Archive for the ‘dokunsal’ Category

Dara Kılıçoğlu | April 28th, 2008

Şeyleri Konuşturmak: Ağ Nesneleri Çalıştayı

New York Üniversitesinde bulunan Tisch School of Arts, Interactive Telecommunications Program’dan Tom Igoe, 22, 23, 24 Mayıs tarihlerinde, “Şeyleri Konuşturmak: Ağ Nesneleri (Making Things Talk: Network Objects)” isimli bir fiziksel programlama çalıştayını yönetmek için İstanbul’a geliyor. Elime geçen metinde etkinlik şöyle anlatılıyor:

“Bu çalıştayda katılımcılar birtakım mikroişlemciler ve çeşitli algılayıcılar ile bilgisayarlar ve fiziki dünya arasında nasıl bağlantı kurulabileceğini öğreneceklerdir. Katılımcılar uygulamalı olarak, kendi üretecekleri algılama sistemleri ile ağ içinde var olan diğer bilgisayarlarla nasıl iletişim kurulacağını da deneyimleyeceklerdir. Basit düzeyde kablosuz iletişim yöntemlerinden bahsedilecektir. Kullanılacak araçlar Arduino mikroişlemci platformu, XBee sayısal radyoları, Processing programlama dili ve çeşitli algılayıcılardan oluşmaktadır.”

Yukarıdaki yazıdan benim anladığım bu çalıştayın geçtiğimiz günlerde düzenlenen Hernando Barragan’ın Wiring workshop‘undan biraz daha karmaşık veya bir başka deyişle daha ileri seviye olacağı. Katılımcıların basit elektronik, programlama ve fiziksel programlama kavramlarına aşina olmaları bekleniyor. Katılmak isteyenlerin vakit kaybetmeden bir proje düşünmeleri iyi olabilir. Ayrıca şu, şu, şu ve şu kaynaklardan örneklere bakarak alıştırma yapmaya başlamak da iyi olabilir.

Düğümküme arşivinden ağa bağlı nesneler ile ilgili bir yazı: Elektronik Nesnelerin Otomatik Bloglaması

Tom Igoe Kimdir?
1989′da Virginia Tech’de Tiyatro Işıklandırması ve Sahne Tasarımı eğitimi alan Igoe daha sonra 1997′de NYU ITP’den yüksek lisans derecesini aldı. Igoe özellikle fiziksel programlama alanındaki çalışmaları ile tanınıyor. Tom Igoe’nin Dan O’Sullivan ile beraber yazdığı “Fiziksel Programlama, Dünyayı Bilgisayarlar ile Algılamak ve Denetlemek (Physical Programming, Sensing and Controlling the Physical World with Computers)” isimli kitabında başta karmaşık görünen kavramları espirili ve kolay anlaşılır bir dil ile kaleme alarak örnekler ile açıklıyor. Ayrıca Igoe’nin İstanbul’da düzenleyeceği etkinlik ile aynı isimi taşıyan, daha yakın bir zamanda O’Reily’den yayınladığı “Şeyleri Konuşturmak (Making Things Talk)” isimli bir başka kitabı daha bulunuyor.

Dara Kılıçoğlu | April 18th, 2008

amber’08 — Sanat İşleri için Çağrı

amber’08 beden-işlemsel sanatlar festivali, Türkiyede gerçekleşen en büyük sanat ve yeni medya etkinliği ikinci kez gerçekleşiyor.

Bu yılın festival teması “Inter-pasif Persona”, her yanıyla dijitalleşen dünyamızda kimliğimize sanatsal ve eleştirel bir gözle bakmayı hedefliyor. Festival farklı mekanlarda gerçekleşecek sahne gösterileri, sergiler, atölye çalışmaları sanatçı sunumları ve seminerler içeriyor.

Amber’08 çerçevesinde biri etkileşimli enstalasyonlar diğeri etkileşimli oyunlara yönelik olmak üzere iki sanatsal çağrı yapılıyor.

