arikan | October 6th, 2008

OUTLET İhraç Fazlası Sanat “Merkezi” Açılıyor

İhraç fazlası sanat “merkezi” OUTLET 10 Ekim’de “Normal Olmayı Reddediyorum!” sergisiyle açılıyor. Sergiye katılan sanatçılar Fikret Atay, Bashir Borlakov, Burak Delier, Servet Koçyiğit, Merve Şendil, ve Cengiz Tekin.

OUTLET İstanbul’da Tophane’nin Boğazkesen Yokuşu’nda Azra Tüzünoğlu tarafından açılan bağımsız bir sanat mekanı. Azra ile bu yılın başında MSÜ’da yapılan Güncel Sanat Tartışmaları sırasında tanışmıştık ve sonra Düğümküme’de yazılarda ve yorumlarda sanat teknoloji politik yeni medya sahiplik orjinallik temsiliyet gibi konularda tartışmıştık. OUTLET aynı zamanda yeni bir blog başlattı, kendi etkinliklerinden ve ilgilendikleri sanatçılardan haberler ve bilgiler içeriyor.

Normal Olmayı Reddediyorum!
Açılış: 10 Ekim Cuma, 18:30-20:30

OUTLET// İhraç Fazlası Sanat
Boğazkesen Cad. Kadirler Yokuşu No:69
Tophane - Istanbul

http://outlet-istanbul.org
http://outlet-istanbul.blogspot.com

Ayrıca sergi 10 Ekim- 20 Kasım tarihleri arasında Salı ve Cumartesi 10:00-18:30 saatlerinde gezilebilir.

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

arikan | September 6th, 2008

Post-modern Özelleştirme: Akbil Kalkıyor Kredi Kartı Geliyor

Akbil kalkıyormuş İstanbul toplu taşıma sisteminden. Yerine ne geliyor? Kredi kartı. Otobüse metroya artık kredi kartı ile binilecek! Toplu taşıma parasını kredi kartı faturasından ödiycez. Belediye, yani devlet, verdiği toplu taşıma hizmeti karşılığı vatandaştan para almıyor, kredi kartını veren özel banka topluyor paraları. Sonra banka bir komisyon keserek belediyenin hesabına geçiriyor.

Kim bu banka? Bu bir ortaklık: Vakıfbank ve Yapı Kredi Bankası. Bu ortaklığın ürünü olan Vakıfbank World adında bir kredi kartı kullanılacak Akbil yerine. Kim bu bankaların sahipleri? Vakıfbank çok ortaklı bir kurum, varlığının çoğu devletin yönettiği vakıflar fonundan oluşuyor. Yapı Kredi %80 Koç Finans’a ait. İsminden şaşırma olmasın, Koç Finans tamamen Koç Holding’e ait değil, sadece %50si. Diğer %50si Avrupa’lı finans devi UniCredit‘e ait. Yani %100 devlete ait Akbil’in yerine geçecek kredi kartı sisteminin bir kısım yüzdesi Yapı Kredi üzerinden UniCredit’e gidecek.

Post-modern özelleştirme

Modern özelleştirme basitçe bir devlet kurumunun bir özel şirkete satılmasıdır. Türkiye’de mesela petrol şirketleri bankalar böyle özelleştirilmiştir. Akbil’den kredi kartına geçiş devlet kurumlarının büyük bir satın alma yaşamadan özel şirketlerle derin organik ilişkiler kurmasıdır. Buna post-modern özelleştirme, veya Derin Devlet 2.0 diyebiliriz.

