Archive for the ‘ekonomi’ Category

arikan | November 6th, 2007

Internet’te Yüksek Çözünürlüklü Video Paylaşımı

vimeohd.jpg

Video paylaşım sitesi Vimeo geçtiğmiz günlerde yüksek çözünürlüklü video servisine başladığını açıkladı.

Yüksek çözünürlükte görüntü izleme olanağı sağlayan HDTV (”High Definition TV”) eski TV sistemlerinin pabucunu dama atıyor. Dünyada ve Türkiye’de pek çok kanal yüksek çözünürlüklü TV yayını yapmaya başladı, ancak internet üzerinde bunu görmemiştik. YouTube videoları mesela standard TVde izlediğimiz görüntülere göre çok düşük kalitede. YouTube, TV, ve Vimeo HD görüntü kaliteleri arasındaki ilişkiyi şu diyagramdan daha iyi anlayabilirsiniz.

hd_sizes.gif

YouTube ve benzeri video paylaşım sitelerinden farklı olarak Vimeo paylaşacağınız videonun sizin üretiminiz olmasını şart koşuyor. Yani herhangi bir TV şovu veya klip değil, ancak kendi ürettiğiniz videoları yükleyebilirsiniz (Mesela bizim Ali Demirel ile yaptığımız bir iş). Vimeo bu prensiple yaratıcı bir topluluk toplamaya başladı. Şimdi sunduğu yüksek çözünürlüklü video servisiyle de bu topluluğu memnun ediyor.

Vimeo HD videolarını tek bir ikona tıklayarak tam ekran seyredebiliyorsunuz, böylece DVD kalitesinde video izleme olanağı sağlıyor. Hemen bu aşağıdaki videodan denemenizi tavsiye ederim. Bu haliyle yaptığınız bir filmi veya video işini kendiniz tüm kalitesiyle olduğu gibi internet üzerinden dağıtabilirsiniz. Bu bence film ve video endüstrisinide yepyeni açılımlara yol açacaktır.


My Backyard This Morning - Macro HD Video from youdiejoe on Vimeo.

arikan | November 2nd, 2007

OpenSocial Hayat İşletim Sistemi Çıktı

opensocial.jpg

Dün gece yarısı yeni hayat işletim sistemi OpenSocial piyasaya çıktı. OpenSocial farklı sosyal ağ servisleri üzerinde çalışan uygulamalar geliştirebileceğiniz bir sistem—bir programlama arayüzü. Google başlattığı bu sistemde yanına pek çok sosyal ağ servisi ve halihazırda sosyal ağ servisleri için uygulama geliştiren şirketi aldı. Sosyal ağ servisleri / platfromlar: Orkut, LinkedIn, Ning, Hi5, Plaxo, Friendster, Salesforce.com, Oracle, Viadeo, XING, Bebo, Plaxo, ListApart, ve MySpace. Hali hazırda Facebook için geliştirdikleri sosyal ağ uygulamalarıyla tanınan yeni şirketler: iLike, Flixster, RockYou, ve Slide. Özellikle MySpace’in son anda katılmasıyla 200 milyondan fazla kullanıcıya erişecek bir koalisyon, bir sosyal ağlar federasyonu oluşturulmuş oldu. Burada bir durun. Sadece 200 milyon ayrı kullanıcı değil, birbirine türlü şekillerde bağlı 200 milyon insan. Bir uygulama geliştir 200 milyon insana sosyal ilişkiler üzeriden dağıt. Hemen tüm dikkatlar halihazırda böyle bir sosyal platform işleten Facebook‘a ve onun tek başına oluşturduğu 50 milyonluk kapasitesine çevrildi.

Facebook OpenSocial koalisyonuna katılmaya zorlanacak mı?

Facebook önümüzdeki salı (6 Kasım) SocialAds sosyal reklam platformunu anons edicek. Daha geçenlerde Microsoft Facebook’dan bir miktar (1.6%) hisse alarak ve Facebook’un değerini $15 milyar olarak belirleyerek bu altın değerindeki reklam ağına erişmeyi garantiledi. Bütün bu gelişmeler Facebook’un bir miktar daha, en az bir hafta, sessiz kalacağını gösteriyor. Salı günü hep beraber görücez.

OpenSocial nasıl çalışıyor?

OpenSocial üç bölümden oluşuyor. Bu fonksiyonlar kişisel bilgilerinizin sosyal ağlar ağında ve üçüncü şahısların ürettiği uygulamalar arasında dolaşmasını sağlıyor.

