Hollanda Ekonomi Bakanlığın düzenlediği Hollanda mimarisi temalı metal 5 Euro tasarımı yarışması sonuçlandı. Kazanan sanatçı Stani Michiels tasarımları tamamen açık kaynak araçlar ve internet kullanarak gerçekleştirdi. Dünyaca ünlü, geleneksel ve modern Hollanda mimarisinin konu alındığı yarışmaya Hollandalı mimari tasarım ofisleri davet edilmişti.
Kazanan tasarımın ön yüzünde Hollandalı mimarların isimleri ile oluşturulmuş Kraliçe Beatrix’in portresi, arka tarafında ise Hollandalı mimarların yayınladığı önemli mimari kitaplarının sırtlarını görüyoruz. Kitapların ortasında kalan alanda ise Hollanda haritası bulunuyor. Haritada Hollanda vilayetlerinin bulundukları noktalara o bölgelere özel farklı kuş türlerinin silüetleri yerleştirilmiş.
Paranın tasarımında açık kaynak araçlar kullanılmış. Programlama dili olarak Python seçilmiş. Ayrıca sanatçının kendi IDE’si SPE Editor, PIL, pyCairo, GIMP, Inkscape ve Phatch’den yardım alınmış. Platform ise GNU/Linux üzerinde Ubuntu/Debian ve bir ASUS Netbook.
Kraliçenin portresini oluşturan metinde adı geçen mimarlar, internet arama sonuçlarından yola çıkılarak sıraya dizilmişler. Dünyaca ünlü mimar Rem Koolhaas‘ın ismi en başta ve en büyük kullanılmış. Onu sırası ile Pierre Cuypers, Aldo van Eyck ve diğer 106 isim takip ediyor. İsimler merkeze doğru küçülüyorlar. Sanatçı “kaynak kodlarını da paylaşmak isterdim ama sanırım buna yetkim yok” diyor.
Bilgisayar programlama metodu ile hazırlanan tasarım birkaç farklı perspektifden calışıp farklı ilüzyonlar yaratması açısından işlemsel tasarımın parametrik ve fonksiyonel olma özelliklerine dikkat çekiyor.
Paralar Hollanda’da Ekim sonunda piyasaya sürüldü. Ayrıca koleksiyoncular için hazırlanmış gümüş ve altından yapılan versiyonları da satışa sunuldu.
“Aşk rastlantı değildir” sloganıyla yola çıkan İsviçreli GenePartner şirketi DNA özelliklerinize bakıp size uygun eşleri buluyor.
GenePartner.com 199 dolara DNA testi yaparak size en uygun eşi bulmaya yardımcı oluyor. Yüzlerce “başarılı ilişki yürüten çift” üzerindeki yaptıkları genetik araştırmadan çıkardıkları formülleri kullanıyorlar. Bu algoritmalar ile sizin DNAnızı karşılaştırarak uzun ömürlü romantik ilişkiler kurabileceğiniz kişileri belirliyorlar. Genetik uyumlu çiftlerin mutlu bir hayat süreceğini iddia ediyorlar.
Nasıl çalışıyor?
Adresinize gönderilen bir test tübüne salya örneği verip şirkete gönderiyorsunuz, DNA’nız çıkartılıyor, genetik özellikleriniz analiz ediliyor, ve bir GenePartnerID alıyorsunuz.
İlgilendiğiniz başka bir GenePartner üyesiyle karşılaştığınızda (online veya fiziksel), onun GenePartnerID’sini sisteme giriyorsunuz, GenePartner size ne kadar genetik uyumlu olduğunuzu gösteriyor.
Evet yeni nesil romantizm böyle soğuk analitik super-hijyenik hiper-steril bir şey, şimdiden alışmaya bakın.
Gen Pazarı
GenePartner şu anda mevcut arkadaş bulma çöp çatan siteleriyle işbirliği yaparak kullanıcılarını DNA analizine teşvik etmeye çalışıyor. Ayrıca 199 dolara yaptıkları DNA testi henüz dünyada yeni yeni oluşmaya başlayan genetik analiz pazarında en ucuz fiyat. Mesela Google desteğiyle ünlenen 23andme.com kişisel DNA analiz servisi 1000 dolara DNA analizi yapıyor. Öteyandan biyoteknoloji alanında çalışan bir arkadaşınız DNA’nızı size bedavaya çıkartıp analiz yapabilir, hatta isterseniz kendi kendinize evde DNA’nızı çıkarabilirsiniz.
