ali | October 22nd, 2008

80+1 Günde Devri Alem

Ars Electronica Linz, voestalpine AG ve Linz09 (”2009 Avrupa Kültür Başkenti”) tarafından 18 Haziran - 6 Eylül 2009 tarihleri arasında düzenlenecek ve 20 projeye yer verilecek olan 80+1: Dünya Etrafında Bir Gezinti, dünya üzerinde seçtikleri 20 duraktan biri olan İstanbul’dan sanatçıların da proje önerilerini bekliyor.

Sanatçılara Açık Davet - “CANLI BİT’LER: Gerçek Zamanlı Bağlanmışlığı İnceleyen Sanat”

“80+1″ sanatçıların değişik fiziksel mekanlarda (özellikle Linz ve dünya üzerinde seçilmiş noktalar arasında) gerçek zamanda insandan-insana ve insandan-çevreye bağlantı ile ilgili yeni ve yenilikçi yollar ile ilgili önerilerini bekliyor. Amaç, uzak mesafelerle ayrılmış insanlar arasındaki anlamlı alışverişleri incelemek ve genişletmek.

Son başvuru tarihi 31 Ekim 2008.

Daha fazla bilgi: http://www.80plus1.org/proposal_text.php

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

arikan | September 9th, 2008

Ağ Diyagramından Yapısal Metne Geçiş ve Geri Dönüş


Sanatta biçim ve metin arasındaki gerginlik veya ortam (”medium”) ile kavram (”concept”) arasındaki ilişki bugün bir şekilde bilgisayar kodu ile veri arasında mevcut. İşlemsel sanat dediğimiz alan bu ilişkiyle yakından ilgilieniyor. Ancak veri ağ özelliği gösterecek şekilde ilişkisel olduğunda buna sanatsal ve yaratıcı ifade açısından nasıl yaklaşabiliriz? Bu konuyu çalışmak için bu 2008 sonbahar döneminde New York Üniversitesi Interactive Telecommunications Program (ITP)’da tam Türkçe’ye çeviremediğim “Creative Networking” adında bir ders vermeye başladım.

Bir ağ diyagramı metin olarak yazılabilir. Belli bir yapıda yazarsak bilgisayarlar tarafından da okunabilir. Bir ağ düğüm ve bağlantı denilen elemanlardan oluşur. Düğüm nokta, bağlantı çizgi olarak gösterilir. Ağ yapısı genelde fizik, matematik, sosyoloji, ve bilgisayar bilimlerinde kullanılan bir modeldir. Son zamanlarda da pek çok görselleştirme projesinin bel kemiğini oluşturuyor. Mesela yukarıda bazı ağ örnekleri görüyorsunuz. Bir ağ basitçe şöyle yazılabilir:

ali -> elif
elif -> dara
dara -> ali

Bu yazım basitçe bir sosyal üçgen belirtiyor. Bu sözdizim Graphviz denilen bir ağ görselleştirme yazılımından alıntı. Graphviz DOT dili denilen bir yapı kullanıyor ağı ifade etmek için. Normalde çok basit, ama daha karmaşık ağ özelliklerine girildiğinde dil de karmaşıklaşıyor.

ITP’de verdiğim derste önce el çizimleriyle hayali ağlar yapıyoruz (bkz İstanbul’daki workshop’dan çizimler). Sonra bu hafta çizdiğimiz diyagramları metne çeviricez ki bilgisayar okuyabilsin ve tekrar ekranda çizebilsin bizim yarattığımız ağ yapısını. Bu metni yazmak için GraphML, bir XML formatı kullanıcaz. GraphML kullanıyoruz çünkü web uyumlu, bir standard olmuş, ve XML hem insan hem makine tarafından okunabilien en nihai veri düzeni.

