Karışık Gerçeklik gerçek ve sanal dünyaların birbirine geçişmesi ve içinde fiziksel ve dijital nesnelerin aynı anda varolduğu ve etkileştiği yeni hibrid ortamlar yaratmasıdır.
Şu anda yapılan iki panelden birisi online ekonomilerin gerçek dünya etkileri üzerine diğeri fiziksel ve sanal varoluşun ilişkisi üzerine. Ben online ekonomilerin gerçek dünya etkileri konusunda Meta-Markets ve MYPOCKET projeleri üzerinden sunum yapıyorum ve panelde bu konu üzerine tartışıyoruz.
Nasıl katılabilirm?
Şu anda sempozyumdan yazıyorum, siz de panele bulunduğunuz yerden katılabilirsiniz. Bunun birden fazla yolu var:
Wiring‘in yaratıcısı Hernando Barragan‘ın yürüteceği, geçtiğimiz amber festivali kapsamında gerçekleşmesi beklenirken ertelenen Wiring atölyesinin yeni tarih ve mekanı açıklandı!
28-29 Şubat, 1 Mart tarihlerinde İTÜ Taşkışla, TBT Lab‘da yapılacak çalışma için 20 şubat tarihine kadar bu adrese mail atmak gerekiyor. Sizin olacak Wiring kartı dahil, katılım ücreti 120 ytl. 15 kişi ile sınırlı olan kontenjanda yer edinmek için acele etmekte fayda var..
Hernando Barragan yazılım, fiziksel nesneler, mimari ve enstalasyon gibi ortam ve araçları kullanarak etkileşimli medyayı araştıran bir sanatçı ve tasarımcıdır. Los Andes Üniversitesi Tasarım ve Mimari Bölümünde Doçent olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda New York’ta yerleşik olan Openwork Stüdyosunun da üyesidir. Yüksek lisansını 2004 yılında İtalyadaki Ivrea Enstitüsünde dereceyle tamamlamıştır.
Wiring, elektronik sanatlara yönelik, varolan gereçlere, program öğrenim ve öğretimine, ve elektronik prototiplemeye uygun bir açık kaynak programlama ortamı ve i/o elektronik devresi sunuyor. Fiziksel etkileşim modellemeleri ve araç özelliklerini incelemek için gerekli olan Elektronik gereçlerle programlamayı ve donanım kontrolünün fiziksel alanını kavramsallaştırıyor. Bu proje sadece sanat ve tasarım okullarındaki eğitimi değil türlü öğrenme alanlarını ve farklı pratiklerle öğrenmeyi de desteklemeyi amaçlıyor. Kullanıcılarına fikir ve kavramlarını çabucak fiziksel olarak prototipleme olanağı sunuyor. Ayrıntılı bilgi için wiring sitesini ziyaret edebilirsiniz..
Avrupa web endüstrisi 11-12 Aralık’da Paris’de Le Web Konferansı için toplanıyor.
Avrupa mı?
Le Web programı bu yıl Digg’den Facebook’a, TechCrunch gibi endüstri bloglarından sosyal yazılım gurularına bütün Silikon Vadisi peygamberlerini içeriyor. Konferans bir Avrupa toplantısından çok hakim Amerikan şirketlerinin Avrupa çıkarması gibi duruyor.
Konferans görselleri durumu iyi anlatıyor. Diyor ki: ey internet yolcusu, dünyanın hakimi olmak istiyorsan bu konferansa gelip dünyaya uzaydan bakman lazım.
Berlin’de Transmediale festivali boyunca Generatorx.no, Club Transmediale, ve [DAM] Berlin galerisi ortaklığında işlemsel prototip yapma workshopu düzenleniyor. Bu workshopda katılımcılar programlayarak yarattıkları üç boyutlu modelleri aynı zamanda fiziksel olarak üretecekler. Fiziksel üretim dijital fabrikasyon teknikleri ile, yani 3 boyutlu printer, CNC milling, ve lazer kesicilerle yapılacak.
Dijital fabrikasyon araçları bir zamanlar sadece fabrikalarda kullanılabilirken artık git gide ucuzluyor ve küçük bir tasarım stüdyosunda kullanılabilecek hale geliyorlar. Bu sebeple tasarımcılar ve sanatçılar yarattıkları modelleri doğrudan üretebilmeye, kolayca skeç ve prototip yapma imkanına erişiyorlar. Dahası bu tür araçlar artık sadece kitlesel üretim için değil çok daha özel siparişler üzerine üretim yapmak için de kullanılabilir hale geliyor. Mesela birisi size özel yapım bir sandalye sipariş verirse bunu tasarlayıp bir atolyeye götürmek yerine direk stüdyonuzda bilgisayardan çıktı alarak yapabilirsiniz.