  • Profil bilgisi (kullanıcı verileri) => Kendim
  • Arkadaşlar Bilgisi (sosyal ağ) => İlişkilerim
  • Etkinlikler (ağda olan bitenler) => Hayatım

Sadece HTML ve Javascript ile bu fonksiyonları kullanabiliyorsunuz. Yani Facebook FBML gibi yeni bir markup dil öğrenmenize gerek yok. Tabii ki bu fonksiyonların hepsi AJAXla bezenmiş. Yani mesela bir MySpace sayfasına koyduğunuz uygulamanız sayfayı tekrar yükelemeden kendi sunucunuzdan veri alıp vermenizi sağlıyor. Hatta bu uygulamlar Flash da içerebilir.

OpenSocial ne anlama geliyor?

  • Servis sağlayıcılar veritabanlarını diğer servis sağlayıcılara açıyorlar. Karşılığında 200 milyondan fazla kullanıcıya erişmiş oluyorlar ve çok daha fazla uygulama alıyorlar ve içerikleri artmış oluyor. Haliyle sonuçta daha fazla reklam geliri elde ediyorlar.
  • Geliştiriciler bir defa geliştiriyorlar her sosyal ağda dağıtıyorlar. Servis sağlayıcılara içerik sağlıyorlar. Karşılığında reklam geliri alıyorlar (servis sağlayıcının politikasına bağlı olarak).
  • Kullanıcılar tekrar tekrar arkadaşlarını eklemektense sosyal ağlarını başka platformlara “zahmetsizce” aktarıyorlar. Sosyal ilişkilerini ve yaşamlarında olup bitenleri servis sağlayıcılara ve üçüncü parti uygulama geliştiren şirketlere açıyorlar. Karşılığında arkadaşlarıyla sürekli bağlı kalmış oluyorlar ve “daha iyi servisler” almış oluyorlar.

Yani servis sağlayıcılar benim bilgilerime SAHİP değil mi artık?

Bunun cevabı bir sonraki yazıda… Buraya kadar ne düşünüyorsunuz bu yazıya yorum olarak katılın. Teşekkürler.

ali | September 27th, 2007

Meta-Markets Üzerine

Geçen gün Burak Arıkan ile, yeni deneysel çalışması Meta-Markets üzerine küçük bir söyleşi yaptık. Meta-Markets, Internet’te kolektif olarak oluşturulan değerlerin pazarlandığı ve incelendiği bir çeşit ekonomik simülasyon olarak görülebilir. del.icio.us, Facebook, flickr, FeedBurner gibi sosyal web sitelerinde, kullanıcılar, bu sitelerde harcadıkları manevi emek sayesinde onlara belirli bir değer katıyorlar; sürekli kullanıcı iseler bu bir değer akışına dönüşüyor. Meta-Markets’ta bu değer, belli kriterlerle ölçülüyor ve kullanıcılar arasında oluşturulan bir borsa sistemi ile, bu sitelerdeki manevi emeklerin hisse senedi olarak alınıp satıldığı, para birimi OPENSTUDIO kullanıcılarının yakından tanıdığı burak (β) olan spekülatif bir pazar oluşturuluyor.

meta-markets-dugumkume.gif
Meta-Markets arayüzünde Del.icio.us Düğümküme bağının hissesi. Bu bağı ilk İlteriş kaydetmiş ve sonra Meta-Markets’ta 200 hissesini (20%) halka arz etmiş. Bu kağıt şu anda yukarıda resimleri görülen 10 hissedar arasında paylaşılıyor.

