Archive for the ‘görsel’ Category

engin | March 12th, 2008

İnternet Gazetelerinden Ne Haber?

Society for News Design, geçtiğimiz günlerde dünya gazetelerini tasarımlarına göre sıralamış. Sıralamanın en tepesinde Los Angeles Times, New York Times, National Post, The Boston Globe ve Zaman (sıralamadaki tek Türk gazete) yer alıyor.

Sıralama ile ilgili bir dolu tartışma var, ben o kısmına fazla girmeyeceğim. Haberi okuduktan sonra ilk sıralardaki gazetelerin web sitelerini yan yana koyup tasarımlarına bir baktım, şöyle bir resim ortaya çıktı:

(Görsellere tıklayıp büyük görebilirsiniz)

Odullu haber siteleri

Görüntüyü sadeleştirmek için resme basit filtreler uyguladım. Görsel tasarımcılar gazete gibi yoğun içerikli sayfalar tasarlarken taslaklarına biraz uzaktan gözlerini kısarak bakarlar ve baskın blokları ve sayfa dengesini görmeye çalışırlar. Amacım bu tekniği ekrana taşımaktı, ortaya çıkan görüntü şöyle:

Odullu haber siteleri

Bu resme bakınca aklıma şu soru geldi. Acaba Türkiye’deki merkezden-kitleye haber siteleri bu teknikle nasıl görünür? Aklıma ilk gelen yüksek tirajlı gazeteleri yan yana koydum.

Turk gazete siteleri

… ve Photoshop’ta gözleri kıstım:

Turk gazete siteleri

Sonuçta ortaya çıkan soyuta yakın görüntüleri karşılaştırırsak:

gazeteler.jpg

Çok detaya girmeye gerek görmüyorum, resimler durumu gayet güzel özetliyor. Okunabilirliği analiz etmek için şöyle tartışma alanları hemen akla geliyor:

  • Blok kullanımı
  • Beyaz alan kullanımı
  • Renk ve yazı tipi kullanımında tutarlılık

Daha büyük görmek için resimlere tıklayabilirsiniz.

(Düzeltme: Sıralama gazetelerin basılı halleri için yapılmıştır ve yeni kriterlere göre düzenlenmiştir. - 23.3.08)

ali | January 25th, 2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

 

interfaces.jpg

 

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:


  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

 

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

 

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

 

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

 

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

 

arikan | January 19th, 2008

Video Wiki Çıktı

Kaltura

Wikipedia Vakfı web video editörü Kaltura ile ortaklaşa video-wiki servisine başladı. Bir nevi YouTube + Wikipedia karışımı olan bu yeni servisle birden fazla kişi beraber bir video oluşturabiliyor. İsterseniz varolan bir videoya görsel, ses, ve başka video ekleyip videoyu geliştirebiliyorsunuz veya isterseniz kendi video-wikinizi başlatabiliyorsunuz. Yani artık sadece wiki makalelerini değil videoları da ortaklaşa hazırlayabiliyor olacağız.

Gömülü video wiki

Tabii ki Kaltura video wiki’leri blogunuza gömerek okuyucularınızla paylaşabilirsiniz, hatta okuyuclarınız da başlattığınız video wikilere katkıda bulunabilir. Böylece video wikilere katılım sadece Wikipedia adresinde tek noktadan olmayacak bütün dünyaya virüs gibi yayılacak. Yukarıdaki video wiki oynatıcısında hemen sağ üst köşede [Credits] bağlantısı bu videoya kimlerin hangi parçalarla katkıda bulunduğunu gösteriyor. Resmin altındaki zaman çizelgesi üzerinde de farklı kişiler tarafından eklenmiş bu parçalar belirtiliyor. Alttaki iki düğmeyle bu videoyu düzenleyebilir veya yeni videolar ekleyebiliyorsiniz.

