arikan | March 27th, 2008

Bu Bir Televizyon Yayını Değildir

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi belki okur diye tekrar ediyoruz: Televizyon tek taraflı iletişimdir, merkezden kitleye mesaj verir. İnternet çok taraflı iletişimdir, herkes birbiriyle mesajlaşır. Bir İnternet servisini yasaklamak o servis üzerinden kendini ifade eden binlerce kişinin ifade özgürlüğünü engellemektir.

Bugün yine bir İnternet servisine, bağımsız basın merkezi İstanbul Indymedia’ya erişim engellendi. http://istanbul.indymedia.org/ adresinde sitenin içeriği yerine

“BU SİTEYE ERİŞİM ENGELLENMİŞTİR / Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi , 21/03/2008 tarih ve 2008/418-171 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI’nca engellenmiştir”

yazısı görünmeye başlandı. Artık öğrenmiş olmanız lazım, engellenmiş sitelere erişmek için bir kaç yol var (bkz Yasak sitelere giriş). Indymedia sitesinde sansürü nasıl aşabileceğiniz yazıyor:

Indymedia sansürle susturulmaya çalışılıyor. Ama sadece çalışılıyor, çünkü internette sansürün teknik olarak olanaklı olmadığını TC savcıları henüz öğrenemedi. Indymedia yayınına devam ediyor. İstanbul Indymedia’ya farklı yollardan ulaşabilirsiniz. Bu yollardan bazıları:

1. http://istanbul.bbm.indymedia.org adresi.
2. http://anonymouse.org/anonwww.html adresi üzerinden bağlantı
3. Ağ bağlantınızın DNS ayarlarını değiştirmek.

Deneyimli internet kullanıcıları için alan adı erişimi gibi basit engellemeler pek bir etki yaratmazken çoğunluğun erişimi gerçekten de engellenmiş oluyor. Dolayısıyla engel koyanlar amacına erişmiş oluyor, yani herkesin kafasına bir mesaj kazınıyor: “ayağınızı denk alın, bir gün sizi de engelleyebiliriz.”

Buna karşı bir slogan var, yıllarca tekrar edildi Türkiye sokaklarında: “SUSMA SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK”. İlk bakışta alakasız gelebilir ama Türkiye’de Kontrgerilla ve Ergenekon gibi devlet ve askeriye üstü gizli örgütlerin soğuk savaş stratejilerine göre bir şekilde CIA güdümlü ortaya çıkışını ve sonra elimizde kalışını düşünüyorum… şimdilerde Türkiye’de yaşadığımız internet engellemelerinin Amerika’da gündemde olan “terörle mücadele için dünya genelinde siber önlemler” stratejisi ile aynı zamanlarda gerçekleşmesi… bkz: New York Times haberi: Terörle Mücadele İçin Soğuk-Savaş Fikri… Bir video için tüm siteyi kapatmak hepimize ne kadar çocukça geliyor, bu kadar cahil olunamaz diyoruz, o kadar garip ki “ayıp” diyoruz… 1 Mayıs 1977 günü Taksim meydanında kalabalığa bilinmez kaynaklardan ateş açılması gibi anlaşılmaz garip bir durum…

İnternet servislerine erişimi engellemek kitlesel ifade özgürlüğü engellemesidir. Daha önce defalarca yazmış olmama rağmen bugün tekrar yazıyorum, siz de internette bir şekilde yazıp çiziyorsanız, ne düşündüğünüzü tekrar tekrar anlatın, bu tür engellere karşı sesimizi ancak beraber duyurabiliriz.

5651 nolu yasa internet yasaklarına nedenlerden biri. Geçen hafta (23 Mart 2008) yayınlanan Bilişim STK bildirgesinin girişinde konu şöyle açıklanıyor:

Türkiye’de mahkemeler 5651 nolu yasa ve konuyla ilgili diğer yasalara dayanarak youtube, wordpress, geocities, alibaba gibi bir çok web sitelerine erişimi sıksık kapatmaktalar. Telekomunikasyon Kurumu’nun (TK) ise yurt dışındaki web sitelerine erişimi 5651 kapsamında sorgusuz sualsiz, kapatma yetkisi var. TK’nın erişime kapatılan web sitelerinin hangileri olduğunu ne kamuoyuna, ne de kapatılana haber verme yükümlülüğü bulunmakta. Söz konusu yasaklamalar, yasanın zaten tartışmalı olan amaçlarını aşmış ve ülkemize zarar vermeye başlamıştır. Bu durumun düzeltilmesini istiyoruz.

