Archive for the ‘yöntem’ Category

Dara Kılıçoğlu | April 28th, 2008

Şeyleri Konuşturmak: Ağ Nesneleri Çalıştayı

New York Üniversitesinde bulunan Tisch School of Arts, Interactive Telecommunications Program’dan Tom Igoe, 22, 23, 24 Mayıs tarihlerinde, “Şeyleri Konuşturmak: Ağ Nesneleri (Making Things Talk: Network Objects)” isimli bir fiziksel programlama çalıştayını yönetmek için İstanbul’a geliyor. Elime geçen metinde etkinlik şöyle anlatılıyor:

“Bu çalıştayda katılımcılar birtakım mikroişlemciler ve çeşitli algılayıcılar ile bilgisayarlar ve fiziki dünya arasında nasıl bağlantı kurulabileceğini öğreneceklerdir. Katılımcılar uygulamalı olarak, kendi üretecekleri algılama sistemleri ile ağ içinde var olan diğer bilgisayarlarla nasıl iletişim kurulacağını da deneyimleyeceklerdir. Basit düzeyde kablosuz iletişim yöntemlerinden bahsedilecektir. Kullanılacak araçlar Arduino mikroişlemci platformu, XBee sayısal radyoları, Processing programlama dili ve çeşitli algılayıcılardan oluşmaktadır.”

Yukarıdaki yazıdan benim anladığım bu çalıştayın geçtiğimiz günlerde düzenlenen Hernando Barragan’ın Wiring workshop‘undan biraz daha karmaşık veya bir başka deyişle daha ileri seviye olacağı. Katılımcıların basit elektronik, programlama ve fiziksel programlama kavramlarına aşina olmaları bekleniyor. Katılmak isteyenlerin vakit kaybetmeden bir proje düşünmeleri iyi olabilir. Ayrıca şu, şu, şu ve şu kaynaklardan örneklere bakarak alıştırma yapmaya başlamak da iyi olabilir.

Düğümküme arşivinden ağa bağlı nesneler ile ilgili bir yazı: Elektronik Nesnelerin Otomatik Bloglaması

Tom Igoe Kimdir?
1989′da Virginia Tech’de Tiyatro Işıklandırması ve Sahne Tasarımı eğitimi alan Igoe daha sonra 1997′de NYU ITP’den yüksek lisans derecesini aldı. Igoe özellikle fiziksel programlama alanındaki çalışmaları ile tanınıyor. Tom Igoe’nin Dan O’Sullivan ile beraber yazdığı “Fiziksel Programlama, Dünyayı Bilgisayarlar ile Algılamak ve Denetlemek (Physical Programming, Sensing and Controlling the Physical World with Computers)” isimli kitabında başta karmaşık görünen kavramları espirili ve kolay anlaşılır bir dil ile kaleme alarak örnekler ile açıklıyor. Ayrıca Igoe’nin İstanbul’da düzenleyeceği etkinlik ile aynı isimi taşıyan, daha yakın bir zamanda O’Reily’den yayınladığı “Şeyleri Konuşturmak (Making Things Talk)” isimli bir başka kitabı daha bulunuyor.

ali | April 21st, 2008

Click: Sadece Bir Başka Sergileme Deneyi mi?

Daha önceden Twitter ile deneyler yapan, YouTube’da video yarışması düzenleyen ve Facebook’ta bir uygulama geliştiren Brooklyn Müzesi, bu sefer de küratörlüğünü Internet kullanıcılarının yapacağı Click isimli bir fotoğraf sergisi düzenliyor. Bu sergiye katılacak işlerin seçim sürecinde herkes jüri olabiliyor. Alışageldiğimiz web2.0 uygulamalarında kullanılan oylama sisteminden farklı olarak, oy verenlerin kendi sanat tecrübe ve bilgilerini tanımlamaları isteniyor, değerlendirme yapılırken bunlar dikkate alınıyor. Kullanıcının bilgi seviyesini tanımlamak için işaretleyebileceği seçenekler var.