Etkileşimli enstalasyonlar için yapılan çağrı festivalin bu yılki teması etrafında geliştirilmiş işleri hedefliyor. Başvurular arasından seçilecek işler amber’08 çerçevesinde sergilenecek. Lütfen etkileşimli kurulumlar için başvuru formunu (.doc) (.zip) indirin.

İkinci çağrı bu yıl başlatılan yeni bir bölüm olan “etkileşimli oyunlar sergisi” için yapılıyor. Fransa’dan M2F CREATIONS ile ortak olarak düzenlenen bu bölüm fare ve klavye kullanımına dayanmayan, yeni etkileşim konseptleri ile geliştirilmiş oyunları hedefliyor. Bu sergide ziyaretçiler doğrudan bedenleri, hareketleri, sesleri ile etkileşime girerek oyun oynayacaklar. Başvurulan arasından seçilen oyunlar davet edilen oyunlarla birlikte bu özel bölümde sergilenecek. Lütfen etkileşimli oyunlar için başvuru formunu (.doc) (.zip) indirin

Daha fazla bilgi için http://www.a-m-b-e-r.net sitesine bakabilirsiniz.

arikan | April 8th, 2008

Türkiye’de Toplumsal Denetimin Bir Sembolü: ELVIS Güvenlik Kamerası

Çağlar Kanzık ve Dara Kılıçoğlu buldukları ELVIS marka caydırıcı güvenlik kamerasını yeniden konumlandırarak Türkiye’nin politik geçiş sürecindeki toplumsal denetim sistemine bir eleştiri getiriyorlar. İzleyici kayıt etme özelliği bulunmayan bu güvenlik kamerası ile karşı karşıya getiriliyor; ulusal-devletten demokratik devlete geçiş sürecindeki ülkenin gerçek kukla-aktorü ile tanışıyor.

Süper güç Amerika’nın pop yıldızı Elvis Presley’den ismini alan ELVIS marka kamera, içi aynalar ile kaplanmış ahşap bir kutu içerisine yerleştirilmiş. İzleyici aynalar ile sağlanan karmaşık perspektif sayesinde guüvenlik amaçlı tasarlanmış bu sahte kamerayı farklı açılardan görebiliyor.

ELVIS Tershane’nin yeni galerisinde gösterilecek. Açılış 9 Nisan Çarşamba saat 19:00. Turnacıbaşı Sok. No 19 Beyoğlu İstanbul (Galatasaray Hamamı’nın olduğu yerde).

Avrupa Birliğine girmek için yapılacak işler listesini tamamlamaya çalışan Türkiye Avrupa standartlarını tutturabilmek adına daha fazla toplumsal denetime ihtiyaç duymaya başladı. Bir anda yeni uygulamaların ve denetimlerin ülkesi oluverdi. Güvenliği arttırılmış yeni pasaportlar, açıktan et satışını yasaklayan düzenlemeler, otoyollarda kukla polis arabaları, TC kimlik numarası ve benzer uygulamalar geldi. Anlaşılmaz bir şekilde bu uygulamlar ne disiplin toplumunun (ulus-devlet) katı denetim kurallarına uyuyor ne de kontrol toplumunun (demokratik devlet) görünmez düzenleme makenizmalarına uyuyor. Baskın Oran bu geçiş dönemini “Türkiye’de aydın ve demokrasi” yazısında şöyle yazmıştı:

Türkiye’de aydın, ülkeyi 1920 ve 30′ların Batısına uydurmak yönünde çok ciddi bir başarı kazanmıştı. Yarı-feodal bir imparatorluktan modern bir ulus-devlete geçişi sağlamıştı. Ümmetten millete geçişi başarmıştı. Tebaadan vatandaşa geçişi temin etmişti.

Fakat bugün, soyadı asimilasyon olan ulus-devletten demokratik devlete geçmeyi vatanı bölmekle eş tutuyor. Alt kimlikleri tanımayı reddeden milletten çoğulcu ulusa geçmeyi ihanet olarak yorumluyor. Alt kimliği inkar edildiği için bu ülkede kerhen yaşayan vatandaştan, alt kimliği tanındığı için bu ülkede severek yaşayacak vatandaşa geçmeyi engellemek için kendini paralıyor.

