi etiketler yapıştırıp, yorumlar yazıyorlar. Filmlerin arasında gezinirken istediğinizi tek tıklamada açıp tüm filmi tam ekran seyredebiliyorsunuz. Henüz dünyadaki tüm filmler yok ama en son çıkan filmler bulunabiliyor, özellikle belgeseller kategorisi oldukça zengin.

qss-lahaine-1995.jpg
QuickSilverScreen’de La Haine filminden bir görüntü.

Bu yazıyı yazarken baktığımda 12,126 tane film 312,595 tane yükleme olduğunu görüyorum, yani yüklenen her film online demek değil. Son yüklenen filmler RSS beslemesinden yeni gelen filmleri takip edebilirsiniz.

QuickSilverScreen’de filmler DVD kalitesinde olmasada oldukça iyi çözünürlükle tam ekran seyredilebiliyor. Tabi bu iş Vimeo.com’da olduğu gibi Internet’de yüksek çözünürlüklü video seyretmekten farklı. Vimeo’ya koyulan yüksek çözünürlüklü videolar kısa ve o videoyu yapan kişiye ait.

QuickSilverScreen’da tabii ki telif hakları diye bir şey yok. Ne filmleri yükleyenlerin gerçek isimleri ne de bu web servisini işletenler bilinebiliyor. Telif kanunlarını çiğneyen benzeri uzun metrajlı film paylaşımı siteleri var ancak Alexa istatistiklerine bakılırsa QuickSilverScreen çok hızlı büyüyor. Uzun zamandır Bittorrent ve benzeri P2P dosya paylaşım sistemlerinde uzun metrajlı filmler dolaşıyordu tabi, ancak bu tür web servislerinin en önemli farkı filmi indirmeden direk streaming seyretmeye başlıyor olmak.

ali | January 25th, 2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

 

interfaces.jpg

 

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor: 


  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

 

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

 

mypocket-graph-2.jpg 

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

 

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor. 

 

Proje adresi:  http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

 

ali | December 28th, 2007

2007′de Sanatın Güç Odakları

Art Review dergisi, 2007 yılında da, sanat camiasında etkili olmuş kişiler arasından yaptığı seçimle, plak listelerine benzeyen ve artık gelenekselleşen listesini yayımladı. Art Review Power 100‘ün nasıl kriterler sonucu ortaya çıktığı açık değilse de, bunu Charles Saatchi’nin izinden gidip galeri veya müze kuran koleksiyoncuların artması, Hintli ve Rus alıcıların yükselişi ve Çinli sanatçıların isimlerinden daha çok bahsettirmeye başlamalarına rağmen Batı dünyasının baskınlığından bir şey kaybetmemesi gibi sayısız gözlemin bir yansıması olarak görmek mümkün.

01. François Pinault (koleksiyoncu)
02. Larry Gagosian (galerici)
03. Sir Nicholas Serota (müze direktörü)
04. Glenn D. Lowry (müze direktörü)
05. Eli Broad (koleksiyoncu)
06. Damien Hirst (sanatçı)
07. Charles Saatchi (koleksiyoncu)
08. Jay Jopling (galerici)
09. Steven A. Cohen (koleksiyoncu)
10. David Zwirner (galerici)
11. Sam Keller, Cay Sophie Rabinowitz, Annette Schönholzer, Marc Spiegler (sanat fuarı organizatörleri)
12. Brett Gorvy & Amy Cappellazzo (müzayede evi yöneticileri)
13. Jeff Koons (sanatçı)
14. Iwan Wirth (galerici)
15. Michael Govan (küratör)
16. Harry Blain & Graham Southern (galerici)
17. Matthew Slotover & Amanda Sharp (sanat fuarı organizatörleri)
18. Tobias Meyer & Cheyenne Westphal (müzayede evi yöneticileri)
19. Richard Serra (sanatçı)
20. Daniel Birnbaum (küratör)
21. Marian Goodman (galerici)
22. Marc Glimcher (galerici)
23. David Geffen (koleksiyoncu)
24. Don & Mera Rubell (koleksiyoncu)
25. Dakis Joannou (koleksiyoncu)

