arikan | August 16th, 2008

Uzay Enflasyonu

13.7 milyar yıllık evrenin zaman çizgisinde gösterimi. Sol uçta tahmin edebildiğimiz zamanın başlangıcı, yani Big Bang dediğimiz patlama. Sağ uçta 13.7 milyar yıl sonra biz ve evrendeki mikro dalgaları gözlemleyen bir uydumuz WMAP (Wilkinson Microwave Anisotropy Probe). Kaynak: Evrenin Zaman Çizgisi, NASA

Enflasyon, yani şişme, sadece eknomik değil kozmik ortamda da oluyor. Big Bang teorisine göre evren bu büyük patlamadan beri genişliyor, ve hatta grafikde gördüğünüz gibi son zamanlarda artan “dark energy“lerin itmesiyle genişleme daha da hızlanmış.

Evrenin birden fazla başlangıcı mı var?

Geçtiğimiz günlerde Stephen Hawking bu kozmik enflasyon meselesine, yani evrenin sürekli şişmesine, yeni bir açıklama getirdi.

Yeni Hawking teorisine göre evrenin sadece bir başangıcı yok. Evrenin birden fazla başlangıcı var, ve tarih tüm bu başlangıçların uzantısını birarada yaşıyor.

Dağıtık yapı

Bu yeni teori atomun içinde olduğu düşünülen String Teorisi ile uyumlu. Aynı zamanda da bizim zamanımızın düşünce yapısını destekliyor: dağıtık kaynaklar, dağıtık kontrol, ağlı bağlı üretim. Mesela biyoteknoloji alanında da bir zamanlar DNA’nın hayatın kaynağı olduğu düşüncesi hakimdi (DNA RNA’yı, RNA proteinleri, proteinler bizi yapar). Bu hiyerarşik, merkeziyetçi düşünce, Francis Crick tarafından 50 yıl kadar önce formüle edilmiş merkezden-kitleye bir düşüncedir. Bugün ise “systems biology” denilen bir yaklaşım geçerlidir. Buna göre DNA bir biyolojik ağ sistemi içinde tüm diğer öğelerle aynı seviyede ilişki içerisindedir ve hayat bütün öğelerin birbirleriyle etkileşimi ile ortaya çıkar, herhangi bir merkezden kodlanmaz veya denetlenmez.

Çoklu başlangıç teorisi ne zaman ispatlanır bilinmez ama Hawking’in yakaşımı bugünün düşünce yapısını doğrudan yansıtıyor. Özellikle internet kullanan yeni nesiller için kolayca anlaşılır ve kabul edilebilir bir teori.

ogunduz | August 10th, 2008

Google App Engine Üzerinden YouTube’a Nasıl Erişilir?

Bu yazıda Google App Engine kullanarak Türkiye’den erişilebilen YouTube proxy uygulaması nasıl oluşturulur, onu öğreneceğiz. Bu, ucuz reklamlar ve ‘ninja hakaretlerinin’ yer almadığı, sıfır maliyetli ve Google engellenmediği sürece varlığını sürdürecek basit bir uygulama olacak. İki tane çalışan YouTube uygulamasını şuradan (evet Türkiye’den de) görebilirsiniz:

Yazıya “Meet the Sniper” videosu eşliğinde devam ediyoruz :). App Engine YouTube uygulamanın nasıl çalıştığını merak ediyorsanız, okumaya devam edin.

Bu yazının geri kalanını okuyun »

arikan | July 21st, 2008

Sanat Ürününde Nesneden Sisteme Geçiş

1960larda dünyanın her yerinde öğrenci hareketleri suikastler faili meçhul cinayetler üniversite yurt işgalleri izinsiz gösteriler araba devirmeler zamanının her türlü otoritesine karşı bitmek bilmez bir mücadele olduğunu gösteriyordu (yukarıdaki resimde sol üstten sağ alta Fransa, Almanya, Meksika, Türkiye’den fotoğraflar). Bir yanda bu mücadele sürerken diğer yanda bugünkü küresel toplumun temellerini oluşturacak iletişim teknolojileri icat ediliyordu. Ağların ağı internet’in ilk ağı sayılan ARPA Net 1969 yılında Amerika’da dört farklı şehirden birbirine bağlanan dört bilgisayarla hayatına başladı.