Kullanıcının Bilgisi:

  • YOK. Sanat hakkında fazla bir şey bilmediğimi düşünüyorum, ama ender olarak müze veya galerileri ziyaret ettiğim oluyor.
  • BİRAZ. Sanat eğitimi almadım ama genel anlamda sanat konusunda bilgi sahibiyim. Arada sırada müze ve galerilere gidiyorum.
  • FENA DEĞİL. Birkaç sanat/sanat tarihi dersi aldım ve/veya kendi imkanlarımla çalıştım. Müze ve galerilere sıkça gidiyorum.
  • ORTALAMA ÜSTÜ. Sanat/sanat tarihi konusunda birçok ders aldım; müze ve galerilere sık sık gidiyorum.
  • UZMAN. Bu konuda geniş bilgi sahibiyim. Sanatla ilgili bir işim ve/veya ileri seviyede bir diplomam var.

Buna ek olarak kullanıcılara coğrafi konumları da soruluyor, bunun nedeni fotoğraf sergisinin yerel tarafı.

Bu çok demokratik gözükmese de, her zaman ortak paydayı ön plana çıkaran ve bu şekilde popüler olmanın ötesinde bir şey söyleyemeyen web uygulamaları için bir yenilik olarak görülebilir. Elbette herkes kendi kendini puanlandırdığı için ne kadar güvenilir bir sistem olduğu tartışılır ama belki bu yönü bile, otoriter bir tavır takınmadan belli bir hiyerarşi yaratabilmesi ile kendi başına bir yenilik sayılabilir.

İlgili Düğümküme Yazıları:

engin | March 12th, 2008

İnternet Gazetelerinden Ne Haber?

Society for News Design, geçtiğimiz günlerde dünya gazetelerini tasarımlarına göre sıralamış. Sıralamanın en tepesinde Los Angeles Times, New York Times, National Post, The Boston Globe ve Zaman (sıralamadaki tek Türk gazete) yer alıyor.

Sıralama ile ilgili bir dolu tartışma var, ben o kısmına fazla girmeyeceğim. Haberi okuduktan sonra ilk sıralardaki gazetelerin web sitelerini yan yana koyup tasarımlarına bir baktım, şöyle bir resim ortaya çıktı:

(Görsellere tıklayıp büyük görebilirsiniz)

Odullu haber siteleri

Görüntüyü sadeleştirmek için resme basit filtreler uyguladım. Görsel tasarımcılar gazete gibi yoğun içerikli sayfalar tasarlarken taslaklarına biraz uzaktan gözlerini kısarak bakarlar ve baskın blokları ve sayfa dengesini görmeye çalışırlar. Amacım bu tekniği ekrana taşımaktı, ortaya çıkan görüntü şöyle:

Odullu haber siteleri

Bu resme bakınca aklıma şu soru geldi. Acaba Türkiye’deki merkezden-kitleye haber siteleri bu teknikle nasıl görünür? Aklıma ilk gelen yüksek tirajlı gazeteleri yan yana koydum.

Turk gazete siteleri

… ve Photoshop’ta gözleri kıstım:

Turk gazete siteleri

Sonuçta ortaya çıkan soyuta yakın görüntüleri karşılaştırırsak:

gazeteler.jpg

Çok detaya girmeye gerek görmüyorum, resimler durumu gayet güzel özetliyor. Okunabilirliği analiz etmek için şöyle tartışma alanları hemen akla geliyor:

  • Blok kullanımı
  • Beyaz alan kullanımı
  • Renk ve yazı tipi kullanımında tutarlılık

Daha büyük görmek için resimlere tıklayabilirsiniz.