Açık Kaynaklı

Bildiğiniz gibi MediaWiki dağıtımı ile isteyen herkesi kendi wiki yazılımını kendi sunucusunda çalıştırabilir. Kaltura aynı zamanda MediaWiki dağıtımına da ekleniyor. Böylece MediaWiki ile kendi wikinizi kurduğunuzda sizin de video wikiniz de olabilir. Video programlama ve paylaşım teknolojileriyle ilgileniyorsanız siz de projenin gelişimine katkıda bulunabilirsiniz, çok öğretici bir çalışma olacaktır, Kaltura MediaWiki kaynak kodu burada (php):

http://sourceforge.net/projects/kaltura/

Nasıl kullanılabilir?

Video wiki’nin pek çok kullanım alanı olabilir. Tarihi konular, biyografiler, dersler, müzik videoları, politik kampanyalar, eleştiriler, belgeseller ve tabii ki sonu olmayan uzun-kısa filmler video-wiki olarak yapılabilir. Kaltura video editörü aynı zamanda içinden çeşitli video kütüphanelerine erişim veriyor. Kütüphanelerde bulunan Creative Commons lisanslı videolardan istediğiniz gibi alıp montajlayabilirsiniz. Ben en çok video wiki belgesellere katkıda bulunmak isterim. Mesela Mehmet Ali Birand’ın 12 Eylül Belgeseli bir video wiki dökümanı olarak daha zengin bir şekilde tekrar hazırlanabilir. Bugün NTVMSNBC’de oldukça bilgilendirici bir Hrant Dink belgeseli yayınlandı. Bu belgesel video wiki yapılabilir ve böylece suikastin karanlığı mesela herkesin (uzmanların, susturulanların, tanıkarın) bildiklerini / belgelerini eklemesiyle biraz daha aydınlanabilir.

kaltura-wiki-video-editor.jpg
Kaltura video düzenleme arayüzü

Video okur yazarlığı

Video wiki’nin en önemli kullanım alanı kuşkusuz slide şovlar olacaktır. Hazırlaması kolay, bir kaç resim ve yazı biraraya getirilip bir çok şey anlatılabilir. Ancak video montajlamak yazı yazmak gibi daha ilk okulda öğrenilen bir beceri olmadığından bir çok kişi başta zorlanacaktır. Zamanla katılımcılar televizyonu taklit edilerek ve diğer yapılmış videolardan görerek video okur yazarlığını arttıracaktır. Video montajıyla hikaye anlatmayı başlamak isteyenlere biraz fazla klasik ama temel olan “5 C’s of Cinematography” kitabını öneririm. Tabii ki 2008 yılı boyunca bloglarda “beraber video nasıl montajlanır”, “iyi video düzenlemenin 7 yolu” gibi pek çok pratik öğretici yazı görücez. En önemlisi üniversitelerin sinema ve televizyon bölümleri gelişen paylaşımcı / sosyal medya ortamında geçerli iş yapabilecek öğrenciler yetiştirmek için ders programlarını tekrar düzenlemeli.

Bu zamanın en önemli bilgi kaynağı Wikipedia video wiki ile bilgi derleme adına büyük bir adım atmış oluyor.

engin | January 7th, 2008

İstanbul’u Yanınızda Taşıyın

Take Away İstanbul

2 hafta kadar önce İstanbul’a kısa bir ziyaret yaptım. 1.5 senedir İstanbul’a gitmediğim için iyi-kötü bir dolu yenilik gözüme çarptı. İyi tecrübelerimden bir tanesi, Take Away İstanbul ile tanışmam oldu. Take Away İstanbul, bir avuç tasarımcının İstanbul kültürü üzerine düşünüp, tasarlayıp, ürettirdikleri objeleri Kanyon Alışveriş Merkezi’nde küçük bir standda satıyor. Kendilerini şöyle anlatıyorlar:

Take Away İstanbul tasarımcıların İstanbul ile ilgili ürünler tasarlayacağı, üreticilerin tasarımcılar ile beraber ürünler üzerinde çalışacağı ve sonucunda müşterilerin tasarım değeri olan ürünler bulabilecekleri bir proje olarak düşünüldü. Proje Mayıs 2007’de ürünler ve konsept çalışmaları üzerindeki ilk görüşmeler ile başladı ve o zamandan beri birçok kişi projeye dahil oldu. Yeni tasarımcıların, üreticilerin ve müşterilerin de zaman içinde bu ana gruba dahil olmaları düşünülüyor. 5 aylık hazırlık çalışmaları sonucunda, proje, Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki ilk satış noktası ve şimdi de ziyaret etmekte olduğunuz alışveriş sitesi ile bir marka çalışmasına dönüştü.