ELVIS Tershane’nin yeni galerisinde gösterilecek. Açılış 9 Nisan Çarşamba saat 19:00. Turnacıbaşı Sok. No 19 Beyoğlu İstanbul (Galatasaray Hamamı’nın olduğu yerde).

engin | January 7th, 2008

İstanbul’u Yanınızda Taşıyın

Take Away İstanbul

2 hafta kadar önce İstanbul’a kısa bir ziyaret yaptım. 1.5 senedir İstanbul’a gitmediğim için iyi-kötü bir dolu yenilik gözüme çarptı. İyi tecrübelerimden bir tanesi, Take Away İstanbul ile tanışmam oldu. Take Away İstanbul, bir avuç tasarımcının İstanbul kültürü üzerine düşünüp, tasarlayıp, ürettirdikleri objeleri Kanyon Alışveriş Merkezi’nde küçük bir standda satıyor. Kendilerini şöyle anlatıyorlar:

Take Away İstanbul tasarımcıların İstanbul ile ilgili ürünler tasarlayacağı, üreticilerin tasarımcılar ile beraber ürünler üzerinde çalışacağı ve sonucunda müşterilerin tasarım değeri olan ürünler bulabilecekleri bir proje olarak düşünüldü. Proje Mayıs 2007’de ürünler ve konsept çalışmaları üzerindeki ilk görüşmeler ile başladı ve o zamandan beri birçok kişi projeye dahil oldu. Yeni tasarımcıların, üreticilerin ve müşterilerin de zaman içinde bu ana gruba dahil olmaları düşünülüyor. 5 aylık hazırlık çalışmaları sonucunda, proje, Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki ilk satış noktası ve şimdi de ziyaret etmekte olduğunuz alışveriş sitesi ile bir marka çalışmasına dönüştü.

Take Away İstanbul tasarımcıların düşüncelerini gerçekleştirmek için üretimden satışa kadar kurulmuş hazır bir platform. Kanyon’daki ithal ürünler satan birçok mağazanın arasında, sunduğu ürünler ile pırıl pırıl parlıyor. Ürünler son derece İstanbul’a has. Özellikle tellak, dolmuş şöförü gibi karakterler içeren ürünlerini mutlaka görün. İstanbul silüetli koli bantından İski rögar kapağı nihalesine, ince belli shot bardağından İstanbul dolmuş haritasına kadar Türkiye’yi tanıyan herkesi gülümsetecek güzel ürünler satıyorlar.

Take Away İstanbul logo

Grubun üretim ve satış konularındaki koordinasyonunu sırtlayan Seda Ertem’i Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki standda görebilir, ürünler hakkında küçük hikayeler dinleyebilirsiniz. Ben ‘denize ağzında sigara ile girenler için boyun askılı küllük’ projesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Bakmak isterseniz, İstanbul’da çektiğim resimler de şurada.

arikan | December 24th, 2007

Ekran Koruyucusu mu Video Sanatı mı?

magnet-tv.jpg

Televizyonunun dantelli örtüsü ile bilgisayarın ekran koruyucusu kültürel açıdan birbirlerine benzer. İkisi de öncelikle cihazı koruma amaçlı, yani televizyona toz konmasın veya bilgisayar ekranı yanmasın –sürekli aynı görüntü olursa parlak ışıklar ekranı yakar– diye kullanılır. Ancak bu iki amaçdan daha da önemlisi koruyucuların biçimidir. Koruyucunun “güzel” bir dantel veya “ilginç” bir ekran koruyucusu olması istenir. Halbuki koruyucular sadece biz ekrana bakmazken varlık gösterirler. O halde görmeyeceğimiz bir biçim konusunda neden seçiciyiz? Nerden gelir bu bakmayacağımız şeyleri süsleme arzusu?

