gizem | January 30th, 2008

Tasarım Etkinliği: Kayıtdışı

kayitdisi582.jpg

Tasarım ile ilgilenen herkesin katılımına açık olan Kayıtdışı’nda; organizasyon ekibinin her etkinlik için özel olarak belirlediği tema çerçevesinde oluşturulan atölye ve tartışma grupları aracılığıyla disiplinler arası ve resmiyetten uzak (kayıtdışı) bir tasarım süreci deneyimlenmesi hedeflenmektedir. Farklı alanlardan katılımcıların araştırmaları, tartışmaları, ortak üretimleri, bunların etkinlik sonrası sergilenmeleri ve bir kapanış partisi ile “tasarım”ı dert edinmiş herkesin bir parçası olmaktan zevk alacağı bir ortam yaratılmak istenmektedir.

4-9 Şubat 2008
YTÜ Mimarlık Fakültesi

arikan | November 30th, 2007

Yeni Medya ve Mimarlık Yüksek Lisans Programı

mac-buffalo.jpg

“Mimarlık okuyorum ve yeni medyayla ilgileniyorum. Bu ikisini bir arada çalışabileceğim bir yüksek lisans programı arıyorum.” diye aklınızdan geçiriyorsanız New York’da Buffalo Üniversitesi Mimarlık ve Medya Bölümü ilginizi çekebilir. Bu iki yıllık yüksek lisans programı MArch + MFA ve olmak üzere iki derece birden veriyor. İki yıllık eğitim programı PDF olarak burda, seçilmiş öğrenci işleri burada.

Son Başvuru Tarihi: 15 Ocak 2008

Kimler ders veriyor?

Bir okul araştırırken ilk bakmanız gereken şey kimlerin ders verdiği. Bu bölümde aralarına Düğümküme’de de daha önce bahsi geçen işlemsel ürünler veren çok önemli sanatçılar, mimarlar, ve medya teorisyenleri var.

Ana profesörler: Marc Böhlen, Omar Khan, Mark Shepard
Diğeleri: Josephine Anstey, Tony Conrad, Shadi Nazarian, Dave Pape, Trebor Scholz, Hadas Steiner, Shahin Vassigh

Burs ve destek var mı?

Burssuz okunmaz tabii ki. İstekli ve çalışkan adaylara Teaching Assistant (TA) pozisyonları var. Yani hem maaşlı asistanlık yapıp hem de okuyabilirsiniz.

İlgili Araştırma Laboratuvarları

Amerikan okullarında genelde bir fakülte etrafındaki tüm kaynaklar öğrencilere açıktır. Bu sayede okulda geçirdiğiniz iki yıllık sürede dersler dışında en çok bu lablerden ve ordaki insanlardan öğrenirsiniz. Kampüste robot atolyelerinden performans stüdyolarına kadar faydalanabileceğiniz pek çok lab ve kaynak var.

Media Robotics Lab
http://www.acsu.buffalo.edu/~mrbohlen/mediaroboticsindex.html

Center for Virtual Architecture
http://cva.ap.buffalo.edu

Intermedia Performance Studio (IPS)
http://ips.buffalo.edu/

Başvuru

Adayların her iki bölüme de başvurusunu göndermesiniz istiyorlar. Başvuru formları ve daha fazla bilgi için bu bağlantıları takip edin:
Mimarlık: http://www.ap.buffalo.edu/architecture/admissions/graduate.asp
Medya Çalışmaları: http://mediastudy.buffalo.edu/s/grad_application.shtml

arikan | November 30th, 2007

Nereye Otursak

Belçikalı tasarımcılar Yvonne Fehling ve Jennie Peiz genelde parklarda bulunan banklarla evde kahvede kullanılan sandalyeleri birleştirmiş ve bu oturma takımını yaratmış. Şu anda Almanya’da Arp Müzesinde sergileniyor.

oturaklar.jpg

arikan | November 27th, 2007

Mekansal Yanılsamalar

Felici Varini yapmış bu işleri, güzel yapmış. Bakış noktası ve mekan algısı üzerine uğraşılar.

varini0.jpg
varini1.jpg
varini2.jpg
varini3.jpg

arikan | October 13th, 2007

Avrupa Merkez Bankası İkonu

oma-ecb-icon.jpg

oma-ecb-icon2.jpg

Avrupa Merkez Bankası yeni binası için 2003 yılında açtığı yarışmada, mimarlardan Avrupa Birliğini ve para birimi Euro’yu temsil edecek bir yapı önermelerini istedi.