GraphML ağ tanımlamak içim kullanması çok kolay bir XML yapısı. Oldukça esnek yapacağınız uygulamaya göre genişletebilirsiniz. Yönlü yöndüz hiyerarşik ağ yapılarını destekliyor ve ekstra veri yapıları da ekleyebiliyorsunuz, düğüm ve bağlantı içine ayrı ayrı. Yukarıda yazdığımız ağı basit bir GraphML ile şöyle yazabiliriz:

<graph id="G">
    <edge source="ali" target="elif">
    <edge source="elif" target="dara">
    <edge source="dara" target="ali">
</graph>

GraphML hakkında daha fazla bilgi isterseniz GraphML Primer ve GraphML Specification sayfalarına bakmanızı tavsiye ederim.

Creative Networking dersinde bu hafta Ağ Topolojileri çalışıyoruz. Topoloji Türkçe’de biçimleri ya da boyutları değişmeyen geometrik cisimlerin incelenmesi bilimi anlamına geliyor. Ağ bağlamında düğümlerin ve bağlantıların nasıl konumlandırıldığını çalışan bilim demek. Bu ders için çeşitli ağ topolojilerini GraphML formatında yazdım elle. Daha sonra bu ders için hazırladığım bir örnek Processing programı ile GraphML formatını okuyarak ağ şeklinde tekrar çizdim. Bu aşağıdaki görseller programdan alımıştır, hemen altlarında açıklamaları ve GraphML dosyalarına bağlantıalr var. Ayrıca programın kodunu biraz temizledikten sonra burada yayına vericem yarın. Bir de tüm bu topolojileri bir arada görebileceğimiz basılabilir bir PDF indirebilirsiniz, yine bu programla hazırlandı.

Merkezi, Merkezsiz

Merkezi ağ yapısında tüm düğümler tek bir düğüme bağlıdır. Hierarşikdir. Tek bir otorite vardır. dallar arasında bağlantı yoktur. Merkezsiz ağ ise merkezi ağın çoğaltılmış halidir. Pek çok merkez bir birine bağlıdır.

Dağıtık, Ağaç

Bir dağıtık ağın merkezi yoktur. Her düğüm bağımsızdır. Bir düğümden diğer düğüme pek çok yoldan gidileiblir. Bir ağaç yapısı ismi üstünde hiyerarşikdir.

Sık, seyrek

Çok sık bağlı veya seyrek bağlı.

Merkez-çevre, tüm bağlı

Merkez-çevre ağın merkezinde sık bağlantılı çevreye doğru seyrek bağlantılı ağlardır. Tüm bağlı ağların tüm elemanları diğer tüm elemanlara bağlıdır. Ali Miharbi bir keresinde bunu bir futbol takımının 11 oyuncusu arasındaki ilişki olarak tanımlamıştı.

“Küçük dünya”, “Scale-free”

Sosyolog Stanley Milgram’in bullduğu Küçük Dünya kavramı birbirine sadece bir kaç köprüyle bağlı kümeleri tarif eder. Scale-free ağlar Albert-László Barabási tarafından tanımlandığına göre “power law” kuralını izleyen ağlara denir. Bu tür ağlarda sadece bir kaç düğüm en çok bağlantıya sahiptir, bazı düğümler orta derecede bağlantıya sahip, çoğu düğüm bir kaç bağlantıya sahiptir. Buna aynı zamanda Uzun Kuyruk diyoruz.

* Bu yazı aynı zamanda kendi blogumda İngilizce olarak yayınlanmıştır.

arikan | September 6th, 2008

Post-modern Özelleştirme: Akbil Kalkıyor Kredi Kartı Geliyor

Akbil kalkıyormuş İstanbul toplu taşıma sisteminden. Yerine ne geliyor? Kredi kartı. Otobüse metroya artık kredi kartı ile binilecek! Toplu taşıma parasını kredi kartı faturasından ödiycez. Belediye, yani devlet, verdiği toplu taşıma hizmeti karşılığı vatandaştan para almıyor, kredi kartını veren özel banka topluyor paraları. Sonra banka bir komisyon keserek belediyenin hesabına geçiriyor.