Ekran koruyucular çoğu zaman bir animasyon veya bir dizi fotoğraftan slayt şov (”slide show”) şeklindedir. Bugün bilgisayar okur yazarı pek çok kişi bir video sanat işi veya işlemsel animasyon gördüğünde “bundan çok iyi ekran koruyucu olur” der. Tekno-kültürel süsleme güdüsüdür bu, tekno-kitsch‘e işaret eder. Sanatçı ister “yüksek” sanat yapsın ister turistik hediyelik eşya, galeri duvarıyla ekran koruyucusu arasında bir pazarda yerini alır.

* Sağda Nam June Paik Magnet TV, solda bu işe Chris Collins‘in övgüsü.

İlgili bağlantılar

arikan | December 3rd, 2007

Ekranın Ötesinde: İşlemsel Fabrikasyon Workshopu

071127_gx20_lennyjpg.jpg

Generator.x 2.0: Beyond the Screen
24 Ocak -­ 2 Şubat 2008, Ballhaus Naunynstrasse / [DAM] Berlin

Berlin’de Transmediale festivali boyunca Generatorx.no, Club Transmediale, ve [DAM] Berlin galerisi ortaklığında işlemsel prototip yapma workshopu düzenleniyor. Bu workshopda katılımcılar programlayarak yarattıkları üç boyutlu modelleri aynı zamanda fiziksel olarak üretecekler. Fiziksel üretim dijital fabrikasyon teknikleri ile, yani 3 boyutlu printer, CNC milling, ve lazer kesicilerle yapılacak.

Dijital fabrikasyon araçları bir zamanlar sadece fabrikalarda kullanılabilirken artık git gide ucuzluyor ve küçük bir tasarım stüdyosunda kullanılabilecek hale geliyorlar. Bu sebeple tasarımcılar ve sanatçılar yarattıkları modelleri doğrudan üretebilmeye, kolayca skeç ve prototip yapma imkanına erişiyorlar. Dahası bu tür araçlar artık sadece kitlesel üretim için değil çok daha özel siparişler üzerine üretim yapmak için de kullanılabilir hale geliyor. Mesela birisi size özel yapım bir sandalye sipariş verirse bunu tasarlayıp bir atolyeye götürmek yerine direk stüdyonuzda bilgisayardan çıktı alarak yapabilirsiniz.

İşlemsel tekniklerle çalışan sanatçılar ve tasarımcılar için dijital fabrikasyon sanal ve ekrandaki dünyanın ötesinde yeni kapılar açıyor. Parametrik modelleme yeni yüzeyler, yeni nesneler, yeni mekanlar üzerinde işlemsel deneyler yapmaya izin veriyor. Programlanarak yaratılanlar dijital fabrikasyon ile dokunabileceğimiz ve gerçekten mekanın içinde varolan nesnelere dönüşüyor.

071127_gx20_jaredtarbell.jpg
Jared Tarbell: Spheroids and cubes

Katılım İçin Çağrı

Bir haftalık workshop için işlemsel sistemlerle deneyimi olan ve dijital fabrikasyon ile üretim yapmak isteyen 15 sanatçı, tasarımcı, ve mimar aranıyor. Workshop genel olarak pratik olacak ve sonuçlar [DAM] galerisinde sergilenecek.

Workshop bedava ancak yolculuk ve kalma yeri sağlanmıyor. Katılımcılardan Processing, VVVV kullanarak veya herhangi bir şeklide programlama yapabilmesi bekleniyor. Sonuçta programlanacak işler vektör çıktı alınarak dijital fabrikasyon makinelerine girdi olarak verilecek.

Başvurular PDF formatında olacak. Başvuruda CVniz, neden katılmak istediğiniz, ve workshopun işinizle nasıl bir ilgisi olduğunu anlatan bir iki paragraf içermesi bekleniyor. Ayrıca işlerinizden 5 adet resim veya websitenizdeki belgelere (görsel, video, yazılım) bağlantılar vermeniz bekleniyor.