Sibernetik Karşılaşma Sergisi Posteri, ICA, Londra 1968

“Sistem”, “yapı”, “işlem” kelimeleri 1960larda Amerika ve Avrupa’da sanat ve kültür alanında sık kullanılmaya başladı, şöyle sergi başlıkları vardı:

Bu dönem aynı zamanda Amerika’da New York’lu sanatçıların ve Bell Laboratuvarı’ndan mühendislerin beraber kurduğu E.A.T (”Experiments in Art and Technology”) kolektifinin ortaya çıktığı dönemdi (1966), bugün dahi aklımızı alacak işler yaptılar. E.A.T belgeseli “9 Evenings” Bill Klüver, Robert Rauschenberg, John Cage gibi ustaların birlikte yaptıkları teknoloji destekli performanslar ve yerleştirmeleri anlatır.

Bu zamanlarda “sistem” toplumun ilgi odağıydı, bir yanda başkan John F. Kennedy hükümet kabinesine ilk defa bir sistem analisti almıştı, diğer yanda sokaklarda gösteri yapan öğrencilerin karşıt olduğu şeyin adı “sistem”di. Sanatçılar dünyayla metaforik ilişki kuran sanat nesnesi fikrinden koparak, yaşanan deneyime eşit olan sanat işleri önermeye başladılar. Sanatçı Cildo Meireles bu dönemi şöyle anlatıyor:

Artık durumların metforik anlatımı (temsiliyeti) ile çalışmayı bırakmıştık, gerçek durumun tam kendisiyle çalışıyorduk… O işlerde artık izole olmuş nesne kültü yoktu; işler ancak toplumda yarattığı kıvılcımlarla var oluyordu.

Gerçek zaman ve mekanda işlerini konumlandırılan sanatçılar ziyaretçilere içinde dolaşabilecekleri senaryolar sunarak estetik sistemler deneyimletmeye başladılar.


Buğulaşma Küpü, Hans Haacke, 1963


Shapolsky et al. Hans Haacke, 1971

Hans Haacke “Buğulaşma Küpü”nde (1963) doğanın fizksel gücünü görünür hale getirmek için teknolojik ve organik işlemleri beraber kullandı. Haacke işlerini “gerçek dünya” süreçleri içinde, yani politik, ekolojik, endüstriyel, finansal dünyaların içinde konumlandırdı. Mesela Haacke New York’da emlakçı Shapolsky’nin şüpheli varlıklarını diyagramlar ve fotoğraflar ile gösteren işi Guggenheim Müzesinde “Hans Haacke: Systems” adıyla sergilenmek üzereyken müzenin direktörleri ile mütevelli heyetleri (bağış kaynakları) arasındaki çıkan anlaşmazlık üzerine sergi iptal edildi, sergiyi savunan küratör müzeden kovuldu (1971).


New York’a Ağıt Hans Haacke, Jean Tinguely, 1960

Jean Tinguely‘in “New York’a Ağıt”ı (1960) MoMA’nın bahçesinde kendini patlatarak yok eden bir kinetik heykeldi. Tekerleklerden zincirlerden buharlı makinalardan ve bir çok rastgele parçadan oluşan mekanik karmaşıklığın estetiğiyle uğraştı işlerinde.


Duvar Çizimleri, Sol Lewitt, 1963

Sol Lewitt duvar çizimlerinde önceden yazdığı geometrik tarifeleri asistanlarına çizdiriyordu. “Kavramsal sanat üzerine paragraflar” (1969) makalesinde şöyle diyordu:

Bir sanatçı kavramsal sanat yapıyorsa, bütün planlama ve kararlar önceden yapılır ve üretim mekanik bir meseledir. Fikir sanatı yapan makine olur.

1960larda yayılmaya başlayan Fluxus akımında da etkinlik (”happening”) tarifeleri yazılıyordu. Bu akımın önemli sanatçılarından Yoko Ono 1961 yılında şöyle bir tarife yazdı.

Bir torbaya delik aç, içini herhangi bir türde çekirdeklerle doldur, ve torbayı rüzgarlı bir yere yerleştir.