ali: Meta-Markets ve OPENSTUDIO hem deneysel olmaları hem de sosyal birer ağ oluşturan siteler olmaları nedeniyle acayip bir his yaratıyor bende. Bir yandan çok ilginç ve düşündürücü geliyor, bir yandan da girip müdavimi olmadıkça tam tadını almak güç oluyor.
arikan: Genelde oyun olarak değerlendiriliyor bu işler. Ama gerçeğe olan bağlantıları oyunluktan farklı bir yere koyuyor.
ali: Doğru, belki deneysel ve gerçekçi yanı daha çok ilgimi çektiğinden oyun yönüne fazla kaptıramıyorum kendimi. Bu sitelerde kullanıcı olarak edinilen deneyim de, gerçekle olan bağları yakalamak, üzerinde daha iyi kafa yormak için gerekli. Ama çok sabır gerekiyor - sabırla kastettiğim şey, uzun zaman aktif katılım. Meta-Markets’ta, aktif ve düzenli katılımın gerekliliği daha çok hissediliyor.
arikan: Hmm, evet ama sosyal bir ortam olduğunda sabır diye bir seye gerek kalmıyor, girip takılmak istiyorsun zaten. Meta-Markets’de henüz öyle bir sosyal ortam yok fazla. Facebook’u düşün mesela. Sosyal ilişkilerin içinde olduğu acayip bir ortam, herkes koşa koşa gidiyor.
ali: Aslında hem deneysel hem sosyal ile kastettiğim bununla ilgili belki. Facebook deneysel sayılmaz ama popüler.
arikan: Meta-Markets’in sosyal bir ortam olmasına çabalıyoruz. Bu insanları dürten bir özellik. Şu anda hisselere yorum yazma gibi bir takım araçlar var. Deneysel ve sosyal bir arada.
ali: Buna karşın, Meta-Markets çok daha kült bir şey olabilir mi? Yani Facebook gibi herkesin üye olduğu değil de, yakaladığını hasta eden bir şey demek istedim..
arikan: Hmm.
ali: Potansiyel olarak, Facebook gibi herkese seslenecek bir şey değil ama fikir çok orijinal ve bir hayran kitlesi oluşturma gücü var.
arikan: Evet genelde kullananlar 5 saat takılıyorum filan diyor. Fikir aslında biraz radikal bir pozisyonda. İnsanlara sosyal web servislerinde emek harcadığını hatırlatıyoruz öncelikle. Sonra da bu emekten çıkan değerlerin alıp satılabileceği bir ortam sunuyoruz.
ali: Bu manevi emek konusu da karışık aslında bunun benzerinin klasik medyumlar için düşünülüp düşünülemeyeceği sorusu geliyor. Mesela Lego?
arikan: Hmm evet.
ali: Oyuncak.. Herkes bir şeyler yapıyor ve paylaşıyor.
arikan: Lego Fan Club!
ali: Aynen. Görünürde kimse Lego için çalışmıyor. Ama oyun oynayarak yaptıkları şeyleri fan club’larda paylaşarak ürünün değerini artırıyor.
arikan: Marx ağlardı görse bunları.
ali: İşin içine iletişim girince karışıyor, mesela tek bir faks makinasının hiç bir değeri yoktur ama mesela sen, ben, Dara, hepimiz birer faks makinası alırsak değeri artar.
arikan: Network effect (ağ etkisi) deniyor buna, evet faks en güzel örneği.
ali: Faks örneğinde sadece satın alma var, yani kullandı/kullanmadı seçenekleri; Lego örneğinde ise kullanma biçimi de bir etken. Sosyal ağlarda başka kullanma biçimleri giriyor. Bunlar bağlantılı gibi geliyor bana.
arikan: Tabii bayağı karmaşık ilişkiler var. Facebook’da mesela uygulamaların sosyal ağ üzerinden dağılması acayip bir olay. Facebook bugünün faks makinası. Teknoloji tabii karşılaştırılamayacak kadar daha karmaşık.
ali: Acaba katılan değer karşılığında alınan sosyalleşme ve öztanıtım adil olabilir mi? Facebook’un sahiplerini zengin ediyoruz ama telefon kullanımına benzer bir şekilde iletişim yeteneğimiz ve çevremizdeki insanlara olan bağımız da güçleniyor bu arada.
arikan: Güzel soru. Meta-Markets ile biraz bu karmaşık değerin hesabını yapmaya çalışıyoruz hep beraber. Çünkü hiçbir zaman Yahoo sana Flickr hesabından kaç para yaptığının raporunu vermeyecek. Biz bu değeri Yahoo’dan çıkarmaya çalışıyoruz aslında biraz. En azından deniyoruz.
ali: Belki de Meta-Markets’ta gerçek para dönerse bu gerçek anlamda bir sosyo-ekonomik deneye dönüşebilir.
arikan: Bir süre sonra gerçek paraya geçmeyi planlıyoruz, en azından gerçek parayla bir değişim oranı olmalı döviz TL gibi. Bunu bir anda yapamayız tabi o yüzden şimdi küçük başlayıp zamanla oraya yürüyeceğiz. En ilginç problemlerden biri “sahiplik”. Gerçekten bu hisselere sahip misin? Meta-Markets bunu garanti ettiği gün gerçek paraya geçeceğiz.
ali: Hisselere “gerçekten” sahip olmakla kastettiğin nedir?
arikan: Yani benim Facebook profilimden hisse aldın diyelim. İspatı nerede? O aldığın hisseyle bana bir yaptırımın var mı? Ben bir gün çıkıp gitsem Meta-Markets’dan ne olacak? Ve benzeri sorular var cevaplanması gereken.
ali: Hmm. İşi oyun olmaktan kurtarmak zor bir anlamda… Bunun yanında, bazı getirileri de olduğunu söyleyebiliriz.
arikan: Giderek daha fazla kişi sömürüldüğünü anlayacak, kim bedava çalışmak ister ki? Ancak bu servisler insanların aklına protokol seviyesinde kazınıyor, yani TV çocuklarının kafasına işlenenlere göre çok daha derin işleme var sosyal servislerde. Biz de bu yeni şartlara göre eleştirel sistemler geliştiriyoruz. Meta-Markets ile hedeflediklerimizi yapabilmek için biraz zamana ihtiyacımız var.
ali: Aklıma Facebook’ta 3,7 milyon kullanıcı tarafından yüklenmiş olan Super Wall’ı yazıp diğer Facebook uygulamaları için bir reklam platformu olarak kullanan RockYou geliyor. Oluşturdukları reklam ağı ile diğer Facebook uygulamalarına kullanıcı satıyorlar ve bir kullanıcının şu anki değerini ortalama 0,30$ olarak hesaplamışlar. Bu değerin daha da yükseleceğini tahmin ediyorlar; üstelik bu Facebook’un kendi kârının üzerine eklenen bir miktar. Meta-Markets’da ortaya çıkan değerlerle, bunun benzeri pratikte elde edilen değerlerin örtüşmesi gibi bir kaygın veya ilerisi için böyle bir stratejin var mı?
arikan: RockYou ve benzeri Facebook reklamcıları bizim hedeflerimize ulaşmamıza yardım ediyorlar bir yerde. Daha çok insan Facebook’da kullanırken bir değer ürettiğini görüyor. Bu reklam sistemlerindeki değer hesaplarını da Meta-Markets içindeki formüllerde kullanabiliriz ileride. Silikon vadisindeki genel eğilime göre bu reklamcılardan daha çok çıkacak. Sadece Facebook’daki sosyal ağı üzerinde çalışacak projelere yatırım yapmak amacıyla risk sermaye şirketleri kuruluyor birer ikişer. Ayrıca bir çok mevcut ve yeni servis Facebook’daki başarılı sosyal ağ modellerini kopyalıyor, kopyalacaktır da… Bütün bu gürültünün içinde önemli olan soru şu. Sosyal web servilerini kullanan kişiler verdikleri emeğin karşılığını tam olarak alıyor mu? Bunun cevabı şu: hayır almıyorlar. Biz de bu emeğin ederini görünür hale kılmak için bir sosyal ürünler borsası kurduk ki hepimizin emeği elle tutulur, yani hesabı sorulabilir olsun. Üstelik Meta-Markets’da farklı farklı servislerin ürünlerini açabildiğin için, Greg Smith’in Meta-Markets review’unda yazdığı gibi farklı sosyal ağlar arasında (Flickr ile Facebook ile Delicious v.s) değer alışverişi sağlıyor Meta-Markets. Bu ortamda paha biçilmez bir bilgi türü yaratıyor bence.