Başvurunuzu generatorx [at] clubtransmediale.de adresine yapabilirsiniz. Son başvuru tarihi 21 Aralık 2007. Kabul edlienler Ocak başında açıklanacak.

* İlk görsel: Leander Herzog: thePhysicalVertexBuffer

arikan | November 30th, 2007

Yeni Medya ve Mimarlık Yüksek Lisans Programı

mac-buffalo.jpg

“Mimarlık okuyorum ve yeni medyayla ilgileniyorum. Bu ikisini bir arada çalışabileceğim bir yüksek lisans programı arıyorum.” diye aklınızdan geçiriyorsanız New York’da Buffalo Üniversitesi Mimarlık ve Medya Bölümü ilginizi çekebilir. Bu iki yıllık yüksek lisans programı MArch + MFA ve olmak üzere iki derece birden veriyor. İki yıllık eğitim programı PDF olarak burda, seçilmiş öğrenci işleri burada.

Son Başvuru Tarihi: 15 Ocak 2008

Kimler ders veriyor?

Bir okul araştırırken ilk bakmanız gereken şey kimlerin ders verdiği. Bu bölümde aralarına Düğümküme’de de daha önce bahsi geçen işlemsel ürünler veren çok önemli sanatçılar, mimarlar, ve medya teorisyenleri var.

Ana profesörler: Marc Böhlen, Omar Khan, Mark Shepard
Diğeleri: Josephine Anstey, Tony Conrad, Shadi Nazarian, Dave Pape, Trebor Scholz, Hadas Steiner, Shahin Vassigh

Burs ve destek var mı?

Burssuz okunmaz tabii ki. İstekli ve çalışkan adaylara Teaching Assistant (TA) pozisyonları var. Yani hem maaşlı asistanlık yapıp hem de okuyabilirsiniz.

İlgili Araştırma Laboratuvarları

Amerikan okullarında genelde bir fakülte etrafındaki tüm kaynaklar öğrencilere açıktır. Bu sayede okulda geçirdiğiniz iki yıllık sürede dersler dışında en çok bu lablerden ve ordaki insanlardan öğrenirsiniz. Kampüste robot atolyelerinden performans stüdyolarına kadar faydalanabileceğiniz pek çok lab ve kaynak var.

Media Robotics Lab
http://www.acsu.buffalo.edu/~mrbohlen/mediaroboticsindex.html

Center for Virtual Architecture
http://cva.ap.buffalo.edu

Intermedia Performance Studio (IPS)
http://ips.buffalo.edu/

Başvuru

Adayların her iki bölüme de başvurusunu göndermesiniz istiyorlar. Başvuru formları ve daha fazla bilgi için bu bağlantıları takip edin:
Mimarlık: http://www.ap.buffalo.edu/architecture/admissions/graduate.asp
Medya Çalışmaları: http://mediastudy.buffalo.edu/s/grad_application.shtml

arikan | October 13th, 2007

Avrupa Merkez Bankası İkonu

oma-ecb-icon.jpg

oma-ecb-icon2.jpg

Avrupa Merkez Bankası yeni binası için 2003 yılında açtığı yarışmada, mimarlardan Avrupa Birliğini ve para birimi Euro’yu temsil edecek bir yapı önermelerini istedi.

Rem Koolhaas ve şirketi OMA bu yukarıda gördüğünüz yapıyı önerdi. Öneride şöyle yazdılar:

Avrupa Merkez Bankası geleneği olmayan bir bankadır. Tarihi olmayan bir para biriminin bankasıdır. Euro devlet tarafından garanti altına alınmamış tek para birimidir. Avrupanın kendisi gibi, Avrupa Merkez Bankası da modern varsayılır, çünkü yaptıklarında emsalsizdir.

OMA’nın bu yeni bina için önerisi bir finansal grafiğin doğrudan çevirisiydi. Bu biçimle OMA herhangi bir ideolojiye referans vermek istemiyordu belki, ancak bu biçim istatistiğin ideolojisine çok keskin bir referans.