Rem Koolhaas ve şirketi OMA bu yukarıda gördüğünüz yapıyı önerdi. Öneride şöyle yazdılar:

Avrupa Merkez Bankası geleneği olmayan bir bankadır. Tarihi olmayan bir para biriminin bankasıdır. Euro devlet tarafından garanti altına alınmamış tek para birimidir. Avrupanın kendisi gibi, Avrupa Merkez Bankası da modern varsayılır, çünkü yaptıklarında emsalsizdir.

OMA’nın bu yeni bina için önerisi bir finansal grafiğin doğrudan çevirisiydi. Bu biçimle OMA herhangi bir ideolojiye referans vermek istemiyordu belki, ancak bu biçim istatistiğin ideolojisine çok keskin bir referans.

* Bu yazı Meta-Markets Journal‘dan alınmıştır.

Dara Kılıçoğlu | September 28th, 2007

Dörtyüzsaniye Geri Döndü

dortyuzsaniye4_web.jpg

Difüzyon farklı tasarım alanlarını bir araya getirmeye devam ediyor. 4 Ekim 2007 Perşembe Akşamı Studio Live’da gerçekleştirilecek olan tasarım etkinliği DÖRTYÜZSANİYE’ de mimarlık, moda, grafik, ilüstrasyon, pasta, müzik ve gibi farklı yaratım alanlarından tasarımcılar bir araya gelecek.

27.09.2007, İstanbul - Hızlı sunum formatıyla İstanbul tasarım çevresine yeni bir soluk getiren ve ilk üçü yoğun ilgi gören DÖRTYÜZSANİYE, 4 Ekim Perşembe Akşamı Studio Live’da gerçekleşecek.

Farklı alanlardan yaratıcı çalışmaların ortak bir platformda sergileneceği DÖRTYÜZSANİYE ‘ de, her bir tasarımcı kendi seçtiği bir çalışmasını, 400 saniye boyunca, projeksiyon eşliğinde izleyicilere sunacak. Etkinlikte sunum yapacak olan tasarımcılar, amatör ve profesyonel ayrımı gözetilmeden proje bazında değerlendirilerek seçildi. Studio Live’daki etkinlikte Erdem Helvacıoğlu, Frederik de Smedt*, Koray Kantarcıoğlu, SHRWR*, Sadi Güran-Deniz Cuylan-Senem Akçay, Mahir M.Yavuz&Ebru Kurbak, Coccolat, 389g, 8artı ve Erkin Gören sunum yapacak. İzleyicilerle birlikte interaktif bir ortamda gerçekleşecek olan sunumlar, aynı zamanda farklı tasarım disiplinlerinin de birbirleriyle etkileşime geçmesi açısından da ayrı bir anlam taşıyor.

Difüzyon profesyonel ve amatör tasarımcıların bir araya geldiği bir tasarım grubudur. Tüm grup üyeleri kentsel sanat formları, dijital dünya ve İstanbul kent yaşantısıyla yakından ilgilidir. Mimarlık, grafik, moda, endüstriyel tasarım, fotoğraf ve video gibi yaratıcı düşün alanlarını tek bir platformda toplayarak birbirleriyle daha yakından etkileşime geçmesini amaçlar.

*Sunum İngilizce olacaktır

kursat | August 9th, 2007

Yüzey Bilgisayarları Derinleşir Mi?

surface1.jpg

Jeff Han, bir kaç yıl önce internet ortamında bir çırpıda yayılan çok-noktadan dokunmalı etkileşimli masasıyla ciddi sükse yapmıştı. Geçtiğimiz aylarda ise Microsoft bu çoklu dokunmatik masa fikrini pahalı bir oyuncak olarak piyasaya sürdü. İnsan çevresini kaplayan yüzeylerin bilgisayarlarla kaplanması fikri uzunca bir süredir insanoğlunun gündeminde aslında. Bilim kurgu romanlarıyla baslayan bu trend, bilim kurgu filmleriyle sanat alemine, ve en son olarak da onlarca bilimsel araştırma merkezinin minik katkılariyla akademik aleme sıçradı. Hatta son dönem bilim kurgu sinemasında ön plana çıkan Minority Report, ilginç bir akademi Hollywood ortak calışmasıydı. Microsoft Surface’ın çıtlatmasıyla bir sonraki aşamanın akademiden ticari dünyaya taşınması olacak gibi görülüyor. Hava durumunu ve haberleri aktaran akıllı aynalar, surface gibi melez etkileşimli masa örnekleri, sizi binlerce mil ötedeki sevdiklerinizle iletişime geçiren ya da o günkü modunuzu yansıtan akıllı duvarlar, ve saire.