arikan | July 21st, 2007

Açık Devlet İçin İstanbul Bildirisi İmzalandı

Devletlerin tüm resmi verilerini kamu yararına açması bildirisi geçtiğimiz ay İstanbul’da yapılan OECD konferansında imzalandı. İstanbul Bildirisi‘ne göre devletler sadece Gayri Safi Milli Hasıla (GDP) gibi genel ekonomik ölçümler yapmayacak, toplumun gelişmesiyle ilgili çok daha derin ölçümler yapıp bunları aynen topluma açık edecek. Yani bireylerin içinde bulunduğu toplumun nasıl geliştiğini düzenli olarak takip edebilmesi öngörüldü.

İstanbul Bildirisi dünyada veri görselleştirmesi, veri analizi, ve veri ticareti üzerine çalışan bir çok kişiyi İstanbul’a çekti. Popüler Internet işi blogu TechCrunch yazarı Mike Arrington, O’Reilly Radar blogundan Jesse Robbins, Silikon Vadisinden web2.0 veri modelleme ve veri ticareti girişimi Swivel‘ın kurucuları, bilgi görselleştirme topluluğu oluşturmaya çalışan IBM Many Eyes araştırma grubu, Dünya Bankası görselleştirme grubu Mapping Worlds, ve GapMinder projesini daha yeni Google’a satan İsveçli Profesör Hans Rosling İstanbul’da sunuş yaptılar. Özellikle Hans Rosling’in sunuşunu izlemenizi tavsiye ederim. Geçen sene Hans Rosling’in dünyadaki güç dengelerini istatistik görselleştirmelerle açık ettiği dillere destan TED sunuşunu da mutlaka izleyin. OECD toplantısının sonunda Enrico Giovannini konuşmasında İstanbul Bildirisi’nin ana hatlarını anlattı.

Açık devlet pratikde nasıl gerçekleştirliebilir?