Türkiye’de İnternet Yasaklarına Tepkiler:

* Görsel İstanbul IndyMedia sitesinden alınmıştır.

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

engin | March 12th, 2008

İnternet Gazetelerinden Ne Haber?

Society for News Design, geçtiğimiz günlerde dünya gazetelerini tasarımlarına göre sıralamış. Sıralamanın en tepesinde Los Angeles Times, New York Times, National Post, The Boston Globe ve Zaman (sıralamadaki tek Türk gazete) yer alıyor.

Sıralama ile ilgili bir dolu tartışma var, ben o kısmına fazla girmeyeceğim. Haberi okuduktan sonra ilk sıralardaki gazetelerin web sitelerini yan yana koyup tasarımlarına bir baktım, şöyle bir resim ortaya çıktı:

(Görsellere tıklayıp büyük görebilirsiniz)

Odullu haber siteleri

Görüntüyü sadeleştirmek için resme basit filtreler uyguladım. Görsel tasarımcılar gazete gibi yoğun içerikli sayfalar tasarlarken taslaklarına biraz uzaktan gözlerini kısarak bakarlar ve baskın blokları ve sayfa dengesini görmeye çalışırlar. Amacım bu tekniği ekrana taşımaktı, ortaya çıkan görüntü şöyle:

Odullu haber siteleri

Bu resme bakınca aklıma şu soru geldi. Acaba Türkiye’deki merkezden-kitleye haber siteleri bu teknikle nasıl görünür? Aklıma ilk gelen yüksek tirajlı gazeteleri yan yana koydum.

Turk gazete siteleri

… ve Photoshop’ta gözleri kıstım:

Turk gazete siteleri

Sonuçta ortaya çıkan soyuta yakın görüntüleri karşılaştırırsak:

gazeteler.jpg

Çok detaya girmeye gerek görmüyorum, resimler durumu gayet güzel özetliyor. Okunabilirliği analiz etmek için şöyle tartışma alanları hemen akla geliyor:

  • Blok kullanımı
  • Beyaz alan kullanımı
  • Renk ve yazı tipi kullanımında tutarlılık

Daha büyük görmek için resimlere tıklayabilirsiniz.

(Düzeltme: Sıralama gazetelerin basılı halleri için yapılmıştır ve yeni kriterlere göre düzenlenmiştir. - 23.3.08)

arikan | March 11th, 2008

Sosyal Ağ Hortumlaması

Amerikan Internet pazarında hemen hergün yeni bir sosyal akım uygulaması çıkıyor. Bunların arasında önde gidenler “sosyal ağ hortumlaması” yapan servisler. Geçen Düğümküme’de sosyal akım uygulamaları yazısında “toplayıcılar” diye bahsetmiştik bu servislerden. Şimdi daha da odaklanarak hortumlayıcı diyorum –aynen Türkiye’deki banka hortumlama gibi– çünkü bu servisler bir kişinin farklı sosyal web servislerindeki hesaplarının hareketlerini toplayıp bir arada gösteriyor. Yani durağan bir içeriği değil hali hazırda sürekli yenilenen sürekli akan içerik kaynaklarını bir araya getiriyor. Mesela Twitter’a yazdıklarınız, Flickr fotoğraflarınız, Vimeo videolarınız, Facebook status güncellemeleriniz, blogunuz, sosyal imleme servislerindeki hareketleriniz hepsi RSS beslemelerinden toplanıp bir liste olarak gösteriliyor. Bunun “faydası” arkadaşlarınızın normalde dağılmış servislerdeki hareketlerini bir listeden takip etme imkanı sağlaması; sanki bunu bir RSS okuyucudan yapamıyormuşuz gibi…

Silikon Vadisi peygamberlerinin bu sistemleri desteklerken iki genel savı var:

  1. Normalde bir RSS okuyucusundan erişilebiliecek bu bilgileri bir web servisine dönüştürürsek RSS nedir bilmeyen ama sosyal ağ servisleri kullanan kişilere erişebiliriz.
  2. İnsanlar bir iki tıklamada arkadaşlarının toplu beslemelerine ulaşırlar.