Take Away İstanbul tasarımcıların düşüncelerini gerçekleştirmek için üretimden satışa kadar kurulmuş hazır bir platform. Kanyon’daki ithal ürünler satan birçok mağazanın arasında, sunduğu ürünler ile pırıl pırıl parlıyor. Ürünler son derece İstanbul’a has. Özellikle tellak, dolmuş şöförü gibi karakterler içeren ürünlerini mutlaka görün. İstanbul silüetli koli bantından İski rögar kapağı nihalesine, ince belli shot bardağından İstanbul dolmuş haritasına kadar Türkiye’yi tanıyan herkesi gülümsetecek güzel ürünler satıyorlar.

Take Away İstanbul logo

Grubun üretim ve satış konularındaki koordinasyonunu sırtlayan Seda Ertem’i Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki standda görebilir, ürünler hakkında küçük hikayeler dinleyebilirsiniz. Ben ‘denize ağzında sigara ile girenler için boyun askılı küllük’ projesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Bakmak isterseniz, İstanbul’da çektiğim resimler de şurada.

arikan | January 6th, 2008

İki Yansıtma, Biri Ters

coryarcangel-upsidedown.jpg

coryarcangel-upsidedown2.jpg

Bugün pek çok dijital sanat işi, sunumlar, gösterimler, ve performanslar projeksiyon ile bir yüzeye yansıtılır. Projeksiyon bu çağın en önemli ifade gösterme aracı. Ağlı sanatlar (net.art) ortamlarından tanıdığımız sanatçı Cory Arcangel “Two Keystoned Projectors (one upside down)” isimli projeksiyon kurulumuyla bu duruma bir eleştiri getiriyor. Proje şu anda Cenevre’de Guy Bartschi galerisinde sergileniyor.

ali | December 28th, 2007

2007′de Sanatın Güç Odakları

Art Review dergisi, 2007 yılında da, sanat camiasında etkili olmuş kişiler arasından yaptığı seçimle, plak listelerine benzeyen ve artık gelenekselleşen listesini yayımladı. Art Review Power 100‘ün nasıl kriterler sonucu ortaya çıktığı açık değilse de, bunu Charles Saatchi’nin izinden gidip galeri veya müze kuran koleksiyoncuların artması, Hintli ve Rus alıcıların yükselişi ve Çinli sanatçıların isimlerinden daha çok bahsettirmeye başlamalarına rağmen Batı dünyasının baskınlığından bir şey kaybetmemesi gibi sayısız gözlemin bir yansıması olarak görmek mümkün.

01. François Pinault (koleksiyoncu)
02. Larry Gagosian (galerici)
03. Sir Nicholas Serota (müze direktörü)
04. Glenn D. Lowry (müze direktörü)
05. Eli Broad (koleksiyoncu)
06. Damien Hirst (sanatçı)
07. Charles Saatchi (koleksiyoncu)
08. Jay Jopling (galerici)
09. Steven A. Cohen (koleksiyoncu)
10. David Zwirner (galerici)
11. Sam Keller, Cay Sophie Rabinowitz, Annette Schönholzer, Marc Spiegler (sanat fuarı organizatörleri)
12. Brett Gorvy & Amy Cappellazzo (müzayede evi yöneticileri)
13. Jeff Koons (sanatçı)
14. Iwan Wirth (galerici)
15. Michael Govan (küratör)
16. Harry Blain & Graham Southern (galerici)
17. Matthew Slotover & Amanda Sharp (sanat fuarı organizatörleri)
18. Tobias Meyer & Cheyenne Westphal (müzayede evi yöneticileri)
19. Richard Serra (sanatçı)
20. Daniel Birnbaum (küratör)
21. Marian Goodman (galerici)
22. Marc Glimcher (galerici)
23. David Geffen (koleksiyoncu)
24. Don & Mera Rubell (koleksiyoncu)
25. Dakis Joannou (koleksiyoncu)