Borç vatandaşın kamçısıdır

“Borç yiğidin kamçısıdır” demek aldığın borçları ödediğin sürece varlığın kabul edilir demektir. Ödeyemiyorsan bir şey olmuyor, borcun şişiyor, şiştikçe arada bir haber veriliyor öde diye, ama öyle yoğun bir baskı yok, şişmeye devam ediyor, bir noktada tam balon patlamak üzereyken haciz geliyor, malların yoktan borca sayılıyor, geri kalanları da hapiste yatarak ödüyorsun. Borçlandığın kurum değil, o kurumun bağlı olduğu devletler üstü küresel finans sistemi seni suçlu ilan ediyor, adeta yargısız infaz ediliyorsun. Boynun bükük, borcunu ödememişsin, basit bir denklem, %100 suçlusun. Kendini savunamıyorsun. Borç alırken önüne koyulan yüz küsür sayfalık anlaşmayı okumamıştım diyemezsin. Zorla borç verildim diyemezsin. Belediye otobüslerimize kredi kartıyla binme zorunluluğu getirdi diyemezin. Sessizce artan komisyon oranlarının farkında değildim diyemezsin. Kredi kullanmaya başladığın andan itibaren, yani bu yeni kredi kartlı toplu taşıma sistemine göre otobüse bindiğin andan itibaren borçlusun.

Yukarıdaki diyagram dünyadaki tüm kredi borçlarının (kişisel ve kurumsal) nasıl giderek arttığını (1925-2005) ve son yıllarda geçmişe göre hiç görülmemiş bir artışta olduğunu gösteriyor. Tarihin en büyük borç balonu bu, patlar mı, ne zaman patlar bilemiyoruz, ama bu durum devletler üstü küresel finans sisteminin tarihte hiç olmadığı kadar anormal bir hal aldığını gösteriyor… belki de bundan kurtulmanın bir yolu daha da borçlanmak tüm vatandaşları da borçlandırmak ki balonun esas üfleyicileri rahatlasın.

Borçsuzlarla mücadele örgütü

Borcun yoksa zaten bu finans sistemine dahil değilsin. Ama bu devirde kredi kartı kullanmamak mümkün mü? Amerika’da mesela normal bir vatandaşın posta kutusuna sık sık “mükemmel şartlarda” “büyük fırsatlı” yeni kredi kartı formu gelir. Normalde kitap satın aldığımız şirketler veya günlük alışveriş yaptığımız marketler aynı zamanda kredi kartı da verir. Onlarınkini kullanırsan daha büyük avantajlar elde edersin…

Visa MasterCard gibi dev kredi kartı şirketleri tüketicilere mümkün olan her yerden kredi kartı vermeye çalışırlar çünkü bu kartlar sizi bu şirketlere borçlandırır ve bağımlı hale getirir. Bir iki şirket değil yerel veya küresel yüzlerce şirketler örgütü üzerinden bize ulaşmaya çalışırlar. Dolayısıyla toplu taşımada Akbil’den kredi kartına geçiş Visa Master Card gibi şirketlerin Türkiye vatandaşlarını kendilerine borçlu kılacak büyük bir adımdır.

İlgili Düğümküme yazıları

arikan | June 27th, 2008

Polis İşgalinde İstanbul Fotoğrafları

1 Mayıs olaylarını belgeleyen “İşgal İstanbul’u Mayıs 2008” fotoğraf sergisi , Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi’nde yarın (28 Haziran) açılıyor.

27 foto muhabirinin katkısıyla oluşturulan sergide (bkz sergi daveti) ayrıca sinevizyon gösterimleri yapılacak. 1 Mayıs 2008′le ilgili belgesel bir video çalışma ve basında çıkan haberler de yer alacaktır.

“İşgal İstanbul’u Mayıs 2008″ Fotoğraf Sergisi

Açılış
2008 Haziran Cumartesi, saat 19:00

Adres
Asmalımescit Mah. Meşrutiyet Cd.
Ravanda İşmrk No:35(eski 85)
Kat 2/4 BEYOĞLU

* Fotoğraf: Ahmet Şık – İstanbul polisinin göstericileri dağıtmak için en sık kullandığı yöntem gaz bombası atmak oldu.