İkinci sav bana da iş yapar gibi geliyor, ancak organik değil gerçekten de hortuma ağzını dayamak gibi bir iş. Mesela bir arkadaşımın blogunu takip etmek isterim ama fotoğrafları veya videoları pek umrumda olmayabilir. Bu hareketleri blok blok almak yerine ben kendim daha uzun sürede RSS listemi tek tek hazmederek organik olarak geliştirmeyi ve bakmayı tercih ediyorum. Bu durumda RSS okuyucum bana çok daha kullanışlı geliyor.

Bu hortumcular yetmiyormuş gibi bugün FriendFeedFeed diye bir servis çıktı! Adeta bu durumla dalga geçer gibi hortumlayıcıları hortumlayan bir servis FriendFeedFeed. Haberi öğrendiğim yer TechCrunch’da Arrington yazıyor: tamam anladık.

arikan | March 1st, 2008

Google Uyarı Döngüsü

google_logo.jpg

İşlemsel sanatçı Jonah Brucker-CohenGoogle Alert Loop” adında kendi kendine yazan bir blog çıkardı. Bu proje Google’un bedava blog servisi “Blogger”ı ve uyarı servisi “Google Alerts”i kullanarak otomatik yayın yapan bir blog. Goolge Alerts’ten belli konulara göre email adresine gönderilen içeriği otomatik olarak blogda yayınlıyor.

Brucker-Cohen fikrin uyarılara göre kendi kendine yayını sürdüren bir blog yapmak olduğunu söylüyor. Proje “Google Alerts” ve benzeri türde otomatik sistemlerin kullanırlığını ve nasıl Internet üzerinde görüşleri polorize ettiğini sorguluyor.

Acaba başka bloglarda bu blogu haber yaparak (bu yazıda olduğu gibi) bu döngüye katılabilir mi? Projenin logosu nefis!

Son dakika: Siteye şu anda ulaşılamıyor. Google kapatmış olmalı! Kapatılmadan önceki ekran görüntüsü aşağıdaki gibiydi:

Son dakika:: Blog geri geldi.

google-alert-loop.jpg

arikan | February 19th, 2008

Prix Ars Electronica Başvuruları

header_index.jpg

Dünyanın en prestijli işlemsel sanatlar festivali Ars Electronica her yıl PRIX Ars Electronica isminde uluslararası bir yarışma düzenliyor. Etkileşimli sanatlardan elektronik müzik çalışmalarına kadar yedi ayrı kategoride düzenlenen yarışmada kazananlar Golden Nica ile ödüllendiriliyor. Ben de son iki yıldır yarışmanın Dijital Topluluklar Kategorisi danışmanlık grubunda çalışıyorum ve uygun gördüğüm projeleri aday gösteriyorum. Bu yıl için aday göstermek üzere bir liste çıkardım ancak Düğümküme okuyucları da özellikle Türkiye’den proje önerebilirler diye düşündüm. Bildiğiniz duyduğunuz online topluluk projeleri varsa bu yazının yorumlarına gönderin.

Dijital topluluklar nedir?

Dijital topluluklar, sosyal veya sanatsal, grupların hareketini ve etkileşimini sağlayarak sosyal ve kültürel gelişime yol açar. Bu gelişmenin önkoşulu katılımcıların erişilebileceği sosyal oluşum sağlayan bir teknolojik altyapının geliştirilmiş olmasıdır. Dijital topluluklar politik liderlerle vatandaşların arasındaki veya finansal güç odakları ile sivil toplum örgütlerinin arasındaki ilişkileri geliştirir, demokratik ve kültürel işlerin çoğalmasını sağlayacak platformlar oluşturur.