(Düzeltme: Sıralama gazetelerin basılı halleri için yapılmıştır ve yeni kriterlere göre düzenlenmiştir. - 23.3.08)

ali | February 26th, 2008

Etkileşimli Sanat için Sınıflandırmalar

Birçok sanatçı haklı olarak sınıflandırılmaktan hoşlanmasa da, kategorilere yerleştirilmenin eserlerinin yanlış anlaşılmasına, yüzeyselleşmesine, önemsiz bir benzerlik yüzünden alakası olmayan başka işlerle birlikte anılmasına yol açtığını söylese de, gerek arşivleme gereksinimi, gerek araştırma yaparken uzun listeler içinde gezinebilme ihtiyacı, gerek kitap veya sunum hazırlarken bilgiyi bir yapıya oturtmanın pratikliği nedeniyle kategorileme ve sınıflandırma sistemlerine hala başvurulmaya devam ediliyor. Bu konuda çok sayıda değişik yöntem var ve çoğunda esnek olunmaya çalışılıyor. Bunlardan en son rastladığım, Ludwig Boltzmann Institute Media.Art.Research tarafından başlatılan, Prix Ars Electronica 2008 için yapılan başvurularda kullanılan anahtar sözcüklerin ışığında geliştirilmeye devam edilen, birbirinden bağımsız ve iç içe geçebilir başlıklardan oluşan Taxonomies of Media Art:

Sanat eserinin biçimi

enstalasyon
heykel
nesne
performans
yazılım

Sanat eserinin sahası

tek başına
kamusal alan
bağımsız alanlar
ağlı yapılar
sanal dünyalar (Second Life gibi)

Etkileşim ortakları

insan<>insan (sanatçı etkileşimi)
insan<>insan (izleyici etkileşimi)
insan<>bilgisayar
bilgisayar<>bilgisayar
bilgisayar<> harici dijital veri
bilgisayar<> dış ortam
bilgisayar<>analog aygıtlar

İzleyicinin (icracının) yaptığı

gözlemlemek
araştırmak
harekete geçirmek
kumanda etmek
seçmek
içinde gezinmek
katılmak
iz bırakmak
yaratım sürecine katkıda bulunmak
bilgi alışverişinde bulunmak

İşin (projenin) yaptığı

gözetlemek
araç görevi görmek
anlatmak, öykülendirmek
belgelemek
algıyı genişletmek
bir oyun önermek
iletişim sağlamak
görsellemek
ses üretmek
dönüştürmek
depolamak
işlemek
aracılık etmek

Medya

video
bilgisayar grafiği/animasyon
sabit görüntü
projeksiyon
monitör/ekran
3D
ses elektroniği
kulaklık
hoparlör
yayın (radyo/TV)
cep telefonu
el cihazları
mikrofon
RFID
motor (sibernetik, robotik, vs.)

İşlem Teknolojisi

hareket yakalama
görüntü yakalama
ses tanıma
metin tanıma
chroma anahtarlaması
bio-feedback

Slogan

mekansal medya
genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
her an her yerde hesaplama
sanal gerçeklik
televarlık
yapay zeka
low-tech
medya arkeolojisi
etkileşimli sinema
her an her yerde oynanabilir oyun
giyilebilir bilgisayarlar
sibernetik
kinetik
robotik

Konu

yapay zeka
yapay yaşam
biyografiler
veri işleme
ekonomik sistemler
çevre
günlük sorunlar
evrim
genetik
kitlesel medya
medya
çevrimiçi dünyalar
politika
din
göç
sosyal ilişkiler
mahremiyet

Bundan daha genel bir sınıflandırma da Christiane Paul’un Digital Art kitabında kullandığı yapı:

Dijital Teknolojilerin Araç Olarak Kullanımı

Dijital fotoğraf ve baskı
Dijital teknolojilerle heykel

Dijital Teknolojilerin Mecra Olarak Kullanımı

Enstalasyon
Film, video, animasyon
Internet sanatı ve göçebe ağlar
Yazılım sanatı
Sanal gerçeklik ve genişletilmiş (artırılmış) gerçeklik
Ses ve müzik