Romantik aşk hikayeleri Yeşilçam’dan laboratuvar kapılarına taşınadursun, bizi bilimsel, politik, etik, ve hatta ekonomik tartışmalar bekliyor. DNA’da mutluluğu bulabilir miyiz? Türkiye anayasasında DNA analizine yasak getirilecek mi? DNA’sından Türk olmadığı ortaya çıkanlar 301den süresiz göz altına mı alınacak? Genetik uyumluluğa göre evlenmek haram mıdır caiz midir mübah mıdır? Sağlık Bakanlığı “Sağlık ve Genetik Bakanlığı“na dönüşüp aynı Ulaştırma Bakanlığı’nın iletişime ve Turizm Bakanlığı’nın kültüre baktığı gibi alakasız iki konuya beraber mi bakacak? Türkiye’de açık kaynaklı biyoteknoloji, açık kaynaklı romantizm mümkün olacak mı?
Dugumkume.org 2008 yılı istatistikleri ziyaretçilerimizden çoğunun hala Internet Explorer kullandığını gösteriyor. Bu kadar yavaş çalışan, geri kalmış web özelliklerine sahip, yeni web teknolojilerine ayak uyduramayan, kötü arayüzlü, doğru düzgün geliştirilmeyen, kaynak kodu kapalı bir web tarayıcıyı neden hala kullanmaya devam ediyorsunuz.
Firefox 3 kullanın
Yeni Firefox 3 çıktı. Eğer şu anda bu yazıyı Internet Explorer’dan okuyorsanız hemen bu Firefox 3 indir bağlantısına tıklayın. Firefox 3 hızlı, güvenli, ve yeni nesil web teknolojilerine uyumlu çalışıyor.
Yeni adres barı daha önce ziayret ettiğiniz siteleri çok hızlı bulmanızı sağlıyor. Bir kaç kelime girerek anında geçmişte gittiğiniz veya imlediğiniz yerleri bulabiliyorsunuz.
OpenFrameworks yüksek performanslı grafik ve video programlamak için geliştirilen bir düzine C++ kütüphanesi. Sizi düşük seviye karmaşık fonksiyonlarla uğraştırmadan, tasarladığınız kompozisyona odaklanmanızı sağlıyor. OpenFrameworks sitesinde yeni başlayanlar için film endüstrisinden şöyle bir analoji yapılıyor:
Kendi filminizi tasarladınız ve bir film yapımcısı şirketle çalışmaya karar verdiniz. Yapımcı şirket çekim mekanlarını, kameramanları, ışıkçıları, sesçileri, ve tüm altyapıyı hazırlıyor. Herkesin aynı anda aynı zamanda çekim alanında bulunmasını ve işini yapmasını sağlıyor. Size kalan filmi çekmek. OpenFrameworks geliştireceğiniz programlar için bir film şirketi. Lojistik ayrıntıları ve idareyi hallediyor, siz de yaratıcı vizyonunuza odaklanıyorsunuz.
OpenFrameworks ile yapılan işlerden örnekler ve kullanan sanatçılarla kısa söyleşiler:
Processing kullananlar bilirler, böyle yalınlaştırılmış iskeletler işlemsel ürünler yaratan tasarımcılar ve sanatçılar için büyük kolaylık sağlıyor. Processing Java programlama dili üzerine geliştirildi. Yalınlığıyla bizi karmaşık işlerle uğraşmaktan kurtarıp esas işimize odaklamıştır. OpenFrameworks arayüzünde, yani kullanılacak metodların ve değişkenlerin isimlendirilmesinde, Processing’den etkilenmiş. Processing geliştiricileri ve bütün bu programlamayı yaratıcı insanlara yakınlaştıran iskeletlerin anası sayılan Design By Numbers bu tür programlama arayüzlerinin temelini atmıştır.
C++ üzerine geliştiriliyor olduğundan OpenFrameworks öncekilerden farklı olarak yüksek performanslı işlere imkan sağlıyor. İsmi üzerine açık kaynaklı bir proje OpenFrameworks. Zach Lieberman ve Theo Watson tarafından başlatıldı ve dünyanın farklı yerlerinden kişilerin katkılarıyla büyüyor. Eyebeam, Parsons School of Design, MediaLabMadrid, ve Hangar Center for the Arts projeye destek veriyor.
OpenFrameworks kullanmaya nasıl başlarım?