İlk 25′te 3 sanatçı var: Damien Hirst (6), Jeff Koons (13) ve Richard Serra (19).

dk_skull.jpg
Damien Hirst, For the Love of God: 30 Ağustos 2007′de 100 milyon dolara ‘isminin açıklanmasını istemeyen bir yatırımcı grubuna’ satıldığı açıklandı. Malzeme olarak gerçek insan dişleri ve 20 milyon dolar değerini bulduğu tahmin edilen elmaslar kullanılmış.

dk_diamond_blue1.jpg
Jeff Koons, Diamond (Blue): 13 Kasım 2007′de Christie’s müzayedesinde 11,8 milyon dolara Gagosian Gallery tarafından satın alındı. Genişliği 213 cm, paslanmaz çelikten yapılmış.

İlgili Bağlantılar:

arikan | December 21st, 2007

Bugünlerde Merak Ettiklerim

  • Kuzey Irak operasyonunda Türkiye ordusu kaç para harcadı? Cevabı yorumda.
  • Türkiye her yıl kaç IMF uyarısı alıyor?
  • Türkiye IMFden aldığı para için karşılığında faiz dışında ne veriyor? Cevabı burada.
  • Hem turizm hem kültür bakanı nasıl olunur?
  • İnternet bilmeyenler Wordpress.com YouTube.com gibi sitelere erişimin engellenmesini ifade özgürlüğüne müdahele olarak algılayabilicek mi? İnternet yasağı nasıl aşılır.
  • İfade özgürlüğü problemi “kullanım özgürlüğü” problemine mi dönüşüyor?
  • Ne zaman açık kaynaklı bir Türkçe konuşma sentezleme ve tanıma programı kullanabilicez?
  • Banka ne zaman ve nasıl icat edildi? Cevabı burada.
  • Borsa ne zaman ve nasıl icat edildi? Cevabı burada.
  • Bu yüzyılda virtüöz sanatçı gibi bir kavram olabilir mi?
  • Edison neden geçmişten bir teknoloji şirketi olarak değil de bir dahi adı olarak biliniyor?
arikan | December 11th, 2007

Balonda Yaşamak: Kredi, Borç, ve Kriz

mute-26-kapak.jpg

Mute internet sonrası kültür ve politika ortamına odaklanmış bir yayın. 1994 yılından beri düzenli olarak online toplaradıkları içeriği yine düzenli olarak dergi veya kitap olarak basıyorlar. Mute’un yeni basılı sayısının başlığı “Balonda Yaşamak: Kredi, Borç, ve Kriz“. Borçla ayakta duran bir neslin –küresel boyutta– patlama işaretleri verdiği ve bunun sosyal etkileri konu ediliyor. IMF’den aldığı borçlarla ayakta duran Türkiye ekonomisini yaşayan bizler için hem çok duyulmuş hem de çok kulak ardı edilmiş bir konu. Biliyorsunuz ki bugünkü devirde öğrenci, esnaf, mafya, devlet kim olursanız olun ancak aldığınız borçları ödeyebildiğiniz sürece varlığınız kabul edilir.

Bu sayıya katkıda bulunan yazarlar ve sanatçılar dünyadaki finans akışı ve bunun ayakta tuttuğu düzen arasındaki bağları inceliyorlar. Hazinedeki altın miktarına dayalı ekonomi modellerini bırakalı çok oldu, bu halde elinizde tuttuğunuz para nasıl değerli olabiliyor? Bu değer sadece sizle aynı yerde bulunan fabrikalardaki ve tarlalardaki üretime mi bağlı yoksa Venezuella’daki bir kriz sizi etkiliyor mu? Bunun ne kadar farkındasınız, yoksa sadece aa dolar düştü borsa yükseldi diye mi bakıyorsunuz. Özetle küresel bir finans krizi bizim krizimiz mi?