İlk 25′te 3 sanatçı var: Damien Hirst (6), Jeff Koons (13) ve Richard Serra (19).

dk_skull.jpg
Damien Hirst, For the Love of God: 30 Ağustos 2007′de 100 milyon dolara ‘isminin açıklanmasını istemeyen bir yatırımcı grubuna’ satıldığı açıklandı. Malzeme olarak gerçek insan dişleri ve 20 milyon dolar değerini bulduğu tahmin edilen elmaslar kullanılmış.

dk_diamond_blue1.jpg
Jeff Koons, Diamond (Blue): 13 Kasım 2007′de Christie’s müzayedesinde 11,8 milyon dolara Gagosian Gallery tarafından satın alındı. Genişliği 213 cm, paslanmaz çelikten yapılmış.

İlgili Bağlantılar:

arikan | December 28th, 2007

2007 Logo Trendleri

Bloglarda yılbaşı programı başladı, heryerde popülist küratörler ya 2007 listeleri toparlıyor ya 2008 tahminleri yapıyor. Bütün bunların arasında bugün karşıma çıkanlardan ilginç olan bir tanesi Bill Gardner tarafından hazırlanmış 2007 logo tipleri analizi. Bir kaç tanesi şöyle, gerisi yazıda:

Düğümler
art_2007_hubs.jpg

Bantlar
art_2007_rubberbands.jpg

Taçlar
art_2007_pseudocrest.jpg

Üstüste
art_2007_overlap.jpg

arikan | December 24th, 2007

Ekran Koruyucusu mu Video Sanatı mı?

magnet-tv.jpg

Televizyonunun dantelli örtüsü ile bilgisayarın ekran koruyucusu kültürel açıdan birbirlerine benzer. İkisi de öncelikle cihazı koruma amaçlı, yani televizyona toz konmasın veya bilgisayar ekranı yanmasın –sürekli aynı görüntü olursa parlak ışıklar ekranı yakar– diye kullanılır. Ancak bu iki amaçdan daha da önemlisi koruyucuların biçimidir. Koruyucunun “güzel” bir dantel veya “ilginç” bir ekran koruyucusu olması istenir. Halbuki koruyucular sadece biz ekrana bakmazken varlık gösterirler. O halde görmeyeceğimiz bir biçim konusunda neden seçiciyiz? Nerden gelir bu bakmayacağımız şeyleri süsleme arzusu?

Ekran koruyucular çoğu zaman bir animasyon veya bir dizi fotoğraftan slayt şov (”slide show”) şeklindedir. Bugün bilgisayar okur yazarı pek çok kişi bir video sanat işi veya işlemsel animasyon gördüğünde “bundan çok iyi ekran koruyucu olur” der. Tekno-kültürel süsleme güdüsüdür bu, tekno-kitsch‘e işaret eder. Sanatçı ister “yüksek” sanat yapsın ister turistik hediyelik eşya, galeri duvarıyla ekran koruyucusu arasında bir pazarda yerini alır.

* Sağda Nam June Paik Magnet TV, solda bu işe Chris Collins‘in övgüsü.