Kim bu banka? Bu bir ortaklık: Vakıfbank ve Yapı Kredi Bankası. Bu ortaklığın ürünü olan Vakıfbank World adında bir kredi kartı kullanılacak Akbil yerine. Kim bu bankaların sahipleri? Vakıfbank çok ortaklı bir kurum, varlığının çoğu devletin yönettiği vakıflar fonundan oluşuyor. Yapı Kredi %80 Koç Finans’a ait. İsminden şaşırma olmasın, Koç Finans tamamen Koç Holding’e ait değil, sadece %50si. Diğer %50si Avrupa’lı finans devi UniCredit‘e ait. Yani %100 devlete ait Akbil’in yerine geçecek kredi kartı sisteminin bir kısım yüzdesi Yapı Kredi üzerinden UniCredit’e gidecek.

Post-modern özelleştirme

Modern özelleştirme basitçe bir devlet kurumunun bir özel şirkete satılmasıdır. Türkiye’de mesela petrol şirketleri bankalar böyle özelleştirilmiştir. Akbil’den kredi kartına geçiş devlet kurumlarının büyük bir satın alma yaşamadan özel şirketlerle derin organik ilişkiler kurmasıdır. Buna post-modern özelleştirme, veya Derin Devlet 2.0 diyebiliriz.

Borç vatandaşın kamçısıdır

“Borç yiğidin kamçısıdır” demek aldığın borçları ödediğin sürece varlığın kabul edilir demektir. Ödeyemiyorsan bir şey olmuyor, borcun şişiyor, şiştikçe arada bir haber veriliyor öde diye, ama öyle yoğun bir baskı yok, şişmeye devam ediyor, bir noktada tam balon patlamak üzereyken haciz geliyor, malların yoktan borca sayılıyor, geri kalanları da hapiste yatarak ödüyorsun. Borçlandığın kurum değil, o kurumun bağlı olduğu devletler üstü küresel finans sistemi seni suçlu ilan ediyor, adeta yargısız infaz ediliyorsun. Boynun bükük, borcunu ödememişsin, basit bir denklem, %100 suçlusun. Kendini savunamıyorsun. Borç alırken önüne koyulan yüz küsür sayfalık anlaşmayı okumamıştım diyemezsin. Zorla borç verildim diyemezsin. Belediye otobüslerimize kredi kartıyla binme zorunluluğu getirdi diyemezin. Sessizce artan komisyon oranlarının farkında değildim diyemezsin. Kredi kullanmaya başladığın andan itibaren, yani bu yeni kredi kartlı toplu taşıma sistemine göre otobüse bindiğin andan itibaren borçlusun.

Yukarıdaki diyagram dünyadaki tüm kredi borçlarının (kişisel ve kurumsal) nasıl giderek arttığını (1925-2005) ve son yıllarda geçmişe göre hiç görülmemiş bir artışta olduğunu gösteriyor. Tarihin en büyük borç balonu bu, patlar mı, ne zaman patlar bilemiyoruz, ama bu durum devletler üstü küresel finans sisteminin tarihte hiç olmadığı kadar anormal bir hal aldığını gösteriyor… belki de bundan kurtulmanın bir yolu daha da borçlanmak tüm vatandaşları da borçlandırmak ki balonun esas üfleyicileri rahatlasın.