Ne tür projeler olabilir?

Kazanacak projeler gelecek nesillere ilham kaynağı olmalı ve başkaları tarafından kopyalanabilecek örnek modeller niteliğinde olmalıdır. Dijital Topluluklar kategorisine girecek projeler şu alanlardan herhangi birinde olabilir:

  • sosyal servisler
  • web 2.0 uygulamları
  • sosyal ağ servisleri
  • internet sanatı projeleri
  • topluluk odaklı mobil medya uygulamaları
  • çevre sorunlarına odaklı topluluk hareketleri
  • dijital katılımlı hikaye anlatımı
  • açık devlet / elektronik devlet projeleri
  • internet hakları / kimlik projeleri

Türkiye’de yaşadığımız YouTube, Wordpress yasaklamalarını konu alan karşı uyandırıcı / bilinç geliştirici topluluk hareketleri mesela bu kategoride oldukça başarılı olabilir. Bildiğiniz, duyduğunuz, ve en önemlisi kendi yaptığınız peojeleri bu yazıya yorum olarak gönderebilirsiniz.

arikan | February 2nd, 2008

Sosyal Ağ Programlama Arayüzü

Haberleri duydunuz, Google Social Graph API denilen bir sosyal ağ programlama arayüzü çıkararak internet işletim sistemini gerçeğe dönüştürme yolunda önemli adımlar attı. Nedir bu? Google internet’de yayınlanmış arkadaşlık göstergeçlerini toplayarak indeksliyor ve bu ilişkileri programatik olarak sorgulamanızı sağlıyor. Sonuçta “her isteyen” Google’a girip size ait bir websitesini girebiliyor ve tüm arkadaşlarınızın listesini alabiliyor. İsterseniz kimlere bağlısınız hemen deneyip görebilirsiniz.

social-graph-api.png

Nasıl çalışıyor?

Öncelikle kendi web sitenizde veya blogunuzda bir arkadaşınıza bağlantı verirken rel="friend" veya kendinize ait başka sitelere bağlantı verirken rel="me" yazıyorsunuz. Örnek:

<a href="http://flickr.com/photos/arikan" rel=”me”>Flickr fotolarım</a>

<a href="http://darakilicoglu.com" rel=”friend”>Arkadaşım Dara</a>

Google aramada olduğu gibi bir örümcek program bütün web sitelerini tarıyor, bunları yazdıysanız sizin arkadaşlarınızı ve diğer sosyal web servislerinde bulunan profilierinizi kendi veritabanında depoluyor, ve dünyaya sunuyor. Bu biçimde yazım çoktan Wordpress, MovableType gibi pek çok blog yazılımında hali hazırda kullanılıyor, ve tabii ki şu anda Twitter, Flickr, Jaiku, MySpace, YouTube, Vimeo vs. gibi çoğu sosyal web servisi arkadaşlık ilişkilerini bu şekilde bağlantılar ile belirtiyor.

Social Graph API kesinlikle sosyal web endüstrisini ileri taşıyacak bir sistem, ama bu işi dağıtımlı ve açık yapmak varken Google’un bunu merkezi bir veri tabanında toplaması insani değil.

Kimi nasıl etkiliyor?

  • Kullanıcılar – Yeni bir sosyal web servisine kayıt olduğunuzda şöyle bir uyarı alacaksınız: “12 arkadaşınız bu sistemi kullanıyor, onları da arkadaş olarak ekleyin.” Artık burda kimler varmış diye aramaya gerek kalmıyacak.
  • Servis sağlayıcılar – Yeni kullanıcıları arkadaşlarıyla daha hızlı bağlayarak daha fazla bağlam yaratıyor olacaksınız. Başka hangi servisleri kullanıyor bileceksiniz, başka nelerle ilgileniyor görebileceksiniz. İlgi alanlarına göre reklam gösterebileceksiniz.
  • Google – Ana biriktirici olarak Google, bütün arkadaşlık ilişkilerini ve dağıtımlı kimlikleri topluyor olacak, ve tüm dünya boyutunda dev bir sosyal güven ağının sahibi olacak (bkz diğer bağlantı tipleri, günde 50,000 sorgu limiti).