Mute Dergisi online ve basılı dağıtılıyor, burdan üye olabilirsiniz.

arikan | December 10th, 2007

Le Web Konferansı Başlıyor

leweb.jpg

Avrupa web endüstrisi 11-12 Aralık’da Paris’de Le Web Konferansı için toplanıyor.

Avrupa mı?

Le Web programı bu yıl Digg’den Facebook’a, TechCrunch gibi endüstri bloglarından sosyal yazılım gurularına bütün Silikon Vadisi peygamberlerini içeriyor. Konferans bir Avrupa toplantısından çok hakim Amerikan şirketlerinin Avrupa çıkarması gibi duruyor.

Konferans görselleri durumu iyi anlatıyor. Diyor ki: ey internet yolcusu, dünyanın hakimi olmak istiyorsan bu konferansa gelip dünyaya uzaydan bakman lazım.

arikan | November 7th, 2007

Facebook Sosyal Ağlı Reklam Sistemi Çıktı

facebook1.gif

Dün gece yarısı yeni Facebook Reklam sistemi kullanıma açıldı. Artık sosyal ağlar üzerinden reklam yapmak mümkün. Önceki gün reklam vereceklere yapılan açıklamada üç yeni reklam ürünü çıkardığını açıkladı Facebook:

  1. Social Ads: Kullanıcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, politik görüşü, ülke, şehir, ilgi alanları gibi profil bilgilerine göre reklam gösteriyor.
  2. Beacon: Reklamverenlerin hazırlayıp kendi sitelerinden sundukları araçları (promosyon widgetları) Facebook kullanıcıları beğenilerine göre profil sayfalarından yayınlıyor. Yani tuttukları markaları profil sayafaları üzerinden arkadaş ağına dağıtıyorlar.
  3. Insights: Reklam verenler hangi tür kullanıcıların reklamlarına eriştiğini gösteriyor.

beacon-ads.png
Facebook aktivite görüntüsü (kaynak Techcrunch). Bu kullanıcı onu severim bunu tutarım diye bu Facebook Beacon’u nasıl kullandığını görüyorsunuz. Bu bilgiler anında tüm arkadaş ağına virüs gibi yayılıyor.

facebook-apps.png

Artık “rastegele” banner reklam gösterme veya Google AdSense sistemiyle anahtar kelimelere göre reklam gösterme dönemi sosyal ağlı reklamlar karşısında yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlıyacak. OpenSocial sosyal ağlar arası ağ sistemini bir hafta önce açıklayan Google bu yeni reklam sisteminin yaratacağı şok etkisini ve kendi reklam sistemi AdSense’in reklamveren kitlesinden kapacağı payı farketmiş, önlemeyi amaçlıyordu. Ancak uzun vaadede tıpkı yıllar önce Google’un Alta Vista arama motorunun reklamveren payından kaptığı ve Facebook Google’un reklam payından büyük parçalar kapacak. Google bugün dünyanın neredeyse en büyük şirketi olma yolunda (bir GOOG hissesi 700 doları geçti). Öyle hızlı bir ekonomi yaşıyoruz ki, Facebook gibi bir sistem böyle bir devi bir kaç yılı içinde tehdit eder hale gelebiliyor.

Kim ne düşünüyor?

  • Servis sağlayıcı (Facebook) mutlu, çünkü her birim reklamdan çok daha fazla para alacak. Reklamverenler sürüsü çoştukça gelir katlanarak artacak.
  • Reklamveren mutlu, çünkü en büyük hayali gerçekleşti. İnsanlara kişisel bilgilerine göre reklam gösterebilecek. “Hedefe yönelik” bu reklamlar çok daha başarılı olacak, markalar çok daha derinden kafamıza kazılacak, marka yöneticileri sonsuz orgazmlar yaşayacak.
  • Reklamcı düşünüyor. Bu sosyal hayatımızın farkında ortamda nasıl daha yaratıcı reklam yapabilirim? Öyle reklamlar tasarlıyım ki arkadaş ilişkilerini en üst düzeyde kullansın, üstelik çaktırmadan.
  • Tüketici (kullanıcı) mutlu, çünkü en sevdiği markaları akadaşlarına sadece vitrin gezerken değil Facebook’da da gösterebilecek. Üstelik tüm arkadaşlarına aynı anda! Artık gezinirken gördüğü reklamlar alakasız değil tamamen kendi isteklerine, arzularına, aklından ve hatta bilinçaltından geçen ideallere göre gösterilecek. Daha iyi, daha “doğal” ne olabilirdi!