Aynı yıl Nam June Paik “Fakir Adam için Kompozisyon”u yazdı:

Bir taksi çağır, kendini içine yerleştir, uzak bir mesafeye git, taksimetreyi gözle.

1960lar ve 1970lerde fluxus, minimalizm, ve kavramsalcılık akımları içinde dolaşan sanatçılar ürettikleri sanat ürünlerinde nesneden sisteme geçmeye başladılar. Sanat nesnesinin gerçek dünyayla sadece metforik ilişki kurmasının verdiği rahatsızlık yeni deneylere yol açtı, gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabilmek için ürünlerini sistem olarak konumlandırıldılar.

1960lardan bugüne sosyal, politik, ekonomik, teknolojik, ekolojik –mesela küresel ısınma– dengeler çok değişti. Bugünün dünyası geçmişe göre daha karmaşık, gerçeklik daha erişilmez bir hal aldı. Günümüz sanatçıları bu yeni şartlar altında gerçeklikle doğrudan ilişki kuran yeni stratejiler geliştiriyorlar. Bu stratejilerin en çok uygulandığı medyum internet.

* Bu yazı hazırlanırken kaynak olarak Tate Open Systems sergi kataloğu ve Akbank İşlemsel Sanatlar Sunumu kullanıldı.

arikan | July 5th, 2008

Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Türkiye’de askeri darbe olursa hala Twitter FriendFeed Facebook gibi sosyal web servisleri üzerinden birbirimizle iletişim kurmaya devam edebilir miyiz?

Bir askeri darbe sonucunda tüm özel ve devlet telekom ve internet servis sağlayıcıları kapatılabilir. Böyle bir durumda Türkiye sınırları içinde hiçbir bilgisayar dünyadaki veya Türkiye’deki başka bilgisayara “uzaktan” bağlanamaz. Eposta atılamaz, chat yapılamaz, bankalar çalışamaz, şirketler durur, internet ekonomisi biter, sinir sistemimiz çöker.

“Mesh” yerel ağlar

Ancak böyle bir sıkı yönetim halinde bile kimsenin denetleyemeyeceği şekilde uzaktan iletişim kurmak mümkün. Bunun adı artık internet olmaz ama hala birbirimizle bilgisayarlarımız üzerinden görüşebiliriz. Çözüm “mesh” yerel ağlar oluşturmak.

Şu anda elimizdeki mevcut teknolojiyle (bilgisayar + kablosuz ethernet) mesh yerel ağlar oluşturarak iletişim kurmaya devam edebiliriz. Üstelik böyle kendi kendimize oluşturacağımız dağıtık ağı kimse kolay kolay denetleyemez, yasaklayamaz. Mesh ağlar merkezi bir iletişim ağ yapısı gerektirmez (bkz yukarıdaki üç diyagramdan en sağdaki). Her bilgisayar çevresinde kendisine yakın bilgisayaralara doğrudan bağlanabilir (”peer-to-peer”). Önce kendi apartmanımızdaki bilgisayarlara bağlanırız, sonra sokağımızda diğer bilgisayarlara, sonra mahallemizde, sonra ilçe genelinde, sonra belki de şehrin bir ucundan diğer ucuna… İstanbul’da Büyükçekmece’den atacağınız bir mesaj bilgisayarlardan hoplaya hoplaya taa Sarıyer’deki bir arkadaşınıza ulaşabilir. Böyle şehir boyutunda çalışan ama merkezi bir sisteme ihtiyaç duymayan mesh yerel ağ altyapısı askeri darbe de olsa iç savaş da olsa bağımsız –ya da tümden bağımlı– iletişim kurmamızı sağlayabilir.

Türkiye’de fiilen son askeri darbe 1980 yılında oldu (bkz 12 Eylül belgeseli videosu). O zamanlar henüz yaygın olmayan telefon varolan yegane iletişim teknolojimizdi, gazeteler ve televizyon sadece merkezden kitleye mesaj veren yayın organlarıydı. Kenan Evren’in varolan tek televizyon kanalı TRT’den halka seslenişini ve Hürriyet’in Kenan Evren’li darbe kapağını hatırlayın…

Bugün tüm işimiz gücümüzü internet üzerinden yapıyoruz. Bloglar sayesinde çok kanaldan haber ve görüş alabiliyoruz. Bugün gerçekleşecek bir darbe ve sonrasında gelecek sıkı yönetim şu anda varolan iletişim sistemlerinin kapanmasına veya bir merkezden denetlenmesine yol açarsa, dünya tarihinde görülmemiş bir kaos yaşarız. Darbe gibi uç bir harekete bugün aynı derecede uç karşı hareket mesh yerel ağlar kurmaktır.