* Kaynak: MedyaKronik

arikan | May 4th, 2008

İstanbul Valisi İstifa Kampanyası Başladı

1 Mayıs’da yaşadığımız devlet terörü sebebiyle İstanbul Valisi Muammer Güler‘in istifası için imza kampanyası başladı. Kampanyayı aynen yayınlıyoruz, aşağıdaki bağlantıdan formu doldurarak katılabilirsiniz:

http://www.valiistifa.net

Ne olup bittiğini göremeyenler varsa, Etrafta blogunda toparlanan 1 Mayıs fotoğraflarından yaşananları görebilirsiniz.

VALİ İSTİFA!

Biz aşağıda imzası olanlar,

1 Mayıs’ı, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da bütün İstanbul halkı için işkenceye dönüştüren Vali Muammer Güler’in istifa etmesini talep ediyoruz.

Hrant Dink kardeşimize düzenlenen suikastı önceden bilen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında soruşturma açılmasına bile izin vermeyen Vali Güler, “provokasyon olacak” gerekçesiyle Taksim Meydanı’nı emekçilere kapatıyor.

“Kamu düzeni bozulacak” diye İstanbul’da adı koyulmamış sıkıyönetim ilan edip metroyu kapatıyor, vapur seferlerini iptal ediyor, okulları kapatıyor, çocuk-yaşlı, bebek-hamile demeden yüzlerce gaz bombası attırıyor. Taksim’e emekçileri sokmamak için, binlerce polisle Taksim Meydanı’nı ve oraya çıkan bütün yolları silahlı-bombalı-coplu polislerle işgal ettiriyor.

Taksim’de ısrar eden emekçiler, çatışma değil daha çok demokrasi istiyorlar.

Biliyoruz ki 12 Eylül Darbesi’nin yolunu döşeyen Maraş, Çorum, Bahçelievler, Balgat katliamlarının başlangıç noktası olan 1 Mayıs 1977 katliamının arkasındaki derin güçler ile Hrant Dink’in ve son olarak Adapazarı’nda yaşanan türdeki linç girişimlerinin arkasında hep aynı karanlık-derin güçler-çeteler var. Ve bu güçler açığa çıkarılmadan, bunlardan hesap sorulmadan bu ülkede demokrasinin önü açılmayacak, darbe tehditlerinin arkası kesilmeyecektir.

Taksim ısrarı, demokrasi ve temiz toplum ısrarımızın bir ifadesidir.

Kendisi de benzer güçlerin saldırısı altında kapatılma davasına maruz kalan AKP hükümeti ise Vali Güler’in yasakçı zihniyetine destek vererek demokrasiyi değil yasakları, baskıları ve darbecileri güçlendiriyor. Çetelere karşı sonuç alacak mücadele AKP’ye bırakılamayacak kadar önemlidir. Sosyal Güvenlik Yasası’na karşı omuz omuza veren emek güçlerinin Taksim talebi ile devam eden birlikteliği Vali Güler’in istifa etmesi için güçlendirilmelidir.

Demokrasi, temiz toplum, özgürlük, adalet, eşitlik, barış mücadelelerini ancak emek cephesi olarak kazanabiliriz.

İmzalamak için sitedeki formu doldurun: http://www.valiistifa.net

Dara Kılıçoğlu | April 18th, 2008

amber’08 — Sanat İşleri için Çağrı

amber’08 beden-işlemsel sanatlar festivali, Türkiyede gerçekleşen en büyük sanat ve yeni medya etkinliği ikinci kez gerçekleşiyor.

Bu yılın festival teması “Inter-pasif Persona”, her yanıyla dijitalleşen dünyamızda kimliğimize sanatsal ve eleştirel bir gözle bakmayı hedefliyor. Festival farklı mekanlarda gerçekleşecek sahne gösterileri, sergiler, atölye çalışmaları sanatçı sunumları ve seminerler içeriyor.

Amber’08 çerçevesinde biri etkileşimli enstalasyonlar diğeri etkileşimli oyunlara yönelik olmak üzere iki sanatsal çağrı yapılıyor.