Borçsuzlarla mücadele örgütü

Borcun yoksa zaten bu finans sistemine dahil değilsin. Ama bu devirde kredi kartı kullanmamak mümkün mü? Amerika’da mesela normal bir vatandaşın posta kutusuna sık sık “mükemmel şartlarda” “büyük fırsatlı” yeni kredi kartı formu gelir. Normalde kitap satın aldığımız şirketler veya günlük alışveriş yaptığımız marketler aynı zamanda kredi kartı da verir. Onlarınkini kullanırsan daha büyük avantajlar elde edersin…

Visa MasterCard gibi dev kredi kartı şirketleri tüketicilere mümkün olan her yerden kredi kartı vermeye çalışırlar çünkü bu kartlar sizi bu şirketlere borçlandırır ve bağımlı hale getirir. Bir iki şirket değil yerel veya küresel yüzlerce şirketler örgütü üzerinden bize ulaşmaya çalışırlar. Dolayısıyla toplu taşımada Akbil’den kredi kartına geçiş Visa Master Card gibi şirketlerin Türkiye vatandaşlarını kendilerine borçlu kılacak büyük bir adımdır.

İlgili Düğümküme yazıları

arikan | August 16th, 2008

Uzay Enflasyonu

13.7 milyar yıllık evrenin zaman çizgisinde gösterimi. Sol uçta tahmin edebildiğimiz zamanın başlangıcı, yani Big Bang dediğimiz patlama. Sağ uçta 13.7 milyar yıl sonra biz ve evrendeki mikro dalgaları gözlemleyen bir uydumuz WMAP (Wilkinson Microwave Anisotropy Probe). Kaynak: Evrenin Zaman Çizgisi, NASA

Enflasyon, yani şişme, sadece eknomik değil kozmik ortamda da oluyor. Big Bang teorisine göre evren bu büyük patlamadan beri genişliyor, ve hatta grafikde gördüğünüz gibi son zamanlarda artan “dark energy“lerin itmesiyle genişleme daha da hızlanmış.

Evrenin birden fazla başlangıcı mı var?

Geçtiğimiz günlerde Stephen Hawking bu kozmik enflasyon meselesine, yani evrenin sürekli şişmesine, yeni bir açıklama getirdi.

Yeni Hawking teorisine göre evrenin sadece bir başangıcı yok. Evrenin birden fazla başlangıcı var, ve tarih tüm bu başlangıçların uzantısını birarada yaşıyor.

Dağıtık yapı

Bu yeni teori atomun içinde olduğu düşünülen String Teorisi ile uyumlu. Aynı zamanda da bizim zamanımızın düşünce yapısını destekliyor: dağıtık kaynaklar, dağıtık kontrol, ağlı bağlı üretim. Mesela biyoteknoloji alanında da bir zamanlar DNA’nın hayatın kaynağı olduğu düşüncesi hakimdi (DNA RNA’yı, RNA proteinleri, proteinler bizi yapar). Bu hiyerarşik, merkeziyetçi düşünce, Francis Crick tarafından 50 yıl kadar önce formüle edilmiş merkezden-kitleye bir düşüncedir. Bugün ise “systems biology” denilen bir yaklaşım geçerlidir. Buna göre DNA bir biyolojik ağ sistemi içinde tüm diğer öğelerle aynı seviyede ilişki içerisindedir ve hayat bütün öğelerin birbirleriyle etkileşimi ile ortaya çıkar, herhangi bir merkezden kodlanmaz veya denetlenmez.

Çoklu başlangıç teorisi ne zaman ispatlanır bilinmez ama Hawking’in yakaşımı bugünün düşünce yapısını doğrudan yansıtıyor. Özellikle internet kullanan yeni nesiller için kolayca anlaşılır ve kabul edilebilir bir teori.

ogunduz | August 10th, 2008

Google App Engine Üzerinden YouTube’a Nasıl Erişilir?