Derin devlet ilişkileriyle örülmüş bir ortamda açık devlet ilk bakışta erişilmez bir ideal gibi gözüküyor. Ancak ölçüm ve veri analizi yapmak pratikde bizi derin devletten açık devlete taşıyabilir. Mesela Susuruluk kazasıyla ortaya çıkan bilgi kadar hergün devlet hakkında düzenli bilgi ortaya çıktığını düşünün… Sadece toplumun gidişatı değil devletin kendi işleyişi de düzenli olarak ölçülmeli ve ortaya çıkan veriler kamu yararına açılmalı. Her iki ölçüm için de şu noktalara dikkat edildiğinde açık devlet için pratik adım atmış oluruz:

  1. Ölçümün kendisi açık yapılmalı. Yani biz ölçtük veri budur değil, ölçümün nasıl yapıldığı açık olmalıdır.
  2. Ölçüm yöntemleri ve araçları ortak kararlarla belirlenmeli.
  3. Ölçülen veriler herkesin Internet üzerinden kolayca erişebilieceği standardlarda düzenlenmeli.
  4. Verileri herkes yorumlayabilmeli. Yorumlamak için gerekli görselleştirme araçları herkesin kullanımına açık olmalı.

Yarın seçim var. Yeni meclisten ilk isteğimiz açık devlet.

NOT: Türkiye İstatistik Kurumu sitesinde bulacağınız excel dosyaları veri kaynağı değil analiz edilmiş sayılar ve grafiklerdir. Açık veri demek ölçülen verilerin ham olarak açık olmasıdır.

arikan | July 10th, 2007

Internet Televizyonu Nasıl Çalışır?

Internet Televizyonu, yani IPTV, internet üzerinden sürekli akan görüntü yayınıdır. Normal televizyondan farkı izlediğiniz görüntülerin radyo sinyali (VHF, UHF) olarak değil sayısal veri paketleri (TCP/IP) olarak gelmesidir.

Televizyon sadece evinizdeki kutu değil tabii ki. Televizyon bir sistemdir, her adımında binlerce kişiyi besleyen dev bir ticaret sistemi.

Klasik televizyon sistemi basitçe şöyle çalışır:

alıcı | anten | sinyal | verici | kanal | içerik üretici

Internet televizyonu (IPTV) basitçe şöyle çalışır:

bilgisayar | internet | veri paketi | sunucu | kanal | içerik üretici

Internet Televizyonu vs. Klasik Televizyon

Bu resme göre klasik televizyon ile Internet televizyonu arasındaki fark sadece görüntünün aktarılış biçimi gibi duruyor. Halbuki Internet televizyonunun çok önemli bir farkı var: izleyicilerden girdi alabilmeniz. Yani klasik televizyon tek yönlü iletişimken IPTV karşılıklı iletişim. Diğer bir değişle izleyiciler artık kullanıcı oluyor, web sitelerinde olduğu gibi. Bu etkileşim özelliğinin nasıl kullanılacağı henüz yeni yola çıkan bir çok IPTV şirketi tarafından keşfedilme aşamasında.

P2P (”peer-to-peer”) televizyonu Joost izleyicilerin seyrettikleri görüntüleri oylamasını sağlayacak kolay arayüzler sunuyor. Eğer izlediğiniz Madonna videosunu veya göçmen kuşlar belgeselini sevdiyeseniz yıldız veriyorsunuz. Herkes aynı şeyi yapıyor. Böylece zamanla herkesin katkısıyla en çok tutulan videolar ve haliyle bu videoları sunan kanallar öne çıkıyor. Joost iyi içerik sunan bir sistem haline geliyor. Siz de yıldız vererek bedavadan Joost için emek vermiş oluyorsunuz…

Internet Televizyonu vs. YouTube

IPTVnin YouTube gibi video paylaşım servislerinden tek farkı klasik TVden alışık olduğunuz kaliteli görüntü vaadetmesi. Kaliteli görüntü tam ekran izlemek değil, yüksek çözünürlükte tam ekran görüntü izlemek. Meslea futbol maçları, yeni çıkan Hoolywood filmleri, müzik videoları, veya ilginç belgeselleri herkes kaliteli izlemek ister. Yüksek çözünürlükte görüntü yayınlamanın iki yolu var:

  1. Merkezden-kitleye: Kuvvetli bir sunucu tarlası ve geniş veri hattı sahibi olmak veya bunu işletmek.
  2. Kitleden-kitleye: Eşler arası (”peer-to-peer”) dağıtımlı bir veri sistemi kurmak ve işletmek.

Birinci yöntemi ancak cebinizde yüklü paranız varsa uygulayabilirsiniz. Kullanıcı sayınız arttıkça daha fazla yatırım yapıp tarlayı ve veri hattını genişletmeniz gerekir. İkinci yöntemi cebinizde üç beş kuruş varken uygulayabilirsiniz, ancak sistemi bir anda çalışır hale getiremezsiniz, ağı zamanla besleyip büyütmeniz gerekir.