Google Social Graph API girişiminin Facebook gibi kapalı sistemlere göre kullanıcıya çok daha fazla kontrol verdiğine katılıyorum (Google yayınlanmış olan verileri topluyor). Ancak Google bu sistemle hassas olan insani ilişkilere kaba kuvvetle girişmiş oluyor. Hepimiz biliyoruz ki FOAF ve XFN verileri toplanabilir ve açık bir şekilde sunulabilir, ancak bütün dünya seviyesinde verileri depolamak ve indeksleyip sunmak çok fazla para gerektirir. Bu durumda oturup Google’u yaptığı için alkışlamak mı gerekir yoksa açık ve dağıtımlı bir sosyal ağ programlama arayüzü nasıl kurulur buna mı odaklanmak gerekir.

Ben sömürüldüğümün farkındayım, buna karşıyım, ama biliyorum ki buna sadece karşı olmak bir şey değiştirmez, o yüzden sömürüyle deneysel yollardan uğraşıyorum. Bu sebebple MYPOCKET projesiyle çoktan dünyaya finansal bilgilerimi açtım ve “MACHINE READABLES” başlığıyla kendi sitemde bütün arkadaşlık ilişkilerimi ve kendime ait sosyal web servisi profillerimi makina okunabilir hale getirdim. Bunun ne demek olduğunun farkında değilseniz kendinizde denemenizi tavsiye etmem.

arikan | January 17th, 2008

Internet’te Açık Kimlik Yayılıyor

openid.gifOpenID açık kimlik sistemi dev internet servislerinin de benimsemesiyle giderek yaygınlaşıyor. Bugün Yahoo! yaklaşık 250 milyon kullancısı için resmen OpenID sisteminin hazır olduğunu açıkladı. 30 Ocakt’ta kullanımına başlıyor. Bir yıl kadar önce Düğümküme’de açık kimlik sistemlerinin ayağa kalkması için Yahoo Google Amazon gibi dev Internet servislerinin de bunu benimsemesinin önemli olduğundan bahsetmiştik. Bugün Yahoo’nun attığı adımı Google ve Amazon gibi devler ve hatta Facebook ve MySpace gibi sosyal ağlı servisler de takip edecektir.

http://openid.yahoo.com

Daha önce Düğümküme’de Internet’te Açık Kimlik Sistemi diye anlattığımız OpenID Internet servislerine tekrar tekrar kimlik bilgilerinizi vererek üye olmadan girebilmenizi sağlıyor. Yani artık mesela Yahoo’ya girmek için üye olmanız gerekmiyor. Açık kimlik nasıl çalışıyor daha detaylı öğrenmek için önceki yazdığımız OpenID yazısına bakmanızı tavsiye ederim.

Türkiye’de Açık Kimlik

5 ay kadar önce sosyal imleme servisimiz Bagcik.com‘da açık kimlik sistemine geçtik, ancak açık söylemek gerekirse benden başka kullanan yoktu. Sanırım ilk önce Türkiye’de açık kimlik kavramının ne olduğu ve nasıl kullanılacağı anlaşılmalı. Biz bu konuda ilk önce yazmaya başladık sonra uygulamasını da yaptık, eğer konuyla ilgileniyorsanız siz de internet’te açık kimlik kavramını blogunuzdan gazetenizden kendi dilinizle yazın çizin. Açık kimlik kullanımının artması güç odaklarını dağıtır ve daha demokratik bir internet ortamı sağlar.

gizem | January 9th, 2008

Cogito Ergo Search

CogitoErgoSearch.jpgSemantik (anlama göre) arama yaparak sonuç veren bir arama motoru olan hakia.com , “anlamı aramak” üzerine müzik yapan, üyeleri arasında CEO’larının da bulunduğu bir grup kurup, Cogito Ergo Search (Düşünüyorum Öyleyse Arıyorum) albümünü çıkarmış.