İlgili bağlantılar

ali | November 30th, 2007

Zombi Performanslar

Son zamanlarda 1960 ve 70′lerin önemli performans sanatı işleri daha yoğun bir sıklıkta tekrardan canlandırılır oldu. YouTube’da Bruce Nauman’ın performans videolarının imitasyonları bir yana, özellikle 2005′te Marina Abramovic‘in Vito Acconci, Joseph Beuys, Valie Export gibi isimlerin performanslarını Yedi Basit Yapıt adı altında tekrardan canlandırması, DJ Spooky‘nin Nam June Paik’ın TV Cello’sunu tekrardan yorumlaması; bu yılki Performa‘da Allan Kaprow‘un 2006′da ölümünden önce verdiği izin üzerine zamanı için dönüm noktası sayılan 6 Bölümlük 18 Happening (1959) işinin tekrar icra edilmesi ve Second Life‘da olup bitenler bunun daha da yayılması olası yeni bir eğilim olduğunu düşündürüyor. Yapılan işlerin çeşitliliği ise değişik motivasyonları ön plana çıkarıyor: İroni, övgü, iletişim toplumunda performansın yerini sorgulama, artık fikirlerin ham haliyle hızla yayılabilmesi ve bunun sadece anlık mesaj atarak, bloglara yorumlar yazarak değil, Second Life gibi ortamlarda kodlanmış eylem olarak, görsel şekillerde de yapmanın mümkün olması ve sözlü iletişim dediğimiz şeyin artık sadece ağızdan ağıza değil ekrandan ekrana iletilmesi yoluyla toplumsal bir hafıza oluşturmaya başlamamız gibi birçok etken geliyor aklıma..Biraz geri gidersek, sanatçı performansları, II. Dünya Savaşı sonrası Japonya, Avrupa ve ABD’de aynı anda yaygınlaşmıştı. Bedenlerini biçim ve içerik olarak kullanarak doğrudanlık, vasıtasızlık sağlamak; insan bedenini ön plana, nesnenin önüne çıkarmak amacındaydılar: Savaştaki katliamlar, daha önce benzeri yaşanmamış bir yokolma korkusu ve savaş sonrası yaşadıkları dönem için hem iyimser hem karamsar çağrışımlar yapabilen Atom Çağı tabirini kullanmaları bile tek başına o zamanlar hakkında kabaca bir fikir veriyor.burden-shoot.jpgTemsil edici nesnelerden doğrudan sunulan eylem biçimlerine geçiş, başta çok çeşitlilik gösteriyordu: Happening’ler, Fluxus, aksiyonlar, ritüeller, demonstrasyonlar, direkt sanat, yıkım sanatı, olay sanatı, beden sanatı, vs. sonradan 70′lerde hepsine genel bir tabirle performans sanatı denmeye başlandı ve Chris Burden 1971′de (Vietnam Savaşı’nın sürdüğü sıralarda) en sansasyonel performanslardan birini yaptı: Shoot. Burden, bir asistanına beş metre kadar uzaklıktan tüfekle nişan alarak koluna sıyrık açması için talimat veriyor, ancak kurşun biraz daha içerden geçiyordu. Yine o yıllarda, Burden bedenini agresif bir şekilde sanatsal nesneye dönüştürmesi hakkında “Benim sanatım bir gerçeklik sorgulaması: Anormal durumlar oluşturarak daha üst seviyede bir gerçeklikte, değişik bir mertebede işliyor. O anlar için yaşıyorum.” yorumunu yapmıştı. Bugün ikonlaşmış olan Shoot performansı özellikle son yıllarda daha da sık karşımıza çıkar oldu.Scott Kildall, Paradise Ahead Serisi‘nde (2006-2007), Second Life’ın ilkel grafik ortamını kullanarak ikonlaşmış sanat enstalasyonları, performanslar, filmler ve fotoğrafları tekrardan sahnelendiriyor. Sahnelenen ve ekran görüntüleri dijital baskı olarak ‘belgelenerek’ sergilenen performanslardan birisi de Chris Burden’in Shoot performansı. Çizgi film karakterlerine benzeyen avatarların, zamanında büyük bir ciddiyetle yapılmış olan bu işleri tekrarlamaları, ortamın kendisinin, canlandırmak istediği nesne ve olayların önüne geçebildiğini ve en dramatik olayları bile güçsüz kılabildiğini gösteriyor.

shoot21.jpg

Scott Kildall, Shoot (2006)