İlgili Düğümküme yazıları:

arikan | June 27th, 2008

Hangi Web Tarayıcıyı Kullanmalıyım?

Dugumkume.org 2008 yılı istatistikleri ziyaretçilerimizden çoğunun hala Internet Explorer kullandığını gösteriyor. Bu kadar yavaş çalışan, geri kalmış web özelliklerine sahip, yeni web teknolojilerine ayak uyduramayan, kötü arayüzlü, doğru düzgün geliştirilmeyen, kaynak kodu kapalı bir web tarayıcıyı neden hala kullanmaya devam ediyorsunuz.

Firefox 3 kullanın

Yeni Firefox 3 çıktı. Eğer şu anda bu yazıyı Internet Explorer’dan okuyorsanız hemen bu Firefox 3 indir bağlantısına tıklayın. Firefox 3 hızlı, güvenli, ve yeni nesil web teknolojilerine uyumlu çalışıyor.

Yeni adres barı daha önce ziayret ettiğiniz siteleri çok hızlı bulmanızı sağlıyor. Bir kaç kelime girerek anında geçmişte gittiğiniz veya imlediğiniz yerleri bulabiliyorsunuz.

Etkin Çiftçi | May 18th, 2008

Açık Tasarım

Açık Tasarım

Moda ve benzeri tüketim odaklı bilimum endüstrinin iç içe girmişliği, tasarım olgusunu da alaşağı ediyor. Ben bu kavram karmaşasını aşmak için şu şemayı kullanıyorum.

  • Sanat: İfade ve ifade biçimleri.
  • Zanaat: İşçilik.
  • Tasarım: Problem çözmek.

Tasarım, alet(tool) kullanımı ile başlayan bir süreç. Yani bizde uyandırdığı taze hisler bir yana mazisi ilk yerleşik insanlara kadar gidiyor. Sanayileşme ve yığın üretim sürecinde ise daha çok makina tasarımına indirgenmiş bir konu tasarım. Yakın bir zamana kadar ise “cismin biçimsel özellikleri” olarak adlandırılıyordu. Patent ve telif yasalarında hala bu ve benzeri tanımlarla karşılaşırız. Oysa geride bıraktığımız on yıla baktığımızda önemli bir paradigma kayması yaşadığımız söylenebilir.

Tasarım. Kim için?

Tarihsel sırasıyla;

  1. Bireyin kendisi ve yaşamının devamı için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  2. Kişi ve grupların toplumun geri kalanı için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  3. Yığın üretimi. Yani sermaye sahiplerinin(kişi, grup, devlet) toplum için tasarladığı/ürettiği çözümler.
  4. Herkesin herkes için tasarladığı çözümler. (Şu an buradasınız.)

Tasarım; çözmeli ve paylaşılmalı

Wired’ın Nisan 2008 sayısında Apple’ın gizli kapaklı üretim yöntemi kıyasıya eleştiriliyor ve işlerin Steve Jobs’un karizması ile yürüdüğünden bahsediliyor. Doğal olarak Silikon Vadisi’nde hakim olan paylaşım kültürü Apple’ın bu yaklaşımını sıkça sorguluyor. Apple problem çözmek konusunda yıldızlı pekiyi alıbilir ama “sosyal ilişkiler” konusunda sınıfta kalıyor.

1950′lerin “kendin yap” kültürü, 80′lerin sonunda başlayan “açık kaynak hareketi” ile ne kadar ilişkilendirilebilir bilmiyorum ama günümüzün “açık tasarım” olgusunun ikisine de göz kırptığını söyleyebilirim.