Önce son sürümünü burdan indir. Mac, Windows, ve Linux üzerinde çalışıyor. İndireceğiniz paket tüm kaynak kodu ve örnekleri içeriyor. OpenFrameworks kullanabilmek için tavsiye edilen programlama ortamı (SDK) her işletim sisteminde farklı. Mac için Xcode, Windows ve Linux için Code::Blocks kullanabilirsiniz. Her bir SDKyı kurmak ve üzerinde OpenFrameworks kullanmak için adım adım takip edebileceğiniz yardımlar var, bunları takip ederek ilk OpenFrameworks programınızı çalıştırabilirsiniz:
Eğer bir süredir Processing kullanıyorsanız ve daha önce Class –nense tabanlı programlama– kullandıysanız, openFrameworks ile rahat rahat çalışabilirsiniz. Biri Java biri C++. Sözdizim (”syntax”) birbirine çok yakın. API Processing’den alınmış. Yani rect() mesela ekrana diktörtgen çiziyor, setup() ile program giriş yapıyor draw() ile döngüye giriyor. Bazı farklılıklar var mesela programın derlenmesi Java’da ve C’de farklı işliyor. C’de gelişmiş hafıza kontrolu için “pointer” kavramı var. openFrameworks denemeyi düşünüyorsanız öncelikle “OF for Processing Users” wiki’sini okumanızı tavsiye ederim.
Nerede yüksek performans gerekir?
Yüksek performans en çok resim ve video işlemede lazım oluyor. Mesela kameranın önünde el sallayarak kontrol edeceğiniz bir yazılım için openFrameworks kurduğunuz sistemin hızlı ve dolayısıyla akıcı çalışmasını sağlar. Kamera ile fiziksel etkileşim işleri en çok performanslarda kullanılır. Kamera vücudunuzu veya her ne kullanıyorsanız onu takip eder, hareketten yakalanan bilgiler geliştirdiğiniz yazılma girer, ve yazılımın kontrol ettiği dinamik görsel projektörden ortama yansıtılır. Bu tür etkileşimli performans senaryolarında openFrameworks ironik bir şekilde performansınızı yükseltecektir…
Blogunuzda WordPress kullanıyorsanız 2.5 sürümüne geçme zamanı geldi (bkz WordPress 2.5 Çıktı). En pratik nasıl geçersiniz? Bunu daha önce bir kaç kişiye email ile yazmıştım buraya da yazıyorum belki işinize yarar.
İlk olarak Wordpress.org adresinden son sürümü indirin (şu anda 2.5.1).
Sunucunuza FTP ile bağlandıktan sonra WordPress kurulumunun olduğu blog dizininde değiştirmiş olduğunuz dosyalar haricinde tüm dosyaları silin (genelde bu üçü değiştirilir):
1. /wp-content klasörü kalsın; temalar, pluginler, görseller burada.
2. index.php kalsın, tema için değiştirimiş olabilirsiniz.
3. wp-config.php kalsın; veri tabanı bilgileri burada.
Bu üç dosya hariç yeni WordPress 2.5 dosyalarını FTP ile sunucuya atın.
Tarayıcınızda şu adrese gidin /wp-admin/upgrade.php.
WordPress 2.5 çok daha hızlı çalışan ve iyi tasarlanmış bir yönetim arayüzüne sahip. Ayrıca WordPress Otomatik Yenileme eklentisi çıktı, ancak henüz deneyemedim. Web uygulamalarının da masaüstü uygulamaları gibi otomatik yenileme olması aradaki farkın kapanıyor olduğuna dair önemli bir gösterge.
Bugün Microsoft Yahoo’ya 44 milyar dolarlık teklif yaptı. En az bir yıldır olacak diye konuşulan bu satın alma girişiminin ilk bakışta altında yatan sebepler neler? Bir yanda Yahoo! hisse senedi Ekim’den beri %50 düşmüştü, bu düşüşten bir türlü kurtulamıyordu ve sonunda geçtiğimiz hafta 1,000 çalışanın işten çıkarılacağı söylentileri ortaya çıktı. Diğer yanda Google’un reklam pazarındaki baskınlığı iyice artıyordu. Google webde çalışan bedava ofis programları ile de Microsoft’u Microsoft yapan bölgere girmeye başladı. Microsoft bunlar üzerine online reklam pazarına gireceğini belirtmişti, ve son zamanlarda 6 milyar dolara aQuantative internet reklam şirketini almıştı. CEO Steve Ballmer tüm Microsoft çalışanlarına yazdığı emailde online reklamın 40 milyar dolarlık bir sektör olduğunu 2010 yılına geldiğimizde 80 milyar dolarlık bir sektöre dönüşeceğini ve giderek büyüyeceğini anlatıyor. Microsoft Yahoo’yu satın alarak bu pastadan büyük bir dilimi kendi tabağına almış olacak.