İşlemsel tekniklerle çalışan sanatçılar ve tasarımcılar için dijital fabrikasyon sanal ve ekrandaki dünyanın ötesinde yeni kapılar açıyor. Parametrik modelleme yeni yüzeyler, yeni nesneler, yeni mekanlar üzerinde işlemsel deneyler yapmaya izin veriyor. Programlanarak yaratılanlar dijital fabrikasyon ile dokunabileceğimiz ve gerçekten mekanın içinde varolan nesnelere dönüşüyor.
Bir haftalık workshop için işlemsel sistemlerle deneyimi olan ve dijital fabrikasyon ile üretim yapmak isteyen 15 sanatçı, tasarımcı, ve mimar aranıyor. Workshop genel olarak pratik olacak ve sonuçlar [DAM] galerisinde sergilenecek.
Workshop bedava ancak yolculuk ve kalma yeri sağlanmıyor. Katılımcılardan Processing, VVVV kullanarak veya herhangi bir şeklide programlama yapabilmesi bekleniyor. Sonuçta programlanacak işler vektör çıktı alınarak dijital fabrikasyon makinelerine girdi olarak verilecek.
Başvurular PDF formatında olacak. Başvuruda CVniz, neden katılmak istediğiniz, ve workshopun işinizle nasıl bir ilgisi olduğunu anlatan bir iki paragraf içermesi bekleniyor. Ayrıca işlerinizden 5 adet resim veya websitenizdeki belgelere (görsel, video, yazılım) bağlantılar vermeniz bekleniyor.
Başvurunuzu generatorx [at] clubtransmediale.de adresine yapabilirsiniz. Son başvuru tarihi 21 Aralık 2007. Kabul edlienler Ocak başında açıklanacak.
Son zamanlarda 1960 ve 70′lerin önemli performans sanatı işleri daha yoğun bir sıklıkta tekrardan canlandırılır oldu. YouTube’da Bruce Nauman’ın performans videolarının imitasyonları bir yana, özellikle 2005′te Marina Abramovic‘in Vito Acconci, Joseph Beuys, Valie Export gibi isimlerin performanslarını Yedi Basit Yapıt adı altında tekrardan canlandırması, DJ Spooky‘nin Nam June Paik’ın TV Cello’sunu tekrardan yorumlaması; bu yılki Performa‘da Allan Kaprow‘un 2006′da ölümünden önce verdiği izin üzerine zamanı için dönüm noktası sayılan 6 Bölümlük 18 Happening (1959) işinin tekrar icra edilmesi ve Second Life‘da olup bitenler bunun daha da yayılması olası yeni bir eğilim olduğunu düşündürüyor. Yapılan işlerin çeşitliliği ise değişik motivasyonları ön plana çıkarıyor: İroni, övgü, iletişim toplumunda performansın yerini sorgulama, artık fikirlerin ham haliyle hızla yayılabilmesi ve bunun sadece anlık mesaj atarak, bloglara yorumlar yazarak değil, Second Life gibi ortamlarda kodlanmış eylem olarak, görsel şekillerde de yapmanın mümkün olması ve sözlü iletişim dediğimiz şeyin artık sadece ağızdan ağıza değil ekrandan ekrana iletilmesi yoluyla toplumsal bir hafıza oluşturmaya başlamamız gibi birçok etken geliyor aklıma..Biraz geri gidersek, sanatçı performansları, II. Dünya Savaşı sonrası Japonya, Avrupa ve ABD’de aynı anda yaygınlaşmıştı. Bedenlerini biçim ve içerik olarak kullanarak doğrudanlık, vasıtasızlık sağlamak; insan bedenini ön plana, nesnenin önüne çıkarmak amacındaydılar: Savaştaki katliamlar, daha önce benzeri yaşanmamış bir yokolma korkusu ve savaş sonrası yaşadıkları dönem için hem iyimser hem karamsar çağrışımlar yapabilen Atom Çağı tabirini kullanmaları bile tek başına o zamanlar hakkında kabaca bir fikir veriyor.Temsil edici nesnelerden doğrudan sunulan eylem biçimlerine geçiş, başta çok çeşitlilik gösteriyordu: Happening’ler, Fluxus, aksiyonlar, ritüeller, demonstrasyonlar, direkt sanat, yıkım sanatı, olay sanatı, beden sanatı, vs. sonradan 70′lerde hepsine genel bir tabirle performans sanatı denmeye başlandı ve Chris Burden 1971′de (Vietnam Savaşı’nın sürdüğü sıralarda) en sansasyonel performanslardan birini yaptı: Shoot. Burden, bir asistanına beş metre kadar uzaklıktan tüfekle nişan alarak koluna sıyrık açması için talimat veriyor, ancak kurşun biraz daha içerden geçiyordu. Yine o yıllarda, Burden bedenini agresif bir şekilde sanatsal nesneye dönüştürmesi hakkında “Benim sanatım bir gerçeklik sorgulaması: Anormal durumlar oluşturarak daha üst seviyede bir gerçeklikte, değişik bir mertebede işliyor. O anlar için yaşıyorum.” yorumunu yapmıştı. Bugün ikonlaşmış olan Shoot performansı özellikle son yıllarda daha da sık karşımıza çıkar oldu.Scott Kildall, Paradise Ahead Serisi‘nde (2006-2007), Second Life’ın ilkel grafik ortamını kullanarak ikonlaşmış sanat enstalasyonları, performanslar, filmler ve fotoğrafları tekrardan sahnelendiriyor. Sahnelenen ve ekran görüntüleri dijital baskı olarak ‘belgelenerek’ sergilenen performanslardan birisi de Chris Burden’in Shoot performansı. Çizgi film karakterlerine benzeyen avatarların, zamanında büyük bir ciddiyetle yapılmış olan bu işleri tekrarlamaları, ortamın kendisinin, canlandırmak istediği nesne ve olayların önüne geçebildiğini ve en dramatik olayları bile güçsüz kılabildiğini gösteriyor.
Scott Kildall, Shoot (2006)
Bienal Virüsü ve 13 En Güzel Avatar gibi işleriyle isimlerini daha önce duyduğumuz Eva & Franco Mattes, diğer isimleriyle 010010110101101.org, bu yılki Performa’ya Sentetik Performanslar adında bir seriyle katıldılar. Genel anlamda performans sanatına eleştirel bakan bu seride Chris Burden’ın yanısıra Vito Acconci, Joseph Beuys gibi isimlerin performanslarının Second Life’da tekrardan canlandırılmaları yapıldı. Bu canlandırmaların mümkün olduğunca orijinallerine sadık biçimde avatarlara yaptırılması, Eva ve Franco’nun deyimleriyle performans sanatını neden ilginç bulmadıklarının sorgulanması şeklinde başlamış. Burden’ın performansının tekrardan sahnelenmesinde de yaratılmak istenen etkinin, Kildall’un yaptığı gibi sanal ortamda şiddetin anlamsızlaşmasını göstermekten ziyade medya ile duyarsızlaşmış dünyada artık gerçeğin de gücünü ve etkileyiciliğini kaybettiği, Burden’ın performansının gözümüzün önünde veya Second Life’de icra edilmesinin bizde yarattığı etkinin düşünüldüğü kadar farklı olmadığının gösterilmesi denebilir. Bu etki yaratılırken Eva ve Franco Mattes performans sanatının senaryo ve provadan yoksunluk, tekrar edilmezlik ve sonunun belirsiz olması gibi ‘kurallarını’ çiğneyerek bu yapaylık ve gerçeklikten uzaklık hissini daha da artırıyorlar.
Eva & Franco Mattes, Shoot (2007)
Bunların yanında, 60 ve 70′lerin sanatının, bir zamanlar avant-garde olup da artık film yıldızlarının posterleriyle aynı mekanlarda satılan empresyonist resimlerin reprodüksiyonları gibi artık iyiden iyiye popülerleşmeye başlayıp başlamadığı sorusu da geliyor insanın aklına. Buna örnek olarak Justin Benevides, Peter Fales ve Dan Philocox isimli üniversite öğrencilerinin toplanıp yarı eğlence yarı ev ödevi olarak çektikleri bu YouTube videosuyla yazıyı bitiriyorum:
Bunu öğrenmek için bugün saat 18:00 20:00 arası İstiklal Caddesi’nde Karşı Sanat galerisine gidin ve Ali Miharbi‘nin “Eigenvekil” projesine bakın. Halil Altındere’nin küratörlüğünü yaptığı “Gerçekçi ol, imkansızı talep et” sergisi bugün Karşı Sanat‘da açılıyor, 17 Kasım’a kadar sürecek.
Ali yukarıdaki resmi 550 milletvekilinin vesikalık fotoğraflarının ortalamasıyla yapmış. Sergiye gittiğinizde Ali’nin kurduğu kameranın karşısına geçin ve ayna misali ekranda kendi yüzünüzün milletvekilllerinin yüz özellikleri kullanılarak hesaplanmış halini görün.