Tabii bu yaşadığımız devirde reklamveren de reklamcı da marka yöneticisi de tüketici de kullanıcı da hepsi aynı kişi olabiliyor. Ne güzel. Ancak herkes servis sağlayıcı olamıyor…

Türkiye’de ne olacak?

Facebook Atatürk Karşıtları Grubu veya Türklüğü Aşağılayanlar Grubu duyulacak ve Facebook Türkiye’ye kapatılacak. Türkiye’deki kullanıcılardan milyarlarca dolar kazanan Facebook mektup yazıp bu grupların kapattırıldığını ve erişimin “derhal” açılmasını rica edicek.

Güncelleme 1: Facebook kullanıcıları isyanda! Sosyal reklam sistemi çıkalı daha 24 saat olmadi, mahremiyet istiyoruz diyor herkes!

Güncelleme 2: Facebook reklam arama özelliği çıktı.

Güncelleme 3: Şirketiniz, ürününüz veya mesela müzik grubunuz için profil sayfası yaratabilirsiniz. Bu sayfa virüssel olarak dağıtılacak. Sistem şu anda bedava ancak yakında bir fiyatlandırma gelecektir.

arikan | November 6th, 2007

Internet’te Yüksek Çözünürlüklü Video Paylaşımı

vimeohd.jpg

Video paylaşım sitesi Vimeo geçtiğmiz günlerde yüksek çözünürlüklü video servisine başladığını açıkladı.

Yüksek çözünürlükte görüntü izleme olanağı sağlayan HDTV (”High Definition TV”) eski TV sistemlerinin pabucunu dama atıyor. Dünyada ve Türkiye’de pek çok kanal yüksek çözünürlüklü TV yayını yapmaya başladı, ancak internet üzerinde bunu görmemiştik. YouTube videoları mesela standard TVde izlediğimiz görüntülere göre çok düşük kalitede. YouTube, TV, ve Vimeo HD görüntü kaliteleri arasındaki ilişkiyi şu diyagramdan daha iyi anlayabilirsiniz.

hd_sizes.gif

YouTube ve benzeri video paylaşım sitelerinden farklı olarak Vimeo paylaşacağınız videonun sizin üretiminiz olmasını şart koşuyor. Yani herhangi bir TV şovu veya klip değil, ancak kendi ürettiğiniz videoları yükleyebilirsiniz (Mesela bizim Ali Demirel ile yaptığımız bir iş). Vimeo bu prensiple yaratıcı bir topluluk toplamaya başladı. Şimdi sunduğu yüksek çözünürlüklü video servisiyle de bu topluluğu memnun ediyor.

Vimeo HD videolarını tek bir ikona tıklayarak tam ekran seyredebiliyorsunuz, böylece DVD kalitesinde video izleme olanağı sağlıyor. Hemen bu aşağıdaki videodan denemenizi tavsiye ederim. Bu haliyle yaptığınız bir filmi veya video işini kendiniz tüm kalitesiyle olduğu gibi internet üzerinden dağıtabilirsiniz. Bu bence film ve video endüstrisinide yepyeni açılımlara yol açacaktır.


My Backyard This Morning - Macro HD Video from youdiejoe on Vimeo.