Dijital Sanatta Temalar

Yapay Yaşam
Yapay Zeka
Televarlık, telematik, telerobotik
Beden ve kimlik
Veritabanları, veri görsellemesi ve eşleştirmesi
Metin ve öyküleme ortamları
Oyun
Taktiksel medya, aktivizm, hacktivizm
Geleceğin teknolojileri

Son olarak da Burak Arıkan ile geçtiğimiz Kasım ayında Aksanat’ta yaptığımız İşlemsel Sanatlar Sunumu‘nda kullandığımız pratik sınıflandırma ile yazıyı bitireyim:

Algoritmik Sistemler: Bilgi İşlem Teknolojileriyle İfade

  • İşlemsel üretilen nesneler
  • İşlemsel çalışan sistemler

Sistemden Karmaşaya: İnternet ve Ağlı İletişim Sistemleri Üzerinden İfade

  • Ağda temsil
  • Ağda eylem
arikan | February 13th, 2008

Ağların Çarpışması

ff_estonia_map_w.jpg

Bir gün web servisinize gelen milyonlarca sorgu, tüm sunucularınızı kitliyor, makinaları tekrar başlatıp sistemi ayağa kaldırıyorsunuz, ancak sorgular gelmeye devam ediyor, tekrar kitleniyorsunuz. Sunucu tarlanızı genişletiyorsunuz sorguları karşılayabilmek için, siz genişlettikçe sorgular aynı oranda artıyor, bütün kaynaklarınızı sömürüyor, yine kitlenme. Yoğun sorgu gelen IPleri atak yaptığını düşündüğünüzden engelliyorsunuz, ama siz engelledikçe başka IPler ortaya çıkıyor, yoğunluk azalmadan atak devam ediyor. Bu atak tipi “Distributed Denial Of Service Attack” (DDoS attack), yani Dağıtık Atakla Servis Kitleme olarak biliniyor. Bir noktadan değil çok noktadan dağıtık ama düzenli bir şekilde yapılan atak servisi çaresiz bırakıyor. DDoS atağının amacı servisin tüm kaynaklarını sömürerek servisi sunum yapamaz hale getirmek.

Wired dergisinde yayınlanan yukarıdaki grafikte anlatılana göre sistem şöyle çalışıyor. Önce atağı planlayan bir merkez [1] tamamen anonim ödemeyle bir çok robot çobanı (”bot herder”) [2] tutuyor. Çobanlar atağın proje müdürlüğü görevini üsleniyor. Her çoban binlerce bilgisayardan oluşan bir çok ağ kontrol ediyor. Genelde bu ağları spamcilere kiralayarak yaşamlarını sürdüren çobanlar merkezden gelecek bir sinyalle milyonlarca veri paketini hedeflere gönderebilecek kapasiteye sahipler. Çobanların kontrol ettiği ağların çoğu sıradan insanların virüslenmiş bilgisayarlarından oluşuyor. Bunlara “zombie” [3] deniyor. Zombiler çobandan sinyali aldığında verilen hedefe [4] yığınla veri paketi göndermeye başlıyor. Siz de bu zombielerden biri olarak bir atağa katılıyor olabilirsiniz. Atak dağıtık yapıldığından bir anda milyonlarca farklı noktadan tek bir noktaya veri paketleri gönderiliyor ve hedef paketleri karşılayamaycak kadar ağırlaşıyor veya çakılıyor.

DDoS atağı bankalardan askeri sistemlere her yere uygulanabilir. Bir kaç saatlik bir atak büyük mali hasar yaratabilecekken bir kaç günlük bir atak modern ekonomik düzeni altüst edebilir.

Bu durum ağlı bağlı hayatın ileri seviye bir sürtüşmesi veya hibrid bir savaş olarak görülebilir. Askeri stratejiler araştırma şirketi RAND Corporation ABD Savunma Bakanlığına 1996 yılında verdiği raporda “Ağların Savaşı”nı anlatırken, terorist oluşumlarda DDoS benzeri ataklara kadar lidersiz çarpışmaların zamanında olduğumuzu belirtir. Raporun savı ağlı tehdidlere ancak ağlı sistemlerle cevap verilebileceğidir.