Bu yazıda Google App Engine kullanarak Türkiye’den erişilebilen YouTube proxy uygulaması nasıl oluşturulur, onu öğreneceğiz. Bu, ucuz reklamlar ve ‘ninja hakaretlerinin’ yer almadığı, sıfır maliyetli ve Google engellenmediği sürece varlığını sürdürecek basit bir uygulama olacak. İki tane çalışan YouTube uygulamasını şuradan (evet Türkiye’den de) görebilirsiniz:

Yazıya “Meet the Sniper” videosu eşliğinde devam ediyoruz :). App Engine YouTube uygulamanın nasıl çalıştığını merak ediyorsanız, okumaya devam edin.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

arikan | July 21st, 2008

Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş

1960larda dünyanın her yerinde öğrenci hareketleri suikastler faili meçhul cinayetler üniversite yurt işgalleri izinsiz gösteriler araba devirmeler zamanının her türlü otoritesine karşı bitmek bilmez bir mücadele olduğunu gösteriyordu (yukarıdaki resimde sol üstten sağ alta Fransa, Almanya, Meksika, Türkiye’den fotoğraflar). Bir yanda bu mücadele sürerken diğer yanda bugünkü küresel toplumun temellerini oluşturacak iletişim teknolojileri icat ediliyordu. Ağların ağı internet’in ilk ağı sayılan ARPA Net 1969 yılında Amerika’da dört farklı şehirden birbirine bağlanan dört bilgisayarla hayatına başladı.


Sibernetik Karşılaşma Sergisi Posteri, ICA, Londra 1968

“Sistem”, “yapı”, “işlem” kelimeleri 1960larda Amerika ve Avrupa’da sanat ve kültür alanında sık kullanılmaya başladı, şöyle sergi başlıkları vardı:

Bu dönem aynı zamanda Amerika’da New York’lu sanatçıların ve Bell Laboratuvarı’ndan mühendislerin beraber kurduğu E.A.T (”Experiments in Art and Technology”) kolektifinin ortaya çıktığı dönemdi (1966), bugün dahi aklımızı alacak işler yaptılar. E.A.T belgeseli “9 Evenings” Bill Klüver, Robert Rauschenberg, John Cage gibi ustaların birlikte yaptıkları teknoloji destekli performanslar ve yerleştirmeleri anlatır.

Bu zamanlarda “sistem” toplumun ilgi odağıydı, bir yanda başkan John F. Kennedy hükümet kabinesine ilk defa bir sistem analisti almıştı, diğer yanda sokaklarda gösteri yapan öğrencilerin karşıt olduğu şeyin adı “sistem”di. Sanatçılar dünyayla metaforik ilişki kuran sanat nesnesi fikrinden koparak, yaşanan deneyime eşit olan sanat işleri önermeye başladılar. Sanatçı Cildo Meireles bu dönemi şöyle anlatıyor:

Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu.

Gerçek zaman ve mekanda işlerini konumlandırılan sanatçılar ziyaretçilere içinde dolaşabilecekleri senaryolar sunarak estetik sistemler deneyimletmeye başladılar.


Buğulaşma Küpü, Hans Haacke, 1963


Shapolsky et al. Hans Haacke, 1971

Hans Haacke “Buğulaşma Küpü”nde (1963) doğanın fizksel gücünü görünür hale getirmek için teknolojik ve organik işlemleri beraber kullandı. Haacke işlerini “gerçek dünya” süreçleri içinde, yani politik, ekolojik, endüstriyel, finansal dünyaların içinde konumlandırdı. Mesela Haacke New York’da emlakçı Shapolsky’nin şüpheli varlıklarını diyagramlar ve fotoğraflar ile gösteren işi Guggenheim Müzesinde “Hans Haacke: Systems” adıyla sergilenmek üzereyken müzenin direktörleri ile mütevelli heyetleri (bağış kaynakları) arasındaki çıkan anlaşmazlık üzerine sergi iptal edildi, sergiyi savunan küratör müzeden kovuldu (1971).


New York’a Ağıt Hans Haacke, Jean Tinguely, 1960

Jean Tinguely‘in “New York’a Ağıt”ı (1960) MoMA’nın bahçesinde kendini patlatarak yok eden bir kinetik heykeldi. Tekerleklerden zincirlerden buharlı makinalardan ve bir çok rastgele parçadan oluşan mekanik karmaşıklığın estetiğiyle uğraştı işlerinde.