Etkileşimli enstalasyonlar için yapılan çağrı festivalin bu yılki teması etrafında geliştirilmiş işleri hedefliyor. Başvurular arasından seçilecek işler amber’08 çerçevesinde sergilenecek. Lütfen etkileşimli kurulumlar için başvuru formunu (.doc) (.zip) indirin.

İkinci çağrı bu yıl başlatılan yeni bir bölüm olan “etkileşimli oyunlar sergisi” için yapılıyor. Fransa’dan M2F CREATIONS ile ortak olarak düzenlenen bu bölüm fare ve klavye kullanımına dayanmayan, yeni etkileşim konseptleri ile geliştirilmiş oyunları hedefliyor. Bu sergide ziyaretçiler doğrudan bedenleri, hareketleri, sesleri ile etkileşime girerek oyun oynayacaklar. Başvurulan arasından seçilen oyunlar davet edilen oyunlarla birlikte bu özel bölümde sergilenecek. Lütfen etkileşimli oyunlar için başvuru formunu (.doc) (.zip) indirin

Daha fazla bilgi için http://www.a-m-b-e-r.net sitesine bakabilirsiniz.

ali | April 15th, 2008

1. Uluslararası Gezici Tahran Bienali

Amirali Ghasemi ve Serhat Köksal küratörlüğünde gerçekleşecek olan Kentsel Kıskançlık – 1′inci Uluslararası Gezici Tahran Bienali sanatçılar için başvuru çağrısı yaptı. Kısaca özetlemek gerekirse, bağımsız ve gezici bir Tahran Bienali fikri, karmaşık kentsel durumu ve dağınık sanatçı birlikleri ile uluslararası bir bienalin yapılmasının şu anda mümkün gözükmediği Tahran’da “süreci kısa devre yaptırıp harekete geçirmek” amacıyla ortaya çıkmış. Konusu Urban Jalousie ise, hem Kentsel Kıskançlık, hem de İranlı sanatçıların dünyaya kendi jaluzileri ardından, davet edilmedikleri bir yere bakmalarına gönderme yapıyor. Bu mini bienalin ilk durağı 30 Mayıs-6 Temmuz 2008′de Hafriyat Karaköy’de gerçekleşecek.

BAŞVURU VE HER TÜRLÜ İLETİŞİM

biennialtehran [at] gmail.com

http://www.biennialtehran.com

BAŞVURU ÇAĞRISI

Kentsel Kıskançlık – 1inci Uluslararası Gezici Tahran Bienali

İlk durak: Hafriyat karakoy, Istanbul, 30 Mayıs - 6 Temmuz 2008

Kuratörler Amirali Ghasemi ve Serhat Köksal

Son başvuru tarihi: 21 Nisan 2008 Pazartesi

arikan | April 10th, 2008

Mimar Sinan’da Güncel Sanat Tartışmaları

Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü sınıflarını güncel sanat tartışmalarına açtı. Bir dönem boyunca sürecek Güncel Sanat Tartışmaları MSÜ Fen Edebiyat Fakültesi 208 no’lu sınıfta gerçekleşiyor. Kordinatörlüğünü Azra Tüzünoğlu‘nun yaptığı tartışmalar dizisi bittiğinde kitap olarak da yayınlanacak. Azra yeni medya ve işlemsel sanatlar hakkında konuşmak için Düğümküme’den Ali Miharbi ile beni, Xurban‘dan Atıf Akın‘ı, ve Orton Akıncı‘yı davet etti. Yeni medya ve işlemsel sanatlar sunumu hakkında ayrıntılı bir yazıyı bu hafta içinde yayınlıycaz.