Hakia search music sayfasında yazılanlara göre, tüm şarkı sözleri gerçek bir arama sorgusunun sonuçlarından üretilmiş, her bir ritim sonsuz bir gezintide sörf yapmanın enerjisini yansıtıyor, basit melodiler internetin getirdiği hayatın basitliğini sembolize ediyor ve etnik enstrümanlar internetin giderek genişleyen kültürel karakterini vurguluyor. Grubun myspace sayfasında, yaptıkları müzik Experimental / Healing & EasyListening / Jazz olarak tanımlanmış. Bazı şarkılarda windows hata/uyarı mesajlarının da müziğin bir parçası olduğu albüm oldukça ilginç. Albümde bulunan Search for Better Search, Why did the Chicken Cross the Road, Weapons of Mass Instructions gibi şarkıların tamamı ücretsiz olarak indirilebiliyor. Ayrıca arama sonuçlarından ürettiğiniz kendi şarkılarınızın bir sonraki albümde yer almasını istiyorsanız buradan hakia’ya göndermenizi istiyorlar.

Hakia ayrıca arama motoru ile sosyal ağ ortamını bir araya getiren Meet Others projesiyle de ilgimi çekti. Aynı sorguyla arama yapan insanları buluşturmayı hedefleyen proje henüz geliştiriliyor. Dr. Rıza C. Berkan’ın kurucusu olduğu New York tabanlı hakia.com, 7 ocak 2008 tarihli habere göre Prokom‘un 5 milyon dolarlık yatırımıyla toplam 21 milyon dolarlık ciroya ulaşmış. Şirketin İstanbul’da da bir ofisi bulunuyor.

arikan | January 2nd, 2008

Yeni Nesil Internet Uygulamaları Yaratırken Dikkat Edilecekler

yeni-nesil-varis-sayfasi1.png

2008 yılında web, sayfalardan oluşan bir ağ yapısından çok bir kaynak-insan ağı olarak algılanacak. Web’in yaratıcısı Tim Berners-Lee bu gelişmeyi WWW (World Wide Web)’den GGG (Giant Global Graph)’e geçiş olarak tarif etmişti. Son zamanlarda kaynak-insan ağına odaklanarak geliştirilen yeni nesil internet uygulamaları artık farklı tasarım örüntüleri gösteriyor. Eskiden web sitesine sayfa tasarımından ve site haritasından başlanırdı, ancak bu alışkanlıklar yerini yeni tasarım yaklaşımlarına bırakıyor. Bunların farkında olmanız daha kullanışlı web servisleri yaratmanıza yardımcı olacaktır. Öncelikle yeni nesil internet uygulamları ile ne kastettiğimizi tekrar edelim.

İnsanların katkısını yani toplu zekayı uygulamanın gelişimi doğrultusunda kullanan sosyal bileşenli uygulamalar.

Bahsettiğimiz uygulamalar klasik portal, haber sitesi, dergi gibi merkezden-kitleye durağan modeller değil sosyal imleme, video paylaşımı, sosyal ağ servisleri gibi kitleden-kitleye etkileşimle büyüyen uygulamalar, popüler deyişle web 2.0 uygulamaları.

Bir web 2.0 servisi yaratırken dikkat edilecek noktalar şunlar:

  1. Internet’teki veri birikimine değer katıyor mu?
    Bu servisi kullanarak internet’ten yeni ne öğreniyoruz. Mevcut servislerin sağladığı bilgilerin üzerine ne tür yeni bilgiler katıyor.
  2. Servisi oluşturacak ana veri modelleri neler?
    Tasarıma sayfalardan değil veri modellerinden başlayın. Sayfa iki boyutludur, model çok boyutludur daha derin ve yalın kurgulamanızı sağlar.
  3. Adresler (URL) okunaklı, kalıcı, ve tahmin edilebilir mi?
    Veri yapısını yansıtan, veriler arası hiyerarşiyi gösteren adresler oluşturun. Adres yapısı alan adı kadar önemlidir, akılda kalıcı adresler servise erişimi arttırır.
  4. İçerik tekrar tekrar karıştırılıp yeni içerik oluşturulabiliyor mu?
    Servisi kullananlar mevcut içeriği kullanarak yeni içerik üretebilmeli ve uygulamayı oluşturan işlemler kullanıcı katkısıyla gelişebiliyor olmalı.
  5. Hem normal kullanıcılar, hem geliştiriciler, hem de makinaların anlayabileceği şekilde çalışıyor mu?
    İçerik XML, JSON, RSS, Microformats gibi veri standardları ile de sunulabiliyor olmalı. Böylece programatik kullanıma açık olarak dışardan sizin servinizin üstüne yeni servisler geliştirilebilmeli.