Eşler arası sistemde izlediğiniz yüksek kalite görüntü merkez bir sunucudan değil size yakın olan başka bir izleyicinin bilgisayarında sunulur. Aynı dosya paylaşım sistemi bitTorrent’de olduğu gibi. Herkes birbirinden indirir görüntüleri. Doğal olarak böyle eşler arası dağıtımlı bir sistemin iyi çalışması çok kişinin sistemi aktif kullanması ve tutan görüntülerin bir çok kişide olması gereikir. Yani yeni çıkan Madonna videosu bana coğrafi olarak yakın bir çok kişide olmalı ki ben de izleyebileyim. Eşler arası dağıtımlı sistem neredeyse problemsiz genişleyebilir. Yani sonsuza kadar büyür büyür büyür ve sistem işletmecisinin cebinden hala beş kuruş çıkmaz. Tabii siz sadece bir izleyici değil aynı zamanda görüntü dağıtıcısı haline gelerek emek ve kaynak harcarsınız. Yani yüksek kalite görüntüleri sunarken Internet bağlantısı ve bilgisayarınızın işlem gücü harcamış olursunuz…

Optimizasyon = Kitleden-kitleye + Merkezden-kitleye

Merkezden-kitleye yöntemini Türkiye’de cebinde parası olan Doğan Holding gibi medya patronları uygulamak ister. Çünkü daha karmaşık olan kitleden-kitleye sistemi kuracak bilgi ve becerileri yoktur. Kitleden-kitleye yöntemini dünyada daha önce eşler arası dağıtım sistemini denemiş ve başarılı olmuş (KaZAa dosya paylaşımı, Skype) Janus Friis ve Niklas Zennstrøm uyguluyor. Tabi Joost girişiminin milyon dolarlık (tam 45 milyon dolar) risk sermayesi yatırımını da ceplerine indirmiş olduğunu hatırlayalım. Bu şu anlama geliyor.

  1. Joost’a milyonlarca yatırım yapanların iki üç yıl içinde 10 katı geri dönüş beklediğini düşünürsek IPTV pazarının önümüzdeki yıllarda küresel boyutta ne kadar büyüyeceğini görebiliriz.
  2. Joost saafi P2P bir sistem değil yarı kitleden-kitleye (üç beş kuruş) yarı merkezden-kitleye ($$$) optimize bir sistem kuruyor.

Yani Joost özellikle ağa yeni giren içeriği çabuk dağıtabilmek için eşler arası dağıtımı aralarına yer yer merkezler yerleştirerek destekliyor. Bunlara dağıtım adaları deniyor. Dünyanın önemli Internet düğümlerine (”hub”) optimize bir şekilde yerleştirilen sunucu tarlaları izleyici kümelerine yeni içerikleri şırınga ediyor. Böylece yeni Madonna videosu hemen ağda bulunur hale geliyor.

Joost ağının mimarı Colm MacCárthaigh’ın sistemi nasıl kurduğunu anlattığı sunuşunu beş adet 10 dakikalık YouTube videosu olarak seyredebilirsiniz. Colm blogunda IANA‘dan özel Joost portu (4116/TCP) bile aldıklarını belirtiyor.

Joost teknik altyapıya yüklendiği kadar içerik kaynaklarına da yükleniyor. Herkesin çok iyi bildiği MTV gibi dev merkezden-kitleye TV şirketleriyle ve reklam dağıtıcılarıyla bir bir içerik anlaşmaları imzalıyor.

Bunları yazmamın iki sebebi var. Birinicisi Türkiye’de şu anda olduğu gibi bir iki medya patronu değil milyonlarca medya patronu görmek istiyoruz. İkincisi gelecekte bir gün Joost kelimesini Türkçe’ye çevirmek isteyen olursa burası bir başlangıç olabilir.

* Yazıda kullanılan resim video sanatçısı Nam June Paik‘in TV Buddha (1974) yerleştirmesi.

arikan | June 29th, 2007

Bugün Satışa Çıkacak iPhone İçin Her Yerde Uzun Kuyruk

iphone-apple-store-live1.jpg

Bugün (29 Haziran) saat 6pm’de Apple iPhone satışa çıkıyor. Tüm Apple dükkanları önünde kuyruk var. CEO’sundan blogcusuna çoluk çocuk tüm azmış tüketiciler iPhone’a herkesden önce sahip olmak için uzun kuyruklar oluşturuyor. Uzun Kuyruk meğer sadece bir internet ekonomisi teorisi değilmiş, pratik olarak da karşımızda.

Biz de Düğümküme olarak bu tarihi olaya yakından bakalım dedik, New York 5th Ave Apple Dükkanı önünde 24 saat önceden iPhone beklemeye başlayan insanların fotoğraflarnı çektik (aşağıda). Ayrıca bu vesile ile daha önce Düğümküme’de yazdığımız iPhone yazılarına bir bakın:

Haziran 2007

Mart 2007

Ocak 2007

Ayrıca New York 5th ave Apple Dükkanı önündeki uzun kuyruklardan çektiğimiz videoları canlı canlı YouTube’a koyuyoruz. Gün içinde devamı gelicek, bu tarihi tüketim çılgınlığı anını merak ediyorsanız takip edin.