Güncel Sanat Tartışmaları bugüne kadar 7 defa gerçekleşti, başdan sona konular, konuşmacılar, ve posterleri (görmek için başlıkların üstüne tıkla) şöyle:

1. Rüya Tabirleri “Rüyada Arazi Görmek”, 21 Şubat 2008
Konuşmacı: Şener Özmen
Rüyada yeşilliği bol ve akarsuları olan arazi görmek, güncel sanata inancı tam olması çeklinde yorumlanır. Böyle bir arazide video çalışması yaptığını gören sanatçı güzel günler görür, tatli ve mutlu günler geçirir. Kendisini geniş bir kavramsal sahrada gören sanatçı uluslararası yolculuklara çıkar. Tarlasını sürdüğünü, bahçesini kazdığını gören kimse küratörü ile iyi geçinir. Tarlasının bol ürün verdiğini gören sanatçının çocukları da, torunları da güncel sanatçı olur.

2. Öncesi ve Sonrasıyla 19 OCAK: Sertleşen Siyasal İklimde Güncel Sanat, 27 Şubat 2008
Konuşmacı: Erden Kosova
Güncel sanat olarak adlandırılan ifade alanının Türkiye’de gelişimi daha en baştan siyasal bir bağıtlanmayı içinde barındırmaktaydı. Eleştirisini devletin baskı pratikleri, çeşitli ideolojik yapılanmalar, ve kültürel çeşitlilik ve farklılaşımları bastırmaya çalışan tektipçilik üzerinde yoğunlaştıran bu pratikler son on yıllık bir dönem içinde söylemsel bir tutarlılık oluşturdular. Son bir kaç sene içinde güncel sanatın giderek izlence kültürü içine çekilmesi ve normalize edilmesiyle birlikte sözkonusu siyasal eleştiri inandırıcılık gibi bir sorun ile karşı karşıya kaldı. Sol zeminin büyük bir kısmının milliyetçiliği eldemlenmesi sonrasında güncel sanat alanının tümünü kültürel emparyalizmin bir ürünü oalrak tanımlayana bir tektipçilik ortaya çıkmış durumda. Eleştirelliği soğuran ıslah politikalarının ve saldırganlaşan milliyetçililiğin çifte kıskacında bağımsız durmaya çalışan sanat pratikleri farklı sorunlar ve farklı açılımlarla karşı karşıya.

3. Bugün: Galericilik + Koleksiyonerlik, 5 Mart 2008
Konuşmacılar: Haldun Dostoğlu, Saruhan Doğan, Evrim Altuğ
Güncel sanat, şehri nasıl dönüştürüyor? Sermaye ve sanat ilişkisi İstanbul şehri üzerinden nasıl işliyor? Sanat / sanatçı, kurumlar ve iş dünyası arasındaki korelasyon, 90′lardan bugüne nasıl bir değişim gösterdi? Sanatın el değişimi, muhafazası, dolaşımındaki bugüne dair kurallar neler?

4. İnsayitifler, 12 Mart 2008
Konuşmacılar: Banu Cennetoğlu (BAS), Elmas Deniz (K2), Osman Bozkurt + Didem Özbek (PİST)

5. İKSV ve İstanbul bienallerinin Türkiye Güncel Sanatındaki Yeri + İşlevi, 19 Mart 2008
Konuşmacılar: Çelenk Bafra, Burcu Pelvanoğlu

6. New York’ta Yapabilirsen Her Yerde Yaparsın, 26 Mart 2008
Konuşmacı: Burak Delier

7. Kurumlar ve Kültür Politikaları, 9 Nisan 2008
Konuşmacılar: Marcus Graf, Serhan Ada, Levent Çalıkoğlu, Ezgi Bakçay

İlgili Düğümküme Yazıları:

arikan | February 14th, 2008

Hafriyat’ta Noktaları Birleştir Sergisi

noktalari-birlestir-harfiyat-2008.jpg

Noktaları birleştir, 16 Şubat cumartesi saat 18.30’da Hafriyat Karaköy‘de açılıyor (harita).