“Eigenvekil” (2007), bir LCD ekran, PC, kamera ve duvarlarda asılı posterlerden oluşan bir yerleştirme. İzleyici ekrana bakarken, bilgisayarın canlı kamera görüntüleri ve işlediği istatistiksel veriler sayesinde, TBMM milletvekillerinin fotoğraflarından hesaplanan özelliklerin, kendi görüntüsü üzerinde bir ‘yansımasını’ görüyor. Aynaya bakar gibi ekrana bakıyor ama aslında çok kısıtlı bir şekilde temsil edildiğini farkediyor. Politik temsil, sanatsal temsil, matematiksel temsil gibi birçok temsil türünde, genelleştirme adına yapılan soyutlaştırmalar, kenarların yontulması, temsil edilenler çoğaldıkça, tek tek bireylerin (veya öğelerin) bakış açısından, temsil edeni bulanıklaştırıyor. Eigenvekil de, çeşitli temsil türleri üzerinden, günümüzün temsili demokrasilerindeki bu soruna dikkat çekiyor.
Eigenvekil projesinde, görüntülerin tekrar oluşturulması için “eigenface” (özyüz) yöntemi kullanıldı. Bu ve benzeri yöntemler, genellikle, aranan kişilerin bilgisayar ve kameralarla otomatik olarak tanınmasını sağlayan sistemlerde kullanılıyor. Bunun yanısıra, AB, ABD ve Kanada pasaportları (veya vizeleri) için, özel birçok sıkı kurala ve ölçüte göre çekilen biyometrik fotoğraflar da buna benzer sistemlerde kullanılmak üzere, yüz kimliğimizin en verimli şekilde devletin veritabanına aktarılmasını sağlıyor. Böylelikle, gözetleme kamerası karşısına geçen kişi, bu veritabanındaki kişiler ile karşılaştırılabiliyor. Eigenvekil projesinde ise, gözetlenen izleyicinin yüzü, TBMM milletvekili fotoğraflarından oluşturulan veritabanındakilere yeterince benzememesine rağmen, sanki onlardan biriymişcesine bilgisayar tarafından tekrardan oluşturuluyor ve elde edilen sonuç olduğu gibi ekrana yansıtılıyor.
Eigenvekil’den diğer görüntüler… İlki kendi vesikalık resimlerinin, milletvekili resimlerinin özelllikleri kullanılarak tekrardan oluşturulmasına razı olan arkadaşlar. İkincisi en önde giden eigenvekiller.
Difüzyon farklı tasarım alanlarını bir araya getirmeye devam ediyor. 4 Ekim 2007 Perşembe Akşamı Studio Live’da gerçekleştirilecek olan tasarım etkinliği DÖRTYÜZSANİYE’ de mimarlık, moda, grafik, ilüstrasyon, pasta, müzik ve gibi farklı yaratım alanlarından tasarımcılar bir araya gelecek.
27.09.2007, İstanbul - Hızlı sunum formatıyla İstanbul tasarım çevresine yeni bir soluk getiren ve ilk üçü yoğun ilgi gören DÖRTYÜZSANİYE, 4 Ekim Perşembe Akşamı Studio Live’da gerçekleşecek.
Farklı alanlardan yaratıcı çalışmaların ortak bir platformda sergileneceği DÖRTYÜZSANİYE ‘ de, her bir tasarımcı kendi seçtiği bir çalışmasını, 400 saniye boyunca, projeksiyon eşliğinde izleyicilere sunacak. Etkinlikte sunum yapacak olan tasarımcılar, amatör ve profesyonel ayrımı gözetilmeden proje bazında değerlendirilerek seçildi. Studio Live’daki etkinlikte Erdem Helvacıoğlu, Frederik de Smedt*, Koray Kantarcıoğlu, SHRWR*, Sadi Güran-Deniz Cuylan-Senem Akçay, Mahir M.Yavuz&Ebru Kurbak, Coccolat, 389g, 8artı ve Erkin Gören sunum yapacak. İzleyicilerle birlikte interaktif bir ortamda gerçekleşecek olan sunumlar, aynı zamanda farklı tasarım disiplinlerinin de birbirleriyle etkileşime geçmesi açısından da ayrı bir anlam taşıyor.
Difüzyon profesyonel ve amatör tasarımcıların bir araya geldiği bir tasarım grubudur. Tüm grup üyeleri kentsel sanat formları, dijital dünya ve İstanbul kent yaşantısıyla yakından ilgilidir. Mimarlık, grafik, moda, endüstriyel tasarım, fotoğraf ve video gibi yaratıcı düşün alanlarını tek bir platformda toplayarak birbirleriyle daha yakından etkileşime geçmesini amaçlar.