EK: Bu sabahtan yeni iphone kuyruğu fotoğrafları ve videoları. + Kuyruğun başında 48 saattir bekleyen ilk iPhone sahibi olacak kişinin videosu

iphone-apple-store-live0.jpg

iphone-apple-store-live3.jpg

iphone-apple-store-live2.jpg

iphone-apple-store-live4.jpg

arikan | June 29th, 2007

Google Cıbır Geliştirmek İsteyenlere Para Veriyor

cibirlar.jpg

Google bugün cıbır geliştiricilere para kaynağı sağlayacak Google Gadget Ventures programını açıkladı. Google Gadget Ventures mevcut bir cıbırı geliştirmek isteyenlere $5,000 (6,500 YTL), yeni cıbır işi kurmak isteyenlere $100,000 (130,000 YTL) öneriyor. Ancak cıbırınız haftada en az 250,000 sayfa gösterimi alıyorsa başvurabiliyorsunuz. Eğer kolları sıvayıp mevcut cıbırları geliştirerek işe başlamak istiyorsanız Google Cıbır Listesine bakın.

Google böylece kitlesel boyutta risk sermayesi (”venture capital”) işine girmiş oluyor. Bu girişimiyle yeni başlattığı iGoogle oluşumunu geliştirmeyi hedefliyor. Yani binlerce geliştiriciye para verecek olmasıyla risk alıyor ve yatırım yapacağı ekiplerin iyi cıbırlar geliştirmelerini umuyor.

Cıbır nedir?

İngilizce “gadget” ya da “widget” olarak kullanılan şeye biz cıbır diyoruz. Cıbırlar genelde blogların sağ barında gördüğünüz üçüncü parti web servislerine ait olan kutu kutu araçlardır. Sadece Google değil hemen her web 2.0 servisi çeşitli cıbırlar geliştirir ve dağıtır. Böylece servisleri pek çok dağıtımlı noktadan ulaşılabilir hale gelir ve servislerine ziyaretçi trafikleri artar. Cıbırların şöyle özellikleri vardır:

  • Uzaktan veri okuyup gösterirler.
  • Tek fonksiyonları vardır.
  • Basit işler yaptığı için geliştirmesi kolaydır.
  • HTML içine kolayca kopyala yapıştır şeklinde gömülürler.
  • Genelde Flash veya HTML+CSS+Javascript ile yazılır.

Cıbırlara örnek olarak çok sık kullanılan Technorati bağ sayısı cıbırları, Yahoo cıbırları, veya iPhone cıbırlarını düşünebilirsiniz. Cıbır kullanımı çok yaygınlaştığı için blog yazılmı WordPress yeni verisyonunda kolay cıbır eklentisini çıkardı. Ayrıca hemen her gün yeni cıbır sıralama sitesi çıkıyor piyasaya.

Etkin Çiftçi | May 31st, 2007

On Yılda Yüz Milyon Alan Adı

31 Mayıs 2007 istatistiklerine göre kayıtlı üst seviye alan adları yüz milyon sınırına dayandı. Pastanın büyük bir kısmı ise godaddy, networksolutions gibi 15 büyük kayıt ofisi tarafından paylaşılmış durumda. Üst seviye alan adları (top level domain) hem bilinirliği, kullanışlılığı nedeniyle, hem de bürokrasiye dokunmadan elde edilmesi yüzünden önemli bir pazar. Gerçi ülke kodlu alan adlarında da tablo çok farklı değil.

Beni bu rakamlara sürükleyen mesele ise, bir müşterim için kısa ve telaffuz edilebilir bir alan adı bulmaya çalışırken verdiğim amansız mücadelen başka bir şey değil. Hayatımda ilk defa sadece bu iki temel ölçüte göre yapmak durumunda kaldım; telaffuz edilebilirlik ve kısalık.

Boyut Önemlidir
Sonuçta, web’in enteresan bir yüzünü daha keşfettim. 5letter.com adlı sitede sadece beş harf ölçütüne göre alan adı araması yapmak mümkün. Kısa olsun da ne olursa olsun diyenler için müthiş bir kaynak. Yine başka bir sitede ise telaffuz edilebilirlik ölçütüne göre arama yapmanız mümkün.

Bu araçlara sahip olmak güzel. Öte yandan alan adları markaların, tüzel kişiliklerin önüne mi geçmeye başladı? Nedir onları bu kadar önemli kılan? Heralde birileri bu konuda tez bile yazmıştır.