16 sanatçının katılımıyla Koray Kantarcıoğlu tarafından düzenlenen sergi, çizgiyi bağımsız görsel bir birim olarak anlama ve özgün bir ifade biçimi olarak kullanma fikrinden hareket eden işleri bir araya getiriyor. Bu işlerin üretimi ve sunuşunda da çeşitlilik ve rahatlık göze çarpıyor: Kumaş, kağıt, ekran, duvar ve duvar kağıdı kullanımından boya, mürekkep, piksel ve tükenmez kaleme.

Serginin kavramsal çerçevesi de aynı yaklaşımı devam ettiriyor: Ucu açık, tamamlanmışlık kaygısı gözetmeyen bu işler tek bir yere gitmiyor.

Sergi açılışında Nazım Dikbaş Ama Bu Bana Benzemiyor adlı bir performans gerçekleştirecek. Hevesli çizerler tarafından yapılan resimlerini görüp memnun kalmayan kişilerin telaffuz ettiği bu cümleyi başlık seçen Dikbaş, çizim eyleminin ve üretiminin farklı boyutlarına dikkat çekmeyi deneyecek.

Katılımcılar:

Aksel Zeydan Göz
Alina Viola Grumiller
Bora Başkan, http://borabaskan.blogspot.com
Burak Arıkan, http://burak-arikan.com
Cem Dinlenmiş, http://cemdinlenmis.deviantart.com
Erlea Maneros
Ekin Saçlıoğlu
Erkin Gören, http://erkingoren.com
Erdem Ergaz
Gözen Atila
Güneş Terkol
İnci Furni, Bio
Klaustro, http://myspace.com/klasor
Koray Kantarcıoğlu, http://www.koraykantarcioglu.com
Mihda Koray, http://myspace.com/mihdakoray
Nazım Dikbaş, http://www.extramucadele.com

* Poster tasarımı Özer Yalçınkaya (aka Klaustro).

arikan | January 19th, 2008

MySpace Türkiye

MySpace Türkiye’ye geliyor. Bu ne demek? Çoğunluğunu genç kesimin oluşturduğu Türkiye internet ortamını (16 milyon) MySpace kazançlı bir pazar olarak görüyor.

TechCrunch blogunda yayınlanan habere göre MySpace arayüzlerini Türkçe yapmadan önce Türkiye’deki pazarı anlamak istiyor. Yerel müzik gruplarını ve sanatçıları nasıl sisteme sokacağını görmek istiyor. Bildiğiniz gibi MySpace en çok müzk gruplarının sayfa yapıp binlerce “fan” edindiği bir sosyal ağ servisi. Bu yerelleştirme operasyonu için MySpace İstanbul’da çalışmak üzere eleman arıyor. Webrazzi önceki yazısında LinkedIn’de verilmiş MySpace iş ilanını göstererek olayı haber vermişti.

Farklı Sınıflar Farklı Pazarlar

Her ne kadar Türkiye Facebook sosyetesi şu anda çok ilgi görüyorsa da, MySpace açık yapısıyla pazara egemen olacaktır diye düşünüyorum. Bu muhtemel egemenliğin birbirini tamamlayan iki sebebi var:

  1. MySpace ve Facebook farklı sosyal sınıflara hitab ediyor.
  2. Türkiye’de İngilizce bilenler ve bilmeyenler farklı sosyal sınıflar oluşturuyor.

Bu iki tartışmalı sav da bana ait değil, sadece bağlama göre burada bir araya getiriyorum ki üzerine düşünelim. MySpace ve Facebook’un farklı sosyal sınıflar tarafından kullanıldığı sosyal ağ araştırmacısı Danah Boyd’un geçtiğimiz yıl yayınlanan makalesi ile belirtildi ve tabii küresel boyutta büyük tartışmalar açtı.