Duvar Çizimleri, Sol Lewitt, 1963

Sol Lewitt duvar çizimlerinde önceden yazdığı geometrik tarifeleri asistanlarına çizdiriyordu. “Kavramsal sanat üzerine paragraflar” (1969) makalesinde şöyle diyordu:

Bir sanatçı kavramsal sanat yapıyorsa, bütün planlama ve kararlar önceden yapılır ve üretim mekanik bir meseledir. Fikir sanatı yapan makine olur.

1960larda yayılmaya başlayan Fluxus akımında da etkinlik (”happening”) tarifeleri yazılıyordu. Bu akımın önemli sanatçılarından Yoko Ono 1961 yılında şöyle bir tarife yazdı.

Bir torbaya delik aç, içini herhangi bir türde çekirdeklerle doldur, ve torbayı rüzgarlı bir yere yerleştir.

Aynı yıl Nam June Paik “Fakir Adam için Kompozisyon”u yazdı:

Bir taksi çağır, kendini içine yerleştir, uzak bir mesafeye git, taksimetreyi gözle.

1960lar ve 1970lerde fluxus, minimalizm, ve kavramsalcılık akımları içinde dolaşan sanatçılar ürettikleri sanat ürünlerinde nesneden sisteme geçmeye başladılar. Sanat nesnesinin gerçek dünyayla sadece metforik ilişki kurmasının verdiği rahatsızlık yeni deneylere yol açtı, gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabilmek için ürünlerini sistem olarak konumlandırıldılar.

1960lardan bugüne sosyal, politik, ekonomik, teknolojik, ekolojik –mesela küresel ısınma– dengeler çok değişti. Bugünün dünyası geçmişe göre daha karmaşık, gerçeklik daha erişilmez bir hal aldı. Günümüz sanatçıları bu yeni şartlar altında gerçeklikle doğrudan ilişki kuran yeni stratejiler geliştiriyorlar. Bu stratejilerin en çok uygulandığı medyum internet.

* Bu yazı hazırlanırken kaynak olarak Tate Open Systems sergi kataloğu ve Akbank İşlemsel Sanatlar Sunumu kullanıldı.

arikan | July 5th, 2008

Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Türkiye’de askeri darbe olursa hala Twitter FriendFeed Facebook gibi sosyal web servisleri üzerinden birbirimizle iletişim kurmaya devam edebilir miyiz?

Bir askeri darbe sonucunda tüm özel ve devlet telekom ve internet servis sağlayıcıları kapatılabilir. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar dünyadaki veya Türkiye’deki başka bilgisayara “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bankalar çalışamaz, şirketler durur, internet ekonomisi biter, sinir sistemimiz çöker.

“Mesh” yerel ağlar

Ancak böyle bir sıkı yönetim halinde bile kimsenin denetleyemeyeceği şekilde uzaktan iletişim kurmak mümkün. Bunun adı artık internet olmaz ama hala birbirimizle bilgisayarlarımız üzerinden görüşebiliriz. Çözüm “mesh” yerel ağlar oluşturmak.

Şu anda elimizdeki mevcut teknolojiyle (bilgisayar + kablosuz ethernet) mesh yerel ağlar oluşturarak iletişim kurmaya devam edebiliriz. Üstelik böyle kendi kendimize oluşturacağımız dağıtık ağı kimse kolay kolay denetleyemez, yasaklayamaz. Mesh ağlar merkezi bir iletişim ağ yapısı gerektirmez (bkz yukarıdaki üç diyagramdan en sağdaki). Her bilgisayar çevresinde kendisine yakın bilgisayaralara doğrudan bağlanabilir (”peer-to-peer”). Önce kendi apartmanımızdaki bilgisayarlara bağlanırız, sonra sokağımızda diğer bilgisayarlara, sonra mahallemizde, sonra ilçe genelinde, sonra belki de şehrin bir ucundan diğer ucuna… İstanbul’da Büyükçekmece’den atacağınız bir mesaj bilgisayarlardan hoplaya hoplaya taa Sarıyer’deki bir arkadaşınıza ulaşabilir. Böyle şehir boyutunda çalışan ama merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan mesh yerel ağ altyapısı askeri darbe de olsa iç savaş da olsa bağımsız –ya da tümden bağımlı– iletişim kurmamızı sağlayabilir.