Yüzey bilgisayarlarını düşünürken, estetik algısında ön plana çıkan tasarım, teknoloji ve sosyal boyutlarıyla ele almak istiyorum.

Tasarım

Yüzey bilgisayarı düşüncesi tasarım perspektifinden nasıl yorumlanabilir, nasıl yorumlanmalı? Bahis konusu olan yuzey olgusu tasarım disiplinlerinin aşinası olduğu, yüzlerce yıldır farklı boyutlarıyla ele aldıkları, tasarımın vazgeçilmez elemanlarından biri aslında. Aynalar, duvarlar, tavan ve taban kaplamaları, masaların bilgisayarla harmanlanması şu anki manzarada hedeflenen ilk tasarım özneleri. Bu tasarım hedeflerinin temel açmazlarından biri tarihsel olarak bu tasarım öznelerinin taşıdığı anlamlar. Aynayı ele alalım mesela. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip, formu fonksiyonu toplumsal algısı oturmuş bir eşya. Siz bu oturaklı eşyaya tabanı olmayan bir yaklaşımla internet eklerseniz tutar mı, tutmaz mı? İnsanlari ikna edebilir misiniz böyle bir açılımla? Meselenin tasarım boyutu bu ikna kabiliyetinde yatıyor.

336-main.jpg

Tasarımın yüzeylere yaklaşımı konusunda günümüz icin akla yatan iki yöneliş olduğu kanaatindeyim;

  1. eleştirel tasarım
  2. deneysel tasarım

Eleştirel ve deneysel tasarım calışmalarını akademi ve cağdaş sanat dünyası yüklenmiş durumda daha çok. Üçüncü seçenek, yani pratik tasarım için daha alınacak yol var.

Pratik tasarımı güdüleyen en önemli etken ekonomi, yani arz talep ilişkisi. Geleneksel anlamda ürün tasarımı bir ihtiyaca cevap verme motivasyonuyla çıkar yola, bugün geliştirilmeye çalışılan bu tarz teknolojiyle, ihtiyaçtan ziyade teknoloji güdümlü insanlara yeni oyuncaklar sunmak gibi bir cıkış noktasına mı sahip? Niyet nedir? Niyet olarak ilk akla gelen şey icat ve medeniyete yeni bir katkı sağlamak. Ama bu yeter sebep midir, bu niyete başka hangi motivasyonlar eklenirse niyet ikna edici olur, gibi sorular.

Sosyal boyut

İnsani cevreleyen yüzeylerin davranış sahibi olması biraz ürkütücü gibi gözükse de, iyimserliğe meyilli insanoğlu için yan etkiler her zamanki gibi sonra dert edilecek boyutlar. Şu an için ben dahil coğumuzun esas merak ettiğiyse;

  • kısa vadede bu yeni icadlar bütününün insanlar tarafından hüsnü kabul görüp görmeyecegi;
  • bir fenomen haline dönüşüp dönüşmeyeceği;
  • dönüşürse bu tutmanın orta vadede melez arayuz platformlarını doğurup doğurmayacagı, uzun vadede konuşan, tepki veren yüzeylerin toplumu ve insanlar arası ilişkileri nasıl değiştireceği;
  • tutmazsa da, bunun çok şeyler vadettiği düşünülen, ama bir noktada tıkanıp kalan sanal gerçeklik uygulamaları (balonu) gibi mi olacağı

soruları var. Bu konuda kişisel kanaatim, insanın güçlü ya da zayıf, insancil(fitri) boyutlarıyla kesişmeyi basşran her teknolojinin, zamanla toplumda kabul göreceği, bir sağduyunun parçası haline geleceği, zıddında, yani bir ortak payda tanımlamayı başaramadığı durumda ise insan coğrafyasının zenginliğinde ancak bir hoş seda olarak kalacağı. Bakalim zaman ne gösterecek.