Açık Tasarım ve Yaratıcı Topluluklar

Açık tasarım, adından anlaşılabileceği gibi herkesin katılımına açık olan tasarım sürecinden başka birşey değil. Bu olguyu hacker kültürü ile ilişkilendirmek mümkün. Çünkü tıpkı hacker geleneğinde olguğu gibi tasarım etkinliğine katılan kişinin temel motivasyonu yine camia içinde takdir görmek. Bu gayet insani motivasyon, önemli işlerin kotarılmasına da ön ayak oluyor. instuctables, makezine ve opensourcefood gibi topluluklar son kullanıcıya odaklanırken, büyük firmaların yayınladıkları blueprint’ler ise küçük üreticilere ilham kaynağı oluyor.

İlgili Bağlantılar;

http://www.instructables.com/

http://makezine.com/

http://www.opensourcefood.com/

arikan | May 16th, 2008

Internet ile Web Arasındaki Fark

Zaman zaman “internet” ile “web” terimlerinin birbirine karıştırıldığını görüyorum. Bilinçsizce her iki terim de birbirinin yerine kullanılıyor. Doğrusu şu. Internet bir teknolojik iletişim altyapısıdır. Web, yani World Wide Web, internet altyapısı üzerinde çalışan bir sistemdir.

Internet birbirine kablolarla bağlı bilgisayarların oluşturduğu ağların ağıdır. Web bu ağ üzerinde biribirine bağlanabilen sayfalar ağıdır. Web’de birim eleman bir HTML dosyasıdır, internet’de birim eleman bir bilgisayardır.

Web tarayıcılar HTML protokolünde yayınlanan metinleri okur ve görsel hale getirir (televizyonun sinyalleri görüntüye çevirmesi gibi). HTML dosyaları internet üzerinden TCP/IP paketleri içinde bir bilgisayardan diğerine taşınır.

Internet üzerinde HTML’den başka protokoller de çalışır. Bu başka protokoller ile çalışan sistemlere Web denilmez. Onların kendi adları vardır, mesela ses transferi için Voice over Internet Protocol (VoIP), chat için Jabber (XMPP), dosya paylaşımı için BitTorrent gibi. Mesela Skype bir web uygulaması değil VoIP uygulamasıdır, Instant Messenger’niz bir web uygulaması değil bir Jabber uygulamasıdır, dosya paylaşım programınız bir web uygulaması değil bir BitTorrent uygulamasıdır.

Bir çok kişiye web ile internet arasındaki fark bariz gelebilir ancak bu dünyalarda üretmeyip tüketenler için faydalı olacağını düşünüyorum. Web ve internet terimlerini birbirinin yerine kullanmamak bir fikir kurarken çok daha yalın iletişim sağlayacaktır.

* Yukarıdaki görsel internetin haritası.

arikan | April 22nd, 2008

Türkiye’de İşkencenin Stratejik Haritası İnternet’te Yayınlanıyor

Modern hayatta işkence itiraf almak amacıyla sorgulamada kullanılıyor. İşkence tarihinde ceza olarak kullanıldığını biliyoruz ancak günümüzde sorgulamalarda kullanılan işkence evrensel olarak bir insan hakları ihlalidir. Türkiye’de hala işkence yapanların geçmişi Soğuk Savaş döneminde Türkiye’de hortlayan hem devletten hem askeriyeden “bağımsız güvenlik güçleri”nin CIA’den öğrendiklerine dayanıyor olabilir (bkz kontrgerilla el kitabı). Günümüzde işkenceyi kim kime dayattı, kimlerin emriyle yapılıyor bu çok karmaşık bir mesele, karmaşık çünkü normalde takip edemiyeceğimiz ağlı bağlı zincirleme ilişkilere dayanıyor. Bu ilişkiler zincirini görebilmek için önce bu bilgilere, sonra da bir haritaya ihtiyacımız var.

Helsinki Yurttaşlar Derneği (hYd) ve İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)‘nin ortak projesi “Hak Mücadelesinde Haritalama Yöntemi” Türkiye’de işkencenin stratejik haritasını çıkardı.

stramap.org adresinden Türkiye’de işkencenin stratejik haritasını görebilirsiniz.