Amerikan Sınıf Farklarına Facebook ve MySpace Üzerinden Bakış
http://www.danah.org/papers/essays/ClassDivisions.html

İngilizce bilen ve bilmeyen arasındaki sosyal sınıf farkını Türkiye’de yaşayan bir çok kişi biliyordur, bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil tabi, ben bu yorumu Murat Belge’nin bir yazısında okumuştum (online bulamıyorum).

Eğitim seviyesi, gelir seviyesi, ve dolayısıyla yaşam biçimi internet’teki sosyal ağlara kökünden yansıyacaktır. Türkiye’ye gelen sosyal ağlı internet şirketleri bu şartlarla uğraşmak durumundalar.

Yasaklar

Türkiye’de yabancı internet servisleri girişiminde bir başka boyut da Türkiye mahkemelerinin henüz anlamadığı internet’te ifade özgürlüğü konusu. Daha dün YouTube ikinci defa bir video yüzünden Türkiye’de milyonlarca kişinin erişimine kapatıldı. Daha önce blog servisi Wordpress.com’a erişim bir kişinin şikayeti yüzünden (Biri bu adamı durdursun) kapatılmıştı. Bu yasakların kitap vs. yasaklamaktan çok daha ağır olduğunun farkında değil maalesef Türkiye’deki mahkemeler. Bu yasakçı ülkede ayakta açık kalabilmek için MySpace Türkiye ofisinin görevlerinden biri de RTÜKçülük olacaktır.

engin | January 7th, 2008

İstanbul’u Yanınızda Taşıyın

Take Away İstanbul

2 hafta kadar önce İstanbul’a kısa bir ziyaret yaptım. 1.5 senedir İstanbul’a gitmediğim için iyi-kötü bir dolu yenilik gözüme çarptı. İyi tecrübelerimden bir tanesi, Take Away İstanbul ile tanışmam oldu. Take Away İstanbul, bir avuç tasarımcının İstanbul kültürü üzerine düşünüp, tasarlayıp, ürettirdikleri objeleri Kanyon Alışveriş Merkezi’nde küçük bir standda satıyor. Kendilerini şöyle anlatıyorlar:

Take Away İstanbul tasarımcıların İstanbul ile ilgili ürünler tasarlayacağı, üreticilerin tasarımcılar ile beraber ürünler üzerinde çalışacağı ve sonucunda müşterilerin tasarım değeri olan ürünler bulabilecekleri bir proje olarak düşünüldü. Proje Mayıs 2007’de ürünler ve konsept çalışmaları üzerindeki ilk görüşmeler ile başladı ve o zamandan beri birçok kişi projeye dahil oldu. Yeni tasarımcıların, üreticilerin ve müşterilerin de zaman içinde bu ana gruba dahil olmaları düşünülüyor. 5 aylık hazırlık çalışmaları sonucunda, proje, Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki ilk satış noktası ve şimdi de ziyaret etmekte olduğunuz alışveriş sitesi ile bir marka çalışmasına dönüştü.

Take Away İstanbul tasarımcıların düşüncelerini gerçekleştirmek için üretimden satışa kadar kurulmuş hazır bir platform. Kanyon’daki ithal ürünler satan birçok mağazanın arasında, sunduğu ürünler ile pırıl pırıl parlıyor. Ürünler son derece İstanbul’a has. Özellikle tellak, dolmuş şöförü gibi karakterler içeren ürünlerini mutlaka görün. İstanbul silüetli koli bantından İski rögar kapağı nihalesine, ince belli shot bardağından İstanbul dolmuş haritasına kadar Türkiye’yi tanıyan herkesi gülümsetecek güzel ürünler satıyorlar.

Take Away İstanbul logo

Grubun üretim ve satış konularındaki koordinasyonunu sırtlayan Seda Ertem’i Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki standda görebilir, ürünler hakkında küçük hikayeler dinleyebilirsiniz. Ben ‘denize ağzında sigara ile girenler için boyun askılı küllük’ projesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Bakmak isterseniz, İstanbul’da çektiğim resimler de şurada.


Kapat
E-posta ile paylaş