Türkiye’de fiilen son askeri darbe 1980 yılında oldu (bkz 12 Eylül belgeseli videosu). O zamanlar henüz yaygın olmayan telefon varolan yegane iletişim teknolojimizdi, gazeteler ve televizyon sadece merkezden kitleye mesaj veren yayın organlarıydı. Kenan Evren’in varolan tek televizyon kanalı TRT’den halka seslenişini ve Hürriyet’in Kenan Evren’li darbe kapağını hatırlayın…

Bugün tüm işimiz gücümüzü internet üzerinden yapıyoruz. Bloglar sayesinde çok kanaldan haber ve görüş alabiliyoruz. Bugün gerçekleşecek bir darbe ve sonrasında gelecek sıkı yönetim şu anda varolan iletişim sistemlerinin kapanmasına veya bir merkezden denetlenmesine yol açarsa, dünya tarihinde görülmemiş bir kaos yaşarız. Darbe gibi uç bir harekete bugün aynı derecede uç karşı hareket mesh yerel ağlar kurmaktır.

İlgili Düğümküme yazıları:

arikan | June 27th, 2008

Hangi Web Tarayıcıyı Kullanmalıyım?

Dugumkume.org 2008 yılı istatistikleri ziyaretçilerimizden çoğunun hala Internet Explorer kullandığını gösteriyor. Bu kadar yavaş çalışan, geri kalmış web özelliklerine sahip, yeni web teknolojilerine ayak uyduramayan, kötü arayüzlü, doğru düzgün geliştirilmeyen, kaynak kodu kapalı bir web tarayıcıyı neden hala kullanmaya devam ediyorsunuz.

Firefox 3 kullanın

Yeni Firefox 3 çıktı. Eğer şu anda bu yazıyı Internet Explorer’dan okuyorsanız hemen bu Firefox 3 indir bağlantısına tıklayın. Firefox 3 hızlı, güvenli, ve yeni nesil web teknolojilerine uyumlu çalışıyor.

Yeni adres barı daha önce ziayret ettiğiniz siteleri çok hızlı bulmanızı sağlıyor. Bir kaç kelime girerek anında geçmişte gittiğiniz veya imlediğiniz yerleri bulabiliyorsunuz.

Etkin Çiftçi | May 18th, 2008

Açık Tasarım

Açık Tasarım

Moda ve benzeri tüketim odaklı bilimum endüstrinin iç içe girmişliği, tasarım olgusunu da alaşağı ediyor. Ben bu kavram karmaşasını aşmak için şu şemayı kullanıyorum.

  • Sanat: İfade ve ifade biçimleri.
  • Zanaat: İşçilik.
  • Tasarım: Problem çözmek.

Tasarım, alet(tool) kullanımı ile başlayan bir süreç. Yani bizde uyandırdığı taze hisler bir yana mazisi ilk yerleşik insanlara kadar gidiyor. Sanayileşme ve yığın üretim sürecinde ise daha çok makina tasarımına indirgenmiş bir konu tasarım. Yakın bir zamana kadar ise “cismin biçimsel özellikleri” olarak adlandırılıyordu. Patent ve telif yasalarında hala bu ve benzeri tanımlarla karşılaşırız. Oysa geride bıraktığımız on yıla baktığımızda önemli bir paradigma kayması yaşadığımız söylenebilir.

Tasarım. Kim için?