Bu konuda kullanıcılar açısından, pazarın yeni şekli açısından (Goolge vs. Microsoft çekişmesinde yeni online reklam endüstrisi), ve tekno-kültürel hayata etkisi açısından pek çok açılımı var. Şimdilik kim ne diyor bu bağlantılardan takip edebilirsiniz, biz de kafamızı toplayıp tekrar yazıcaz.
OpenID açık kimlik sistemi dev internet servislerinin de benimsemesiyle giderek yaygınlaşıyor. Bugün Yahoo! yaklaşık 250 milyon kullancısı için resmen OpenID sisteminin hazır olduğunu açıkladı. 30 Ocakt’ta kullanımına başlıyor. Bir yıl kadar önce Düğümküme’de açık kimlik sistemlerinin ayağa kalkması için Yahoo Google Amazon gibi dev Internet servislerinin de bunu benimsemesinin önemli olduğundan bahsetmiştik. Bugün Yahoo’nun attığı adımı Google ve Amazon gibi devler ve hatta Facebook ve MySpace gibi sosyal ağlı servisler de takip edecektir.
Daha önce Düğümküme’de Internet’te Açık Kimlik Sistemi diye anlattığımız OpenID Internet servislerine tekrar tekrar kimlik bilgilerinizi vererek üye olmadan girebilmenizi sağlıyor. Yani artık mesela Yahoo’ya girmek için üye olmanız gerekmiyor. Açık kimlik nasıl çalışıyor daha detaylı öğrenmek için önceki yazdığımız OpenID yazısına bakmanızı tavsiye ederim.
Türkiye’de Açık Kimlik
5 ay kadar önce sosyal imleme servisimiz Bagcik.com‘da açık kimlik sistemine geçtik, ancak açık söylemek gerekirse benden başka kullanan yoktu. Sanırım ilk önce Türkiye’de açık kimlik kavramının ne olduğu ve nasıl kullanılacağı anlaşılmalı. Biz bu konuda ilk önce yazmaya başladık sonra uygulamasını da yaptık, eğer konuyla ilgileniyorsanız siz de internet’te açık kimlik kavramını blogunuzdan gazetenizden kendi dilinizle yazın çizin. Açık kimlik kullanımının artması güç odaklarını dağıtır ve daha demokratik bir internet ortamı sağlar.
2008 yılında web, sayfalardan oluşan bir ağ yapısından çok bir kaynak-insan ağı olarak algılanacak. Web’in yaratıcısı Tim Berners-Lee bu gelişmeyi WWW (World Wide Web)’den GGG (Giant Global Graph)’e geçiş olarak tarif etmişti. Son zamanlarda kaynak-insan ağına odaklanarak geliştirilen yeni nesil internet uygulamaları artık farklı tasarım örüntüleri gösteriyor. Eskiden web sitesine sayfa tasarımından ve site haritasından başlanırdı, ancak bu alışkanlıklar yerini yeni tasarım yaklaşımlarına bırakıyor. Bunların farkında olmanız daha kullanışlı web servisleri yaratmanıza yardımcı olacaktır. Öncelikle yeni nesil internet uygulamları ile ne kastettiğimizi tekrar edelim.
İnsanların katkısını yani toplu zekayı uygulamanın gelişimi doğrultusunda kullanan sosyal bileşenli uygulamalar.
Bahsettiğimiz uygulamalar klasik portal, haber sitesi, dergi gibi merkezden-kitleye durağan modeller değil sosyal imleme, video paylaşımı, sosyal ağ servisleri gibi kitleden-kitleye etkileşimle büyüyen uygulamalar, popüler deyişle web 2.0 uygulamaları.
Bir web 2.0 servisi yaratırken dikkat edilecek noktalar şunlar:
Internet’teki veri birikimine değer katıyor mu?
Bu servisi kullanarak internet’ten yeni ne öğreniyoruz. Mevcut servislerin sağladığı bilgilerin üzerine ne tür yeni bilgiler katıyor.
Servisi oluşturacak ana veri modelleri neler?