Teknoloji

Microsoft Surface örneğinde şaşırtıcı bulduğum noktalardan biri fiziksel algılayıcılardansa görsel tanımaya dayalı teknolojinin oynadığı belirleyici rol. Surface sistemi, optik etiketlerin kullanıldığı mini kameralarla desteklenmis bir işlemsel görsellik algoritması ve projektor sistemi üzerine kurulu. Şu an için araştırmacıları en çok meşgul eden sorulardan biri projektor ve gösteri yüzeylerinin optimizasyonu. Halihazırdaki projektor teknolojisi biçim faktorü olarak yer kaplayan, gürültülü ve pahalı bir teknoloji. Önumuzdeki dönem yüzey bilgisayarları, özelleşmiş monitorlerin, işlemsel görsellik ve optik teknolojilerinin gelişimine parallel bir gelişme eğrisi göstereceğe benziyor.

kursat | August 6th, 2007

İşlemsel Düşünce ve Zaha Hadid

zahahadid

Mimarlığın son dönem yıldızlarından Zaha Hadid’i en son 2005 Temmuz’unda İstanbul’da düzenlenen 22. Mimarlık Kongresi’nde görme fırsatım olmuştu. Kongre sırasında Peter Eisenman, Tadao Ando , Zaha Hadid gibi isimlere izleyici tarafından bir pop starı şeklinde davranılması karşısında hayretlerimi gizleyememiştim.

Zaha Hadid ismi yıllar sonra bu sefer işlerinin sergilendiği bir sergide, Londra Tasarım müzesi‘nde karşıma çıktı. Walter Benjamin, 1936′da yayımlanmış ufuk açıcı makalesinde, mimarlıkla diğer görsel sanatları karşılaştırırken, mimarlığın insanların her daim başını sokacak bir korunağa olan ihtiyaçlarından dolayı, diğer sanat dalları gibi geçici olmadığını, bir devamlılığa sahip olduğunu söylemişti. Zaha Hadid ve Gehry gibi çağdaşları son dönemde bu bahsolunan devamlılığa sıçratıcı bir şerh koydular. Formun sınırlarını güçlü bir kavramsallıkla zorlayarak yapay olana yepyeni bir dinamizm ve akıcılık kazandırdılar. Zaha Hadid sergisinden çarpıcı bulduğum üç şeye kısa not düşmek istiyorum.

  1. Bilgisayar teknolojisinin geçirdiği evrim ve CAD teknolojilerinin büyük ölçeklerde üretimi destekler hale gelmesi, binaları adeta bir endüstriyel ürün tasarımı objesi haline getirdi. Zaha Hadid ve Gehry tasarımlarında görülen, geleneksel anlamda üretilmesi imkansız formların bilgisayar ekranlarından ve eskiz hallerinden gerçek hayata taşınmaları bunu doğrular nitelikte. Sergide göze çarpan, üç boyutlu yazıcı işi olduğu belli prototipler bile bu dönüşümü imliyor. Mimarlığın ürün tasarımıyla bu denli kesişmesini bana çıtlatan bir diğer minik detaysa Hadid’in mimari projelerinden birinin gerçek bir binada değil, bir mobilya tasarımı projesinde uygulanmış olması.
  2. Akıllı teknolojilerin (sensor+ işlemci+devindirici), objelerden sonra, mimarlık boyutunda ortamlara da uygulanmaya baslanacak olması mimarlığın bir başka disipline, etkileşim tasarımına dönüşümünü, ya da uzanışını haber veriyor. mimarlık öznesinin, etkileşim tasarımı perspektifiyle okunması ileride yasayacağımız binalar için umut verici bir gelişme olabilir. mimarlığın öteden beri açmazlarından olduğunu düşündüğüm insan yerine coğu zaman binanın kendisini ya da bir düşünce sistemini merkezine alması, Zaha Hadid örneğinde de beni yakaladı buldu.
  3. Zaha Hadid sergisindeki mimarlık öznelerine bakarak bir endüstriyel tasarım ya da etkileşim tasarımı okuması yapmamın tesadüfi olmadığı kanaatindeyim. işlemsel düşünce (computational thinking) dahil olduğu bütün pratik sanat ve bilim dallarını dönüştürüyor, farklı boyutlar katıyor. bu bağlamda, orta vadede bina, eşya ve sosyal davranış algılarımız bir önceki yüzyıla göre yeni dönüşümler geçirecek, şu an yaşadığımız evre form ve algı arayışlarının devam ettiği bir evre.