Tarihsel sırasıyla;

  1. Bireyin kendisi ve yaşamının devamı için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  2. Kişi ve grupların toplumun geri kalanı için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  3. Yığın üretimi. Yani sermaye sahiplerinin(kişi, grup, devlet) toplum için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  4. Herkesin herkes için tasarladığı çözümler. (Şu an buradasınız.)

Tasarım; çözmeli ve paylaşılmalı

Wired’ın Nisan 2008 sayısında Apple’ın gizli kapaklı üretim yöntemi kıyasıya eleştiriliyor ve işlerin Steve Jobs’un karizması ile yürüdüğünden bahsediliyor. Doğal olarak Silikon Vadisi’nde hakim olan paylaşım kültürü Apple’ın bu yaklaşımını sıkça sorguluyor. Apple problem çözmek konusunda yıldızlı pekiyi alıbilir ama “sosyal ilişkiler” konusunda sınıfta kalıyor.

1950′lerin “kendin yap” kültürü, 80′lerin sonunda başlayan “açık kaynak hareketi” ile ne kadar ilişkilendirilebilir bilmiyorum ama günümüzün “açık tasarım” olgusunun ikisine de göz kırptığını söyleyebilirim.

Açık Tasarım ve Yaratıcı Topluluklar

Açık tasarım, adından anlaşılabileceği gibi herkesin katılımına açık olan tasarım sürecinden başka birşey değil. Bu olguyu hacker kültürü ile ilişkilendirmek mümkün. Çünkü tıpkı hacker geleneğinde olguğu gibi tasarım etkinliğine katılan kişinin temel motivasyonu yine camia içinde takdir görmek. Bu gayet insani motivasyon, önemli işlerin kotarılmasına da ön ayak oluyor. instuctables, makezine ve opensourcefood gibi topluluklar son kullanıcıya odaklanırken, büyük firmaların yayınladıkları blueprint’ler ise küçük üreticilere ilham kaynağı oluyor.

İlgili Bağlantılar;

http://www.instructables.com/

http://makezine.com/

http://www.opensourcefood.com/

arikan | May 16th, 2008

Internet ile Web Arasındaki Fark

Zaman zaman “internet” ile “web” terimlerinin birbirine karıştırıldığını görüyorum. Bilinçsizce her iki terim de birbirinin yerine kullanılıyor. Doğrusu şu. Internet bir teknolojik iletişim altyapısıdır. Web, yani World Wide Web, internet altyapısı üzerinde çalışan bir sistemdir.

Internet birbirine kablolarla bağlı bilgisayarların oluşturduğu ağların ağıdır. Web bu ağ üzerinde biribirine bağlanabilen sayfalar ağıdır. Web’de birim eleman bir HTML dosyasıdır, internet’de birim eleman bir bilgisayardır.

Web tarayıcılar HTML protokolünde yayınlanan metinleri okur ve görsel hale getirir (televizyonun sinyalleri görüntüye çevirmesi gibi). HTML dosyaları internet üzerinden TCP/IP paketleri içinde bir bilgisayardan diğerine taşınır.

Internet üzerinde HTML’den başka protokoller de çalışır. Bu başka protokoller ile çalışan sistemlere Web denilmez. Onların kendi adları vardır, mesela ses transferi için Voice over Internet Protocol (VoIP), chat için Jabber (XMPP), dosya paylaşımı için BitTorrent gibi. Mesela Skype bir web uygulaması değil VoIP uygulamasıdır, Instant Messenger’niz bir web uygulaması değil bir Jabber uygulamasıdır, dosya paylaşım programınız bir web uygulaması değil bir BitTorrent uygulamasıdır.

Bir çok kişiye web ile internet arasındaki fark bariz gelebilir ancak bu dünyalarda üretmeyip tüketenler için faydalı olacağını düşünüyorum. Web ve internet terimlerini birbirinin yerine kullanmamak bir fikir kurarken çok daha yalın iletişim sağlayacaktır.

* Yukarıdaki görsel internetin haritası.