Tasarıma sayfalardan değil veri modellerinden başlayın. Sayfa iki boyutludur, model çok boyutludur daha derin ve yalın kurgulamanızı sağlar.
Adresler (URL) okunaklı, kalıcı, ve tahmin edilebilir mi?
Veri yapısını yansıtan, veriler arası hiyerarşiyi gösteren adresler oluşturun. Adres yapısı alan adı kadar önemlidir, akılda kalıcı adresler servise erişimi arttırır.
İçerik tekrar tekrar karıştırılıp yeni içerik oluşturulabiliyor mu? Servisi kullananlar mevcut içeriği kullanarak yeni içerik üretebilmeli ve uygulamayı oluşturan işlemler kullanıcı katkısıyla gelişebiliyor olmalı.
Hem normal kullanıcılar, hem geliştiriciler, hem de makinaların anlayabileceği şekilde çalışıyor mu? İçerik XML, JSON, RSS, Microformats gibi veri standardları ile de sunulabiliyor olmalı. Böylece programatik kullanıma açık olarak dışardan sizin servinizin üstüne yeni servisler geliştirilebilmeli.
Artık bir web sitesinin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz.
Web siteleri artık içine girilip dolaşılan bir yer olmaktan çıkıyor. Sitenin anasayfası değil sitenin içeriği internet’de dolaşırken uğradığımız noktalaradan bir tanesi. Yani artık sitenin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz. Bu gözlem bizi sayfa metaforundan veri modeli metaforuna taşıyor. Buna en güzel örnek Wikipedia sayfaları, bir kavramı sadece bir sayfa ve bir adres temsil ediyor ve buna herhangi bir yerde doğrudan bağlantı veriliyor.
Veri modellerini önce adres ile sonra yine sayfa ile temsil ediyoruz. Adreslerin veriyi en iyi şekilde yanısıtması, okunaklı ve akılda kalıcı olması mesela bloglardan veya hatta diğer servislerden bağlantı yapılabilmesini kolaylaştırıyor. Olay kaynak ve kaynağın adresine dönüşüyor. Bu durum birbirine bağlı bir kaynaklar ağının daha çabuk gelişmesini sağlıyor.
Bu yeni bakış açısına göre sayfa tasarımları da değişiyor. Veri modellerini temsil eden üç sayfa türü var:
Varış Sayfası Ana içerik ve destekleyen ikinci derece bilgi. Mesela ana içerik video, fotograf, slayd şov, profil, kitap, çizim olabilir. Destekleyen içerik etiketler, yorumlar, oylar, içerğin sahibi, sahibinin diğer içerikleri olabilir.
Liste Sayfası Ana içerikler arasında dolaşmayı sağlayan liste. Mesela indeks, arama sonuçları, kişiye ait belgeler olabilir. Listelenen içerik biribirne göre oranlı dizilebilir.
Düzenleme Sayfası Ana içerikleri toplu düzenlemeyi ve karıştırmayı sağlayan arayüz. Mesela Flickr toplu photo edit ve YouTube video edit sayfaları buna iyi örnekler.
Özetle veri kaynağını temsil eden en önemli sayfa varış sayfası. Bu sayfaya herhangi bir web sitesinden bağlantıyla gelinebilir. Bir kişi bu sayfaya geldiğinde dikkatini nereye yönelendireceği tasarımınıza bakıyor. Vermek istediklerinizi önem sırasına göre dizip sayfa tasarımını ona göre düzenleyebilirsiniz. Yazıda kullanılan görseller varış sayfası dediğimiz sayfanın tasarımına dair web 2.0 / sosyal ağlı servisler üzerinde yapılan bir BBC analizinden alıntı, tasarımlarınıza örnek olabilir. Yine tekar edelim, varış sayfasını kaynak yapan şey kolay hatırlanacak bir adresi olması.
Arama motoru pazarında başarılı olmak öncelikle teknolojik altyapının dağıtımlı çalışmasından geçiyor. Yani bütün arama, depolama, ve indeksleme gibi işleri birden fazla bilgisayara dağıtarak yapmak. Hatta böyle bir altyapısı olduğu için Google’dan aslında bir dağıtımlı bilgisayar şirketi diye bahsedilir. Yani herkes internetten bilgileri toplayıp depolayabilir ama bunu yüksek performansta yapmak yükü bir bilgisayar tarlasına dağıtabilmekten geçiyor. Bilgisayarlar arasındaki bu iş bölümünü Google kendi geliştirdiği MapReduce denilen bir yazılım platformu ile yapıyor. Ancak MapReduce ile aynı işi yapan ve açık kaynaklı olan bir yazılım platformu daha var: Hadoop.