İlgili Düğümküme Yazısı

Güncelleme:

Bir kaç gün önce Amazon S3, EC2, ve AWS çakılmıştı ve beraberinde altyapısını AWS’ye dayandıran Twitter ve Basecamp gibi onlarca önemli web servisini kitlemişti. Amazon’daki bu aksaklığa sebebinin DDoS atakları olduğu tahmin ediliyor.

* Grafik Wired dergisi için Catalogtree stüdyosu tarafından hazırlanmış.

ali | January 25th, 2008

Cepler Sonuna Kadar Açık

mypocket-graph.png

Burak Arıkan’ın Turbulence tarafından desteklenen, finans ağları, kendi günlük yaşamı ve bilgisayar ağlarını buluşturduğu yeni projesi MYPOCKET yayımlandı. MYPOCKET, finansal kayıtların bir yandan bizim için mahrem bilgiler olmasını, diğer yandan da çeşitli kuruluşlarca pazarlama verisi toplamak amacıyla veya finansal anlamda güvenilirliğimizin analiz edilmesi için kullanılmasını birer çıkış noktası olarak almış. Burak, son iki yıldır elektronik olarak kayıtlara geçen ne kadar finansal bilgi varsa bunları toplayan, arşivleyen ve gelecekteki harcamaları analiz eden, başka bir deyişle ağda yaşayan ve geleceği öngören bir yazılım geliştirmiş. Bu analizler bir yandan gelecekteki harcamalar hakkında tahminler yürütürken, diğer yandan da bu analizlerin değerlendirilmesi yoluyla sanatçının yaşamına etki ederek gelecekteki harcama alışkanlıklarında da değişiklikler yaratabiliyor, böylelikle iki yönlü bir etkileşim sunuyor.

 

interfaces.jpg

 

MYPOCKET, günümüzün tekno-kültürel ortamından esinlenerek, kendisini 3 değişik arayüz üzerinden gösteriyor:


  1. Banka İşlemleri RSS beslemesi: Internet’te en yaygın kullanılan RSS haber yayımlama formatı binlerce kaynaktan sürekli akan bir bilgi seline bağlanmamızı sağlar. MYPOCKET Burak’ın günlük alışverişlerine RSS okuyucunuzdan tıpkı haberleri takip ettiğiniz gibi takip edebilmenize imkan veriyor. Böylece erişilebilirliği arttırarak açıklığın altını çiziyor.
  2. Banka İşlemleri Ağı: Bir sonraki alışverişleri tahmin etmek için iki yıllık alışverişlerin birbirleriyle olan ilişkisine bakılıyor. Ortak alışveriş kategorileri, ortak haftanın günü ve aynı haftası gibi noktalardan kurulan ilişkiler zaman içinde gelişiyor. Banka İşlemleri Ağı ile bu dinamik ilişkilerin tümüne bir anda, yani henüz işlenmemiş bir mantık örgüsüne bakıyoruz.
  3. Tahmin Edilmiş Nesneler: Kasıtlı bir analiz sonucunda gelecekte olacağı tahmin edilen bir olayın gerçekleştikten sonraki fiziksel kanıtları. Yaşamın yan ürünleri. MYPOCKET projesinde Burak banka kartıyla yaptığı alışverişlerin fişlerini saklıyor, ve tahmin edilenleri “tahmin edilmiştir” diye işaretliyor. Bu fişler hem yapılan alışverişin bilgilerini içerdiği için hem de varlıkları önceden bilinmiş oldukları için birer eşsiz nesne oluyor.