Ben bu habere “İşkenceyi Önlemek İçin İşkence Haritası İnternet’te” başlıklı Bianet.org yazısıyla öğrendim. Haberin yazarı Tolga KORKUT detaylı olarak anlatıyor nasıl kullanılabilieceğini. bianet.org editörlerinin de katkıda bulunduğu çalışma, insan haklarının korunmasını sağlayacak ve ihlallerin devamına yol açan odak noktalarını, kişileri, kurumları ve bunlar arasındaki ilişkileri içeriyor. Proje süresince hak savunucuları, akademisyenler, hukukçular, tıp uzmanları ve kamu görevlileriyle yüz yüze görüşmeler yapılmış; çalışma toplantıları düzenlenmiş. Haritanın oluşmasına katkıda bulunan hak savunucusu kişiler son halini gördükten sonra “yıllardır içinde oldukları bir konunun, mücadelenin “toplam resmi“ni gördük” demiş.

Türkiye’de muğlak olmaya devam eden başka pek çok konunun açığa çıkması için haritalandırılması gerekli. Diyagram çizme askeriyeden sızan “sivil toplum örgütleri andıçı” gibi sadece Genelkurmay’a ait bir iş değil, belli bir araştırma yapan herkes kağıdı kalemi alıp kim kime nasıl bağlıymış bir harita çizebilir.

Bu harita belli bilgi görselleştirme teknikleriyle çok daha iyi yapılabilir ancak böyle bir bilginin dahi ortaya çıkarılmış olması çok değerli. Türkiye’de Görsel İletişim Tasarımı bölümlerinde okuyan ve medya tasarımı çalışan öğrenciler bence hemen proje ekibi ile ilişkiye geçip haritayı daha da iyileştirmeye girişebilirler.

Bu projede bir sonraki adım bir API (Uygulama Programlama Arayüzü) ile veri tabanının programlanabilir olarak daha geniş kitlelere açılması olmalı. Böylece başka bilgilerle karışıtırılabilir hale gelir. Ben mesela hemen şimdi programlama editörümü açıp bu işkence verileriyle oynamaya başlıyabilirdim.

EK: Bianet haberi: TİHV, İşkence Atlası’nı Yayınladı

Dokuz uzmanın yazdığı atlas farklı işkence türlerini fotoğraflar, çizimler ve tıbbi bulgularla anlatıyor. Amaç işkencenin etkin biçimde belirlenip belgelenmesi için hukuçulara, adli tıp uzmanlarına, doktorlara kaynak oluşturmak.

Not: Sitede yazmıyor ama haritaya bakarken klavyede CTRL tuşuna basılı tutup fareyi oynattığınızda harita içinde dolaşabiliyorsunuz.

arikan | April 16th, 2008

Yeni Medya mı İşlemsel Sanat mı Kime Ne?

Türkiye’de toplum şok üstüne şok üstüne şok yaşarken neden yeni medya mı işlemsel sanat mı diye uzaydan gelmiş gibi duran bir konuya eğiliyoruz? Neden yeni medya deyince web2.0 dalgasından, Photoshop tekniklerinden, video sanatından bahsetmiyor da ağlı bağlı hayattan, merkezden-kitleye iletişimden, sosyal ağ hortumlamasından, kitlesel ifade özgürlüğü engellemesinden, DNS ayarlarından, temsilsiz demokrasiden, dağıtık iktidardan, medya arkeolojisinden bahsediyoruz. Neden işlemsel kelimesini İTÜ Bilgisayar Fakültesi’ndeki Mikro İşlemciler dersinde kullanıldığı gibi veya Bir Kelime Bir İşlem yarışmasındaki gibi değil de sanat kelimesinin önünde işlemsel sanat diye kullanıp diziyoruz elektronik sivil itaatsizlik, protokollü toplumsal denetim, kitleden-kitleye mesajlaşma, bilgi görselleştirmesi, manevi emek sömürüsü, diyagramlar, tarifeler, tersine stratejiler, ağların savaşı?

Ali Miharbi, Ahmet Atıf Akın, Orton Akıncı ile bu perşembe günü (17 Nisan) Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi‘nde konuşacaklarımızı bir iki hafta öncesinden emaillerde tartışmaya başladık. Malum Türkiye’de icat edilmemiş kavramları kullanıyoruz sık sık. Tartıştığımız konuları Türkçe ifade etmek istedğimizden terimlere ve Türkçe’lerine bir süre takıldık, ama sonra bir şekilde içinden çıkabildik.