Hadoop’un Google’un MapReduce’undan en büyük farkı tabii ki açık kaynaklı olması (Hadoop nasıl çalışıyor). Dolayısıyla Hadoop kullanarak isteyen herkes Google kadar hızlı çalışabilen bir arama motoru yapabilir, tabii bir miktar bütçeyle bir bilgisayar tarlası kurabiliyorsanız. Burada durup bir kere daha düşünün. Hadoop açık kaynaklı olduğundan Google’a bir değil binlerce rakip çıkabilir.
MapReduce işlemleri küçük parçalara bölüyor ve farklı bilgisayarlara dağıtıyor, sonra işlenenleri toplayıp sonucu veriyor.
Hadoop giderek bir endüstri standardı olmaya başlıyor. Mesela Facebook Hadoop kullanarak kullanıcı davranışlarının analizini yapıyor (50 milyon kişi ve ilişkileri) ve sosyal reklamların etkisini ölçüyor. Geçtiğimiz aylarda New York Times bilgi işlem ekibi Hadoop kullanarak 150 yıllık arşivindeki 11 milyon makaleyi dijitalleştirdi ve aranabilir hale getirdi. Normalde aylar sürebilecek bilgi işleme bir kaç günde bitirildi. Amazon ile Hadoop kullanarak EC2 (dağııtmlı işlemci) ve S3 (dağıtımlı depolama) servislerinden faydalanabilirsiniz.
Hadoop projesini başlatan Doug Cutting aynı zamanda Yahoo ArGe bölümünde çalışmaya başladı, haliyle Yahoo içinde arama dahil bir çok başka bilgi işleme sisteminin performansını geliştiriyor. Daha fazla geliştiricinin katılmasıyla Hadoop giderek daha da iyileşiyor ve tabii üniversitelerde de yayılmaya başlıyor. Hadoop kullanabilmek / programlayabilmek önemli bir beceri haline geliyor. Sonuçta Hadoop kullanabilen yeni mezunlar piyasaya çıktıkça sadece Google gibi şirketler değil daha fazla kişi veya şirket yüksek performanslı iş yapabilecek.
Bir zamanlar dağıtımlı bilgisayar sistemlerine bilgisayar tarlası denilmekteydi, bugünlerde ise bilgisayar bulutu (”cloud computing“) diyoruz. Çok daha dinamik bir dünyanın tasviri bu. Nasıl bugün herkesin kişisel bilgisayarı varsa yakında hepimiz günlük hayatımızdaki bilgileri düzenleyebilmek için bilgisayar bulutu kullanıyor olabiliriz. Aslında yaptığımız her Google aramasında kullanıyoruz bile.
Web uygulamaları geliştirme iskeleti Ruby on Rails’in 2.0 sürümü çıktı. Biz web tabanlı projelerimizde Ruby on Rails kullanıyoruz. 2005 yılında Openstudio Rails’in ilk versiyonuyla yapılmıştı, daha sonra Manevi Emek Borsası, Bağcık, ve Meta-Markets projelerinde kullandık. Henüz açmadığımız deneysel projeleri ve bu sırada geçimimizi sağlamak için yaptığımız bir kaç ticari projeyi Ruby on Rails’in 1.2.3 sürümü ile geliştirdik. Bütün bunlar olurken Rails etrafında oluşan topluluklardan öğrendik ve elimizden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştık. Ruby on Rails açık kaynaklı bir proje, bu yeni 2.0 sürümü de dünyanın pek çok yerinden programcının katkısıyla geliştirildi.
Rails 2.0 PDF dökümanında yeni özellikler derinlemesine anlatılıyor. Ayrıca Mike Clark tarafından yazılan yeni Gelişmiş Rails Tarifeleri kitabı da Rails 2.0 içeriyor. Bir de son zamanlarda çok faydasını gördüğüm Rails screencast‘leri var, Rails Casts arşivi oldukça detaylı. Sizin de dikkatinizi çeken yeni Rails 2.0 özellikleri varsa bu yazıya yorum yazarak paylaşın, ne varmış beraber öğrenelim. Ayrıca Bağcık’da Ruby on Rails ile ilgili faydalı bağlantıları biriktiriyoruz.