* Bu yazı Meta-Markets Journal‘dan alınmıştır.

arikan | September 17th, 2007

Kıyafetler Haberlerle Örüldü

nk_sweaters.jpg

Ebru Kurbak ve Mahir M. Yavuz tarafından geliştirilen NewsKnitter (”Haber Örücü”) internetten okuduğu günlük haberleri analiz edip kazak üzerinde örüntü olarak gösteriyor. Bu yılki Ars Electronica festivalinde en çok konuşulan projelerden biri NewsKnitter. Projeden 10 parça kazak festival boyunca Campus 2.0′da sergileniyor.

NewsKintter’dan çıkan her kazak belirli bir günün haberlerine ait. Sistem 3 işlemden oluşuyor:

  1. RSS beslemelerden haber okuyan program
  2. Okunan haberleri filtreleyip görsel örüntülere çeviren grafik program
  3. Örme makinasının görselleri örme kazağa çevirmesi

Bu projeyi düşünürken aklıma iki şey takılıyor. Birinicisi Ören Bayan. İkincisi sondan eklemeli diller ailesi. Ör, örme, örgü, örüntü, bağ, bağla, bağlantı, ağ, ağlı, bağlı birbirine hem ses hem anlam olarak. NewKnitter internette beliren haberlerin örme/dokuma işlemi üzerinden ortaya koyulması. Örme işlemine çekilen dikkat eğer giyim üzerine çekilse, kazak görüntüsün değil mesela kazak bedeninin veri yoğunluğuna göre belirlenmesini düşünebiliriz.

nkshooting27_b.jpg

NewKnitter kazakları Istanbul TETAŞ Tekstil‘in Shima Seiki bilgisayarlı dokuma makinalarıyla üretilmiş.

kursat | August 9th, 2007

Yüzey Bilgisayarları Derinleşir Mi?

surface1.jpg

Jeff Han, bir kaç yıl önce internet ortamında bir çırpıda yayılan çok-noktadan dokunmalı etkileşimli masasıyla ciddi sükse yapmıştı. Geçtiğimiz aylarda ise Microsoft bu çoklu dokunmatik masa fikrini pahalı bir oyuncak olarak piyasaya sürdü. İnsan çevresini kaplayan yüzeylerin bilgisayarlarla kaplanması fikri uzunca bir süredir insanoğlunun gündeminde aslında. Bilim kurgu romanlarıyla baslayan bu trend, bilim kurgu filmleriyle sanat alemine, ve en son olarak da onlarca bilimsel araştırma merkezinin minik katkılariyla akademik aleme sıçradı. Hatta son dönem bilim kurgu sinemasında ön plana çıkan Minority Report, ilginç bir akademi Hollywood ortak calışmasıydı. Microsoft Surface’ın çıtlatmasıyla bir sonraki aşamanın akademiden ticari dünyaya taşınması olacak gibi görülüyor. Hava durumunu ve haberleri aktaran akıllı aynalar, surface gibi melez etkileşimli masa örnekleri, sizi binlerce mil ötedeki sevdiklerinizle iletişime geçiren ya da o günkü modunuzu yansıtan akıllı duvarlar, ve saire.

Yüzey bilgisayarlarını düşünürken, estetik algısında ön plana çıkan tasarım, teknoloji ve sosyal boyutlarıyla ele almak istiyorum.

Tasarım

Yüzey bilgisayarı düşüncesi tasarım perspektifinden nasıl yorumlanabilir, nasıl yorumlanmalı? Bahis konusu olan yuzey olgusu tasarım disiplinlerinin aşinası olduğu, yüzlerce yıldır farklı boyutlarıyla ele aldıkları, tasarımın vazgeçilmez elemanlarından biri aslında. Aynalar, duvarlar, tavan ve taban kaplamaları, masaların bilgisayarla harmanlanması şu anki manzarada hedeflenen ilk tasarım özneleri. Bu tasarım hedeflerinin temel açmazlarından biri tarihsel olarak bu tasarım öznelerinin taşıdığı anlamlar. Aynayı ele alalım mesela. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip, formu fonksiyonu toplumsal algısı oturmuş bir eşya. Siz bu oturaklı eşyaya tabanı olmayan bir yaklaşımla internet eklerseniz tutar mı, tutmaz mı? İnsanlari ikna edebilir misiniz böyle bir açılımla? Meselenin tasarım boyutu bu ikna kabiliyetinde yatıyor.