arikan | November 2nd, 2007

OpenSocial Hayat İşletim Sistemi Çıktı

opensocial.jpg

Dün gece yarısı yeni hayat işletim sistemi OpenSocial piyasaya çıktı. OpenSocial farklı sosyal ağ servisleri üzerinde çalışan uygulamalar geliştirebileceğiniz bir sistem—bir programlama arayüzü. Google başlattığı bu sistemde yanına pek çok sosyal ağ servisi ve halihazırda sosyal ağ servisleri için uygulama geliştiren şirketi aldı. Sosyal ağ servisleri / platfromlar: Orkut, LinkedIn, Ning, Hi5, Plaxo, Friendster, Salesforce.com, Oracle, Viadeo, XING, Bebo, Plaxo, ListApart, ve MySpace. Hali hazırda Facebook için geliştirdikleri sosyal ağ uygulamalarıyla tanınan yeni şirketler: iLike, Flixster, RockYou, ve Slide. Özellikle MySpace’in son anda katılmasıyla 200 milyondan fazla kullanıcıya erişecek bir koalisyon, bir sosyal ağlar federasyonu oluşturulmuş oldu. Burada bir durun. Sadece 200 milyon ayrı kullanıcı değil, birbirine türlü şekillerde bağlı 200 milyon insan. Bir uygulama geliştir 200 milyon insana sosyal ilişkiler üzeriden dağıt. Hemen tüm dikkatlar halihazırda böyle bir sosyal platform işleten Facebook‘a ve onun tek başına oluşturduğu 50 milyonluk kapasitesine çevrildi.

Facebook OpenSocial koalisyonuna katılmaya zorlanacak mı?

Facebook önümüzdeki salı (6 Kasım) SocialAds sosyal reklam platformunu anons edicek. Daha geçenlerde Microsoft Facebook’dan bir miktar (1.6%) hisse alarak ve Facebook’un değerini $15 milyar olarak belirleyerek bu altın değerindeki reklam ağına erişmeyi garantiledi. Bütün bu gelişmeler Facebook’un bir miktar daha, en az bir hafta, sessiz kalacağını gösteriyor. Salı günü hep beraber görücez.

OpenSocial nasıl çalışıyor?

OpenSocial üç bölümden oluşuyor. Bu fonksiyonlar kişisel bilgilerinizin sosyal ağlar ağında ve üçüncü şahısların ürettiği uygulamalar arasında dolaşmasını sağlıyor.

  • Profil bilgisi (kullanıcı verileri) => Kendim
  • Arkadaşlar Bilgisi (sosyal ağ) => İlişkilerim
  • Etkinlikler (ağda olan bitenler) => Hayatım

Sadece HTML ve Javascript ile bu fonksiyonları kullanabiliyorsunuz. Yani Facebook FBML gibi yeni bir markup dil öğrenmenize gerek yok. Tabii ki bu fonksiyonların hepsi AJAXla bezenmiş. Yani mesela bir MySpace sayfasına koyduğunuz uygulamanız sayfayı tekrar yükelemeden kendi sunucunuzdan veri alıp vermenizi sağlıyor. Hatta bu uygulamlar Flash da içerebilir.

OpenSocial ne anlama geliyor?

  • Servis sağlayıcılar veritabanlarını diğer servis sağlayıcılara açıyorlar. Karşılığında 200 milyondan fazla kullanıcıya erişmiş oluyorlar ve çok daha fazla uygulama alıyorlar ve içerikleri artmış oluyor. Haliyle sonuçta daha fazla reklam geliri elde ediyorlar.
  • Geliştiriciler bir defa geliştiriyorlar her sosyal ağda dağıtıyorlar. Servis sağlayıcılara içerik sağlıyorlar. Karşılığında reklam geliri alıyorlar (servis sağlayıcının politikasına bağlı olarak).
  • Kullanıcılar tekrar tekrar arkadaşlarını eklemektense sosyal ağlarını başka platformlara “zahmetsizce” aktarıyorlar. Sosyal ilişkilerini ve yaşamlarında olup bitenleri servis sağlayıcılara ve üçüncü parti uygulama geliştiren şirketlere açıyorlar. Karşılığında arkadaşlarıyla sürekli bağlı kalmış oluyorlar ve “daha iyi servisler” almış oluyorlar.

Yani servis sağlayıcılar benim bilgilerime SAHİP değil mi artık?

Bunun cevabı bir sonraki yazıda… Buraya kadar ne düşünüyorsunuz bu yazıya yorum olarak katılın. Teşekkürler.


Kapat
E-posta ile paylaş