Yaz boyunca Venedik Bienali, documenta, Art Basel, Münster Heykel Projeleri gibi saygın etkinlikler sürüp gitmişken, İstanbul Bienali fırından yeni çıkmışken, her sene olduğu gibi ardında bir iz bırakmadan sessizce gelip geçti Burning Man… Kimine göre sosyal bir heykel, kimine göre rutinleşmesine rağmen geçici otonom bir bölge (TAZ), kimine göre geçici olmasına rağmen kalıcı otonom bölgeler (PAZ) için tartışılması gereken bir model, kimine göre Disneyland’in zıttı, kimine göre Internet’in fiziksel versiyonu, kimine göre ise sadece çölün ortasında bir festival, eğlence, parti… Pict’Earth´de hava fotoğraflarından oluşturulmuş bu görüntüye bakılacak olursa, belki de günümüze ait antik bir kalıntı…
Tekno-kültürel üretimin en önemli forumlarından Ars Electronica Festivali’nin bu yılki teması Güle Güle Gizlilik (”Goodbye Privacy”). Festivalin bu yılki davetli küratorleri Ina Zwerger ve Armin Medosch internet ve mobil iletişim teknolojilerinin sağladığı ağlı bağlı yaşamda gizlilik ve açıklık nasıl değişiyor buna eğiliyorlar. Kamusal alan (mesela Taksim meydanı veya Facebook) nasıl tepeden inme değil de zeminden yukarı ortaklıkla üretilebilir bu soruyla uğraşıyorlar.
Yakınlık ve Yerinden Edilme: Ağlı Sanatları Kavramsallaştırmak
Ağlı Sanatları Kavramsallaştırmak bence festivalin en önemli konferansı. 1990lardan itibaren medya sanatları alanına girmeye başlayan ağlı sanatlar için bir zemin oluşturma çabası. Ağlı sanatlar internet üzerinde çalışan sanatçıların internetin özelliklerini, mesela yükleme zamanı, hiperlink, yükleme hataları, HTML formlar, TCP/IP protokolü gibi öğeleri kullanarak yaptıkları işlerle başladı. Daha sonra bilgi işleme tenikleri ve ağ davranışlarının kullanımı gibi daha karmaşık sistemlere dönüştü.
Bugünün en önemli sorusu bu ağlı bağlı sanat işlerini nasıl koruruz ve gelecek nesillere aktarabiliriz. Bu işler ne yağlıboya gibi duvara asılır ne heykel gibi salona koyulur. Bu işlerin yaşaması için bir ağın varlığı gerekir. Bu konferansın bir kısmı ağlı sanatları arşivlemek, korumak, ve sergilemek üzerine Avusturya’da yapılan çalışmaları kapsıyor. Konuşmacılar ve konular şöyle:
Ted Nelson, “Gelecek Medyayı Birleştirmek”
Lev Manovich, “Sonsuz Genişleme”
Marc Ries, “Paylaşma Sanatı: Erken Dönem Net.art’dan Web 2.0′a”
Charlie Gere, “Ağlı Sanat ve Galeri”
Verena Kuni, “Neden Hiçbir Zaman Ağlı Sanat Tarihçisi Olmadım”
Gunther Reisinger, “Ortak Yaşam Yöntemleri. Ağlı Sanatlara Disiplinler Arası Yaklaşımlar”
İMKANSIZ DEĞİL
ÜSTELİK GEREKLİ
KÜRESEL SAVAŞ ÇAĞINDA
İYİMSERLİK
10. Uluslararası İstanbul Bienali başlıyor. Yarın ve cuma (7 Eylül) günü İstanbul’un çeşitli yerlerinde Bienal açılışları, karşılaşmalar, ve kucaklaşmalar olacak.
Bienale paralel olarak çağdaş sanat ve fikir üretim platformu TERSHANE 15 sanatçının katıldığı bir sergi düzenliyor. Küratorlüğünü Devrim Kadirbeyoğlu‘nun yaptığı sergi kolektif bir şekilde geliştirildi. Açılış 7 Eylül Cuma günü saat 19:00da Tophane’de Boğazkesen Caddesi Bostaniçi Sokak’da. Harita burada.
Bu sergide ben de Bored-er (2005) isimli bir seri bulanık fotoğraf ile yer alıyorum. Bored-er İngilizce de “sıkılmak” ve “sınır” kelimelerinin birleşiminden icat ettiğim bir isim. Uluslar arası sınırları geçerken yaşadığım zorluklar ve çekim yaptığım dijital kameranın sınırları üzerine yaptığım bir iş.