 

Burada ilginç bulduğum noktalardan biri, daha önce pek çok sanatçının kullanmış olduğu gözetlenme olgusunun özel bir alanına, finansal verilere bakması. Özellikle 11 Eylül’den sonra Batı’da artan güvenlik önlemlerinin özgürlükleri kısıtlamasına dikkat çeken birçok sanatçı bunu vurgulamak için çeşitli yöntemler kullanmışlardı. Bunlardan en can alıcısı Hasan Elahi‘nin FBI’a vermesi gereken raporu canlı bir GPS verisi izleme projesi haline getirmesi idi. Bu projede ise takip edilme ne üstten gelen bir otoritenin güvenliği artırma amacıyla ne de bunu yayarak eğlence haline getirmekle ilgili. Burada söz konusu olan, bankalar tarafından zaten sürekli olarak takip edilen harcamalarımız. İlk bakışta sadece birer veri akışından ibaret, amacı ne yeryüzündeki koordinatlarımızı vermek ne de nasıl bir insan olduğumuzu belirlemek. Ancak bu veriler yeterince toplandığı ve istisnasız olarak her harcama bir veri akışıyla Internet’ten yayımlandığı zaman bunun aslında mahrem bir bilgi olduğunu ve bankalarda toplanma amacının çok ötesinde kullanılabileceğini daha iyi görebiliyoruz.

 

mypocket-graph-2.jpg

Banka işlemlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkilerin görsellemesi. İki işlem arasında bağlantı oluşması için ya aynı kategoride olmaları, ya haftanın aynı gününde gerçekleşmiş olmaları, ya da ayın aynı haftasında gerçekleşmiş olmaları gerekiyor. Çizgi kalınlıkları bağlantının iki ucundaki harcamaların toplamını gösteriyor.

 

Diğer bir can alıcı nokta da, bu verilerle yapılan tahminler ve sanatçı-yazılım arasındaki iki yönlü adaptasyon. Popüler kültürde de BBG gibi TV programlarında gözetlenmenin insanlar üzerindeki yapaylaştırıcı etkisini, hayatı izlenen televizyondan izlenen kişinin gerçek hayatı ile rol oynama eyleminin iç içe girdiğini görmüştük. Burada, içinde rol oynanan kontrollü bir ortamdan söz edemesek de ve yayımlanan veri yaşamın sadece kısıtlı bir alanına dahil olsa da, bu aslında yaşamın kolaylıkla sayısallaştırabilir bir kesiti üzerinde yoğunlaşmamızı ve etkilerini daha ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlıyor. TV sinyalleri yerine Internet üzerinden banka ve kredi kartı işlemlerini RSS akışları bize bilgileri anında ulaştırırken, Internet’in etkileşimli yapısına da uygun olarak bu akışın tek yönlü olmadığının bilinci ile geleceğe dair tahminler de veriyor, bugün Amazon benzeri birçok alışveriş sitesinde bize yapılan “Daha önce şu ürünü almışsınız, o halde bu ürünü de beğenebilirsiniz” tarzında tavsiyeler veya kredi kartı şirketlerinin yaptıkları puanlandırmalar gibi… Bu tahminlerin, insan davranışının karmaşası nedeniyle ne kadarının sonucu etkilemeden nesnel olarak dışarıdan yapıldığı; ne kadarının, parçacık fiziğinde ölçüm eyleminin ölçülen ile aynı ölçekte gerçekleşmesi nedeniyle ölçüm sonucunu etkilemesine benzer şekilde, sanatçının finansal kaderini önceden çizdiği meçhul. Burak, belki de işin bu yönüne vurgu yapmak, halkayı tamamlamak için doğru tahmin edilen harcamaların fişlerini işaretleyerek tüm bu fiziksel-ağlı-işlemsel performansın yanında, henüz oluşmamış olan nesnelerin adeta anılarını önceden oluşturup, sonradan gerçekleştikleri takdirde onları da birer hazıryapım nesne (veya tahmin edilmiş nesne) olarak işin içine katıyor. Böylece gelecek sadece tahmin edilmiş değil, aynı zamanda da maddeleştirilmiş oluyor; bu da insanların alışveriş alışkanlıklarının izlenmesi yoluyla yapılan tahminlerin doğrudan ekonomik değeri olduğu bu zamanları gayet iyi yansıtıyor.