Bienal Virüsü ve 13 En Güzel Avatar gibi işleriyle isimlerini daha önce duyduğumuz Eva & Franco Mattes, diğer isimleriyle 010010110101101.org, bu yılki Performa’ya Sentetik Performanslar adında bir seriyle katıldılar. Genel anlamda performans sanatına eleştirel bakan bu seride Chris Burden’ın yanısıra Vito Acconci, Joseph Beuys gibi isimlerin performanslarının Second Life’da tekrardan canlandırılmaları yapıldı. Bu canlandırmaların mümkün olduğunca orijinallerine sadık biçimde avatarlara yaptırılması, Eva ve Franco’nun deyimleriyle performans sanatını neden ilginç bulmadıklarının sorgulanması şeklinde başlamış. Burden’ın performansının tekrardan sahnelenmesinde de yaratılmak istenen etkinin, Kildall’un yaptığı gibi sanal ortamda şiddetin anlamsızlaşmasını göstermekten ziyade medya ile duyarsızlaşmış dünyada artık gerçeğin de gücünü ve etkileyiciliğini kaybettiği, Burden’ın performansının gözümüzün önünde veya Second Life’de icra edilmesinin bizde yarattığı etkinin düşünüldüğü kadar farklı olmadığının gösterilmesi denebilir. Bu etki yaratılırken Eva ve Franco Mattes performans sanatının senaryo ve provadan yoksunluk, tekrar edilmezlik ve sonunun belirsiz olması gibi ‘kurallarını’ çiğneyerek bu yapaylık ve gerçeklikten uzaklık hissini daha da artırıyorlar.

shoot31.jpg

Eva & Franco Mattes, Shoot (2007)

Bunların yanında, 60 ve 70′lerin sanatının, bir zamanlar avant-garde olup da artık film yıldızlarının posterleriyle aynı mekanlarda satılan empresyonist resimlerin reprodüksiyonları gibi artık iyiden iyiye popülerleşmeye başlayıp başlamadığı sorusu da geliyor insanın aklına. Buna örnek olarak Justin Benevides, Peter Fales ve Dan Philocox isimli üniversite öğrencilerinin toplanıp yarı eğlence yarı ev ödevi olarak çektikleri bu YouTube videosuyla yazıyı bitiriyorum:

İlgili Bağlantılar:

arikan | November 30th, 2007

Yeni Medya ve Mimarlık Yüksek Lisans Programı

mac-buffalo.jpg

“Mimarlık okuyorum ve yeni medyayla ilgileniyorum. Bu ikisini bir arada çalışabileceğim bir yüksek lisans programı arıyorum.” diye aklınızdan geçiriyorsanız New York’da Buffalo Üniversitesi Mimarlık ve Medya Bölümü ilginizi çekebilir. Bu iki yıllık yüksek lisans programı MArch + MFA ve olmak üzere iki derece birden veriyor. İki yıllık eğitim programı PDF olarak burda, seçilmiş öğrenci işleri burada.

Son Başvuru Tarihi: 15 Ocak 2008

Kimler ders veriyor?

Bir okul araştırırken ilk bakmanız gereken şey kimlerin ders verdiği. Bu bölümde aralarına Düğümküme’de de daha önce bahsi geçen işlemsel ürünler veren çok önemli sanatçılar, mimarlar, ve medya teorisyenleri var.

Ana profesörler: Marc Böhlen, Omar Khan, Mark Shepard
Diğeleri: Josephine Anstey, Tony Conrad, Shadi Nazarian, Dave Pape, Trebor Scholz, Hadas Steiner, Shahin Vassigh

Burs ve destek var mı?

Burssuz okunmaz tabii ki. İstekli ve çalışkan adaylara Teaching Assistant (TA) pozisyonları var. Yani hem maaşlı asistanlık yapıp hem de okuyabilirsiniz.

İlgili Araştırma Laboratuvarları

Amerikan okullarında genelde bir fakülte etrafındaki tüm kaynaklar öğrencilere açıktır. Bu sayede okulda geçirdiğiniz iki yıllık sürede dersler dışında en çok bu lablerden ve ordaki insanlardan öğrenirsiniz. Kampüste robot atolyelerinden performans stüdyolarına kadar faydalanabileceğiniz pek çok lab ve kaynak var.

Media Robotics Lab
http://www.acsu.buffalo.edu/~mrbohlen/mediaroboticsindex.html

Center for Virtual Architecture
http://cva.ap.buffalo.edu

Intermedia Performance Studio (IPS)
http://ips.buffalo.edu/

Başvuru

Adayların her iki bölüme de başvurusunu göndermesiniz istiyorlar. Başvuru formları ve daha fazla bilgi için bu bağlantıları takip edin:
Mimarlık: http://www.ap.buffalo.edu/architecture/admissions/graduate.asp
Medya Çalışmaları: http://mediastudy.buffalo.edu/s/grad_application.shtml


Kapat
E-posta ile paylaş