yeni-nesil-varis-sayfasi-ayrik.png

Artık bir web sitesinin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz.

Web siteleri artık içine girilip dolaşılan bir yer olmaktan çıkıyor. Sitenin anasayfası değil sitenin içeriği internet’de dolaşırken uğradığımız noktalaradan bir tanesi. Yani artık sitenin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz. Bu gözlem bizi sayfa metaforundan veri modeli metaforuna taşıyor. Buna en güzel örnek Wikipedia sayfaları, bir kavramı sadece bir sayfa ve bir adres temsil ediyor ve buna herhangi bir yerde doğrudan bağlantı veriliyor.

Veri modellerini önce adres ile sonra yine sayfa ile temsil ediyoruz. Adreslerin veriyi en iyi şekilde yanısıtması, okunaklı ve akılda kalıcı olması mesela bloglardan veya hatta diğer servislerden bağlantı yapılabilmesini kolaylaştırıyor. Olay kaynak ve kaynağın adresine dönüşüyor. Bu durum birbirine bağlı bir kaynaklar ağının daha çabuk gelişmesini sağlıyor.

Bu yeni bakış açısına göre sayfa tasarımları da değişiyor. Veri modellerini temsil eden üç sayfa türü var:

  1. Varış Sayfası
    Ana içerik ve destekleyen ikinci derece bilgi. Mesela ana içerik video, fotograf, slayd şov, profil, kitap, çizim olabilir. Destekleyen içerik etiketler, yorumlar, oylar, içerğin sahibi, sahibinin diğer içerikleri olabilir.
  2. Liste Sayfası
    Ana içerikler arasında dolaşmayı sağlayan liste. Mesela indeks, arama sonuçları, kişiye ait belgeler olabilir. Listelenen içerik biribirne göre oranlı dizilebilir.
  3. Düzenleme Sayfası
    Ana içerikleri toplu düzenlemeyi ve karıştırmayı sağlayan arayüz. Mesela Flickr toplu photo edit ve YouTube video edit sayfaları buna iyi örnekler.

Özetle veri kaynağını temsil eden en önemli sayfa varış sayfası. Bu sayfaya herhangi bir web sitesinden bağlantıyla gelinebilir. Bir kişi bu sayfaya geldiğinde dikkatini nereye yönelendireceği tasarımınıza bakıyor. Vermek istediklerinizi önem sırasına göre dizip sayfa tasarımını ona göre düzenleyebilirsiniz. Yazıda kullanılan görseller varış sayfası dediğimiz sayfanın tasarımına dair web 2.0 / sosyal ağlı servisler üzerinde yapılan bir BBC analizinden alıntı, tasarımlarınıza örnek olabilir. Yine tekar edelim, varış sayfasını kaynak yapan şey kolay hatırlanacak bir adresi olması.

arikan | December 10th, 2007

Le Web Konferansı Başlıyor

leweb.jpg

Avrupa web endüstrisi 11-12 Aralık’da Paris’de Le Web Konferansı için toplanıyor.

Avrupa mı?

Le Web programı bu yıl Digg’den Facebook’a, TechCrunch gibi endüstri bloglarından sosyal yazılım gurularına bütün Silikon Vadisi peygamberlerini içeriyor. Konferans bir Avrupa toplantısından çok hakim Amerikan şirketlerinin Avrupa çıkarması gibi duruyor.

Konferans görselleri durumu iyi anlatıyor. Diyor ki: ey internet yolcusu, dünyanın hakimi olmak istiyorsan bu konferansa gelip dünyaya uzaydan bakman lazım.