 

Proje adresi: http://transition.turbulence.org/Works/mypocket

 

arikan | January 19th, 2008

Video Wiki Çıktı

Kaltura

Wikipedia Vakfı web video editörü Kaltura ile ortaklaşa video-wiki servisine başladı. Bir nevi YouTube + Wikipedia karışımı olan bu yeni servisle birden fazla kişi beraber bir video oluşturabiliyor. İsterseniz varolan bir videoya görsel, ses, ve başka video ekleyip videoyu geliştirebiliyorsunuz veya isterseniz kendi video-wikinizi başlatabiliyorsunuz. Yani artık sadece wiki makalelerini değil videoları da ortaklaşa hazırlayabiliyor olacağız.

Gömülü video wiki

Tabii ki Kaltura video wiki’leri blogunuza gömerek okuyucularınızla paylaşabilirsiniz, hatta okuyuclarınız da başlattığınız video wikilere katkıda bulunabilir. Böylece video wikilere katılım sadece Wikipedia adresinde tek noktadan olmayacak bütün dünyaya virüs gibi yayılacak. Yukarıdaki video wiki oynatıcısında hemen sağ üst köşede [Credits] bağlantısı bu videoya kimlerin hangi parçalarla katkıda bulunduğunu gösteriyor. Resmin altındaki zaman çizelgesi üzerinde de farklı kişiler tarafından eklenmiş bu parçalar belirtiliyor. Alttaki iki düğmeyle bu videoyu düzenleyebilir veya yeni videolar ekleyebiliyorsiniz.

Açık Kaynaklı

Bildiğiniz gibi MediaWiki dağıtımı ile isteyen herkesi kendi wiki yazılımını kendi sunucusunda çalıştırabilir. Kaltura aynı zamanda MediaWiki dağıtımına da ekleniyor. Böylece MediaWiki ile kendi wikinizi kurduğunuzda sizin de video wikiniz de olabilir. Video programlama ve paylaşım teknolojileriyle ilgileniyorsanız siz de projenin gelişimine katkıda bulunabilirsiniz, çok öğretici bir çalışma olacaktır, Kaltura MediaWiki kaynak kodu burada (php):

http://sourceforge.net/projects/kaltura/

Nasıl kullanılabilir?

Video wiki’nin pek çok kullanım alanı olabilir. Tarihi konular, biyografiler, dersler, müzik videoları, politik kampanyalar, eleştiriler, belgeseller ve tabii ki sonu olmayan uzun-kısa filmler video-wiki olarak yapılabilir. Kaltura video editörü aynı zamanda içinden çeşitli video kütüphanelerine erişim veriyor. Kütüphanelerde bulunan Creative Commons lisanslı videolardan istediğiniz gibi alıp montajlayabilirsiniz. Ben en çok video wiki belgesellere katkıda bulunmak isterim. Mesela Mehmet Ali Birand’ın 12 Eylül Belgeseli bir video wiki dökümanı olarak daha zengin bir şekilde tekrar hazırlanabilir. Bugün NTVMSNBC’de oldukça bilgilendirici bir Hrant Dink belgeseli yayınlandı. Bu belgesel video wiki yapılabilir ve böylece suikastin karanlığı mesela herkesin (uzmanların, susturulanların, tanıkarın) bildiklerini / belgelerini eklemesiyle biraz daha aydınlanabilir.