Boran Guney | May 4th, 2007

16 Bit Üzerinden İfade Özgürlüğü Krizi

AACS kodu

Olay, bir hacker’ın yeni nesil HD-DVD’lerin kopyalanmasını kesinlikle engellediği varsayılan AACS (Advanced Access Content System) korumasını kırıp, tüm HD-DVD okuyan makinelerin sahip olduğu 16 bitlik hexadecimal anahtar sayıyı bir forumda paylaşıma açmasıyla patlak verdi.

Çok kısa bir süre içerisinde 70.000 siteye yayılan rakamı yayından kaldırabilmek adına MPAA (Motion Picture Association of America) ve AACS içlerinde Digg.com‘un da bulunduğu yüzlerce siteye DMCA (Digital Millenium Copyright Act) altında “cease & desist”, kapat, kaldır ya da sizi mahvederiz yazıları göndermeye başladı. (Bildiğiniz gibi bu yasanın hükümlerine göre fikri haklarla ilgili herhangi bir anlaşmazlık söz konusu olduğunda, hangi tarafın haklı olduğuna bakılmaksızın ilk önce söz konusu materyel yayından kaldırılıyor.)

Bu strateji daha ilk baştan başarısız olacağının sinyallerini verdi, AACS’in yazısı üzerine 10 -15 üyesinin sayfasını yayından kaldıran digg.com yönetimi, tepkilerin artması ve anahtarın silindikçe daha çok sayfada belirmesinin ardından, söz konusu sayfaları silmekten vazgeçti ve bir açıklama yayınlayarak MPAA’in avukat ordusuna karşı finansal olarak duramayacaklarını ama eğer kullanıcıların tutumu bu yöndeyse savaşarak batacaklarını duyurdu.

Bu arada kodu yayınlayan web sitesi sayısı 800.000′e ulaştı. Bugün BBC’ye demeç veren AACS başkanı Michael Ayers, gerekirse tüm bu siteleri karşı yasal işlem başlatacaklarını ve hukuk departmanlarının bunun üzerinde çalıştığını söyledi. Eğer gerçekleşirse, bu yasal harekat dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük davası olmaya aday.

arikan | March 15th, 2007

Galeri HTTP Ağlı Sanatları Destekliyor

Galeri HTTP Londra’nın yeni medya ve ağlı sanatlara (”net.art“) adanmış ilk galerisi. Resim gösteren klasik sanat galerilerine veya kavramsal sanat odaklı çağdaş sanat galerilerinden farkları şunlar:

  1. Sanat işlerini hem sanal hem fiziksel olarak sergilemesi.
  2. Kolektif üretime temelden açık olması.

Galeri HTTP şu anda Başkalarıyla Yap (”Do It With Others”) konulu bir etkinlik düzenliyor. Galeride gösterilecek işleri email listesinde herkesle tartışarak karar veriyorlar.

will-n-testament.png

Will-n-testament, Olia Lialina 1998

Temel medyum olarak Internet’i kullanan ağlı sanatlar varolan klasik sanat endüstrisi yapılarına uyum gösteremiyor. Ağlı sanat işleri geliştiren sanatçılar galeri ve müzelerde ya hiç yeralmıyorlar ya da bu sanatsal mekanların işletmecileriyle anlaşmazlık yaşıyorlar. Örneğin Moskova’lı sanatçı Olia Lialina Internet’de dosya yükleme hızını kullanan Will-n-testament işini New York Digital Salon’da gösterirken özellikle Internet’e bağlı tarayıcı penceresi içinde gösterilmesini istemişdi. Ancak küratör işi tam ekran bir resim gibi pojeksiyonda göstermiş ve Lialina bu durumu kendi web sitesinde anlatmıştı.

Bugün Internet dağıtımlı yaratıcılığın (”distributed creativity“) en önemli altyapısını oluşturuyor. Dağıtımlı yaratıcılığın normal yaratcılıktan farkı ne?

  1. Sanat işinin çok kolay ve özgür olarak dağıtılması. Böylece sanatla sadece galeride, müzede, yolda değil günlük bilgi trafiği içinde de karşılaşmak.
  2. Üretim araçlarına ve bilgiye eşit şartlarda erişim. İzleyici/kullanıcı üreticiyle rolleri değiştirebilecek kadar işin içine giriyor.
  3. Santçılar arasında kolay/hızlı/yoğun işbirliği imkanı. Email, RSS ve benzeri araçlarla sürekli bağlı ve haberdar kalmak ve dolayısıyla daha zengin iletişim kurmak.
  4. Sanatçıyla izleyici arasında geçirgen bir sınır oluşması. Üretir üretmez ve hatta üretim aşamasında işi açmak ve paylaşmak.

Kapat
E-posta ile paylaş