Uğraştığımız sanat hem yeni nesil teknolojiler hem baki toplumsal olgular üzerinden. Hem Türkiye’de yaşanan şokları konu alıyoruz hem Kaliforniya’da icat edilen yeni teknolojilerin toplumsal etkilerini. Kullandığımız teknikler hem bilgisayar programlaması, hem yemek tarifesi, hem diyagram çizme, hem arkeolojik araştırma olabiliyor. Bu konuşmada herkes kendi işlerinden bir kaç parça sunacak ve sonrasında bu bahsettiğimiz konular çerçevesinde tartışıcaz.

İstanbul’daysanız konuşmaya bekleriz. Tartışmalar dizisi bittiğinde kitap olarak da yayınlanacak. Böyle konuların klasik bir kitaba girecek olması kadar önemli olan diğer şey de internet’ten katılım. Bu yazıya yorum yazın, sorularınızı veya tartışılmasını istediğiniz alakalı konuları önerin tartışmaya alalım. Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi’ni Azra Tüzünoğlu hazırlıyor, burdan el sallıyoruz, teşekkürler Azra!

Güncelleme: Mimar Sinan etkinliği bitti, tam da olması gerektiği kafamız daha da karıştı, tartışmaya yorumlarda devam ediyoruz. işlemsel sanat ve yeni nesil medya üzerine çalışıyorsanız veya bu alanla bir şekilde ilgileniyorsanız tartışmaya yorum yazarak katkıda bulunun biz de öğrenelim.

Olayın anonsu şöyle:

Güncel Sanat Tartışmaları Dizisi-8
“Yeni Nesil Medya ve İşlemsel Sanat”

Konuşmacılar
Burak Arıkan + Ali Miharbi + Ahmet Atıf Akın(a.k.a pagan@xurban) + Orton Akıncı

Tarih 17 Nisan 2008 Perşembe
Saat 18:30
Yer Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Beşiktaş Yerleşkesi 208 no’lu derslik

Her bir konuşmacının kendi deneyimleri üzerinden işlemsel sanat ve İnternet teknolojileriyle birlikte çeşitlenip, sürekli yenilenen yeni medya sanatı konularını açımlamayı hedefledikleri konuşmanın ana ekseninde; dağıtık iktidar, kimliksizleşme ve anonimleşme, taktiksel medya, teknoloji ve kontrol, elektronik sivil itaatsizlik, İnternet üzerinden eleştiri&tersine çevirme stratejileri, Türkiye’deki devlet kontrolü ve İnternet protokolleri ilişkisi gibi meseleler tartışılacak. Yeni medya ve galeri mekanı ilişkisi, medya festivalleri, yeni medya kurum ve gösterim alanları da tartışma içeriğinde yer alacak konular arasında.

* Posterdeki görsel Per Wizén tarafından yapılmıştır.

İlgili Düğümküme Yazıları:

arikan | April 10th, 2008

Türkiye Google Groups’a Erişimi Kapattı

Google Groups Türkiye’den yüzbinlerce kişinin fikir alışverişinde bulunduğu bir eposta liste servisidir. En çok kullananlar açık kaynaklı yazılım geliştiren kişilerdir. Türkiye Mahkemeleri buldukları bir sakıncalı içerik yüzünden tüm siteyi kapatarak adeta bize küfretmektedir. Bu kitlesel ifade özgürlüğü engellemesini yapanları kınıyoruz.

Yakında kapanmasını beklediğimiz web servisleri:

1. Facebook.com
Belki “Atatürk’e küfür eden” gruplar vardır… grupları değil tüm servisi kapatın!

2. Google.com
Arama sonuçlarında “Türklüğe karşı” web sayfaları çıkıyor… tüm Google’u kapatın!

3. Amazon.com
“Türklüğe sakıncalı” kitaplar satılıyor… Türkiye’ye satışı değil tüm siteyi kapatın!

Şu anda en çok üzüldüğüm şey ise elimin altında iki tıklamayla bu siteleri kapattıranlara ve hakimlere karşı dava açabilecek bir aracın olmaması.

Tepkiler

İlgili Düğümküme Yazıları

Türkiye’de bilinçsiz internet yasaklamaları ile ilgili önemli yazılar:


Kapat
E-posta ile paylaş