kaltura-wiki-video-editor.jpg
Kaltura video düzenleme arayüzü

Video okur yazarlığı

Video wiki’nin en önemli kullanım alanı kuşkusuz slide şovlar olacaktır. Hazırlaması kolay, bir kaç resim ve yazı biraraya getirilip bir çok şey anlatılabilir. Ancak video montajlamak yazı yazmak gibi daha ilk okulda öğrenilen bir beceri olmadığından bir çok kişi başta zorlanacaktır. Zamanla katılımcılar televizyonu taklit edilerek ve diğer yapılmış videolardan görerek video okur yazarlığını arttıracaktır. Video montajıyla hikaye anlatmayı başlamak isteyenlere biraz fazla klasik ama temel olan “5 C’s of Cinematography” kitabını öneririm. Tabii ki 2008 yılı boyunca bloglarda “beraber video nasıl montajlanır”, “iyi video düzenlemenin 7 yolu” gibi pek çok pratik öğretici yazı görücez. En önemlisi üniversitelerin sinema ve televizyon bölümleri gelişen paylaşımcı / sosyal medya ortamında geçerli iş yapabilecek öğrenciler yetiştirmek için ders programlarını tekrar düzenlemeli.

Bu zamanın en önemli bilgi kaynağı Wikipedia video wiki ile bilgi derleme adına büyük bir adım atmış oluyor.

arikan | January 6th, 2008

İki Yansıtma, Biri Ters

coryarcangel-upsidedown.jpg

coryarcangel-upsidedown2.jpg

Bugün pek çok dijital sanat işi, sunumlar, gösterimler, ve performanslar projeksiyon ile bir yüzeye yansıtılır. Projeksiyon bu çağın en önemli ifade gösterme aracı. Ağlı sanatlar (net.art) ortamlarından tanıdığımız sanatçı Cory Arcangel “Two Keystoned Projectors (one upside down)” isimli projeksiyon kurulumuyla bu duruma bir eleştiri getiriyor. Proje şu anda Cenevre’de Guy Bartschi galerisinde sergileniyor.

arikan | January 4th, 2008

Kendinle İşbirliği Yap

cursor10-1.png

cursor10-0.png

Cursor*10 kendinle işbirliği yapmanı sağlayan yeni bir oyun. Nekogames tarafından geliştirilen oyun fare hareketlerinizi kaydediyor ve tekrar kullanmanızı sağlıyor. Oyunda amaç sadece birinci kattan 16ıncı kata çıkmak. Yolda karşınıza çıkan engelleri arkanızdan gelen farelerin yapması gerektiği gibi yaparak ilerliyorsunuz. Oyun ilerledikçe zamanda geri giderek düşünmenizi gerektiriyor. Sürü kavramı (”swarm”) ve işbirliği (”cooperation”) üzerine kurulmuş nefis bir oyun düzeni.

İlk fareyi kendiniz diğerlerini de günlük hayatta sizin yaptıklarınızı takip eden başka kişiler diye düşünün, geçtiğimiz sokaklardan kenti ve yaptığımız alışverişlerden pazarı nasıl etkiliyoruz bu karmaşıklığın tadına biraz olsun bakabilirsiniz.

arikan | December 26th, 2007

Kâbe’nin Karşısı

kabe-antipod.jpg

Dünyanın neresinde olursanız olun kıbleye, yani Mekke’de Kâbe’nin bulunduğu yöne dönerek namaz kılarsınız. Tam Kâbe’nin bulunduğu yerden dünyanın merkezine doğru kazıp diğer taraftan çıksanız, Kâbe’nin karşısına denk gelen noktaya varırsınız, burada nereye döneceksiniz, her yön kıble. Pasifik adalarında yaşayan müslümanlar nereye dönse olur.

Bildirgeç‘de karşıma çıkan Digholes ve Antipod siteleri Google Maps üzerinden bulunduğunuz yerin tam karşısına denk gelen yeri gösteriyor.

Ayrıca yeni nesil haritalarla ilgileniyorsanız “yer2.0″ etiketli Düğümküme yazılarına ve bagcik.com yer2.0 etiketli bağlantılara bakabilirsiniz.


Kapat
E-posta ile paylaş