336-main.jpg

Tasarımın yüzeylere yaklaşımı konusunda günümüz icin akla yatan iki yöneliş olduğu kanaatindeyim;

  1. eleştirel tasarım
  2. deneysel tasarım

Eleştirel ve deneysel tasarım calışmalarını akademi ve cağdaş sanat dünyası yüklenmiş durumda daha çok. Üçüncü seçenek, yani pratik tasarım için daha alınacak yol var.

Pratik tasarımı güdüleyen en önemli etken ekonomi, yani arz talep ilişkisi. Geleneksel anlamda ürün tasarımı bir ihtiyaca cevap verme motivasyonuyla çıkar yola, bugün geliştirilmeye çalışılan bu tarz teknolojiyle, ihtiyaçtan ziyade teknoloji güdümlü insanlara yeni oyuncaklar sunmak gibi bir cıkış noktasına mı sahip? Niyet nedir? Niyet olarak ilk akla gelen şey icat ve medeniyete yeni bir katkı sağlamak. Ama bu yeter sebep midir, bu niyete başka hangi motivasyonlar eklenirse niyet ikna edici olur, gibi sorular.

Sosyal boyut

İnsani cevreleyen yüzeylerin davranış sahibi olması biraz ürkütücü gibi gözükse de, iyimserliğe meyilli insanoğlu için yan etkiler her zamanki gibi sonra dert edilecek boyutlar. Şu an için ben dahil coğumuzun esas merak ettiğiyse;

  • kısa vadede bu yeni icadlar bütününün insanlar tarafından hüsnü kabul görüp görmeyecegi;
  • bir fenomen haline dönüşüp dönüşmeyeceği;
  • dönüşürse bu tutmanın orta vadede melez arayuz platformlarını doğurup doğurmayacagı, uzun vadede konuşan, tepki veren yüzeylerin toplumu ve insanlar arası ilişkileri nasıl değiştireceği;
  • tutmazsa da, bunun çok şeyler vadettiği düşünülen, ama bir noktada tıkanıp kalan sanal gerçeklik uygulamaları (balonu) gibi mi olacağı

soruları var. Bu konuda kişisel kanaatim, insanın güçlü ya da zayıf, insancil(fitri) boyutlarıyla kesişmeyi basşran her teknolojinin, zamanla toplumda kabul göreceği, bir sağduyunun parçası haline geleceği, zıddında, yani bir ortak payda tanımlamayı başaramadığı durumda ise insan coğrafyasının zenginliğinde ancak bir hoş seda olarak kalacağı. Bakalim zaman ne gösterecek.

Teknoloji

Microsoft Surface örneğinde şaşırtıcı bulduğum noktalardan biri fiziksel algılayıcılardansa görsel tanımaya dayalı teknolojinin oynadığı belirleyici rol. Surface sistemi, optik etiketlerin kullanıldığı mini kameralarla desteklenmis bir işlemsel görsellik algoritması ve projektor sistemi üzerine kurulu. Şu an için araştırmacıları en çok meşgul eden sorulardan biri projektor ve gösteri yüzeylerinin optimizasyonu. Halihazırdaki projektor teknolojisi biçim faktorü olarak yer kaplayan, gürültülü ve pahalı bir teknoloji. Önumuzdeki dönem yüzey bilgisayarları, özelleşmiş monitorlerin, işlemsel görsellik ve optik teknolojilerinin gelişimine parallel bir gelişme eğrisi göstereceğe benziyor.


Kapat
E-posta ile paylaş