Zaha Hadid’in hayat hikayesini okurken, bir türlü eşik noktasına ulaşamayan, ya da ulaşamadığını düşünen genç tasarımcılar için de dolaylı bir motivasyon gördüm. Zaha Hadid kariyerinin önemli bir bölümü yarışmalara katılmak ve kavramsal projeler üretmekten ibaret. Bu yüzden sergide de açıkça ifade edildiği gibi, uzunca bir dönem çizmekten başka bir şey yapmayan mimar eleştirilerinin hedefi olmuş. Bilgisayar teknolojileri olgunlaşmaya ve fikirleri anlaşılmaya basladıktan sonra deyim yerindeyse şeytanın bacağını kırmış, şu an çalıştığı onlarca projesi, o sabırlı ve fikirlerine güvenen duruşun karşılığını aldığını gösteriyor. Bu yolun başında ya da başına yakın bir yerlerde olan tüm tasarımcılar için iyi bir motif, kulaklara küpe olcak bir başarı hikayesi.

arikan | May 25th, 2007

Yıldız Mimar Rem Koolhaas Dubai’de Ölü Yıldız Tasarladı

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-0.jpg

Petrol ve turizm zengini Dubai şehri bir süredir tamamiyle yeniden yapılanıyor. Petrol yatakları yakın gelecekte kurayacağı için turizme yatırım yapılıyor. Önce daha çok plaj alanı yaratmak için palmiye ve dünya haritası şeklinde yapay adalar yapıldı sonra yıldız mimarlara şehre kendi ikonlarını kondurmaları için işler verildi. Sonunda Dubai vahşi turizm merkezi Las Vegas veya Disneyland gibi dev bir lunaparka dönüşüyor.

Rem Koolhaas’ın ofisi OMA/AMO bu lunaparkın içinde yeralacak Ras al Khaimah Kongre ve Sergi Merkezi (RAK) binasını George Lucas’ın Yıldızlar Savaşı filmindeki Ölü Yıldız biçiminde yapıyor. Önce ressamlar için söylenmiş sonra mimarlara da uyarlanmış bir “atasözü” bu çalma çırpma Ölü Yıldız dedikodularına tuz biber oluyor tabi: “İyi mimarlar ilham alır, büyük mimarlar çalar.” OMA ise bu mimarlık lunaparkı için şunu soruyor:

“Konu sınır taşı (”landmark”) yaratmak olduğunda icat edilecek bir şey kaldı mı?”

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-3.jpg

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-2.jpg

OMA’ya göre 21inci yüzyıl –her yeni binayı eskilerinden ayırmak amacıyla– mimarlıkta “aşırı biçimlerin” manik üretimiyle şeklini buluyor. Ama bir paradoks olarak sonuçta her “değişik” bina girişimi anında değişikler denizine karışıyor, ve geriye kentsel bir monotonluk kalıyor. OMA RAK projesinin bir mimarlık statejisi olarak sonraki tuhaf şekli üretmeyi değil temel biçime geri dönüşü temsil ettiğini belirtiyor proje tanımında.

Rem Koolhaas bu tanımda şunları söyleyerek projeyi entellektüel bir olgunluğa ulaştırmaya çabalıyor:

  1. “Temel geometrik biçimler insanlık öncesinde bile vardı.”
  2. “Küre ile çubuk doğu ve batıyı temsil edecek evrensel bir sembol olabilir.”

Neredeyse “külahıma anlat” demek istiyor insan. Bu genel geçer çabalardan biz yeni nesil yaratıcılar pek etkilenmiyoruz. Ne modern Bauhausculuk ne de post-modern ikon kırıcılık bugünkü hayatın karmaşasında bizi beslemiyor. Bırakın yeni biçimi, fiziksel bir nesne tasarlama eylemi ne kadar geçerli? Bugün yaşadığımız ağlı bağlı karmaşık hayatta tasarım eylemi ancak sistem yaratımı olarak icra edildiğinde anlamlı olabilir. Sistemlerin sentezlenerek yeni sistemlere karıştığı dinamik ortamlarda Ölü Yıldız gibi nesneleri, sembolleri, ikonları ancak sistem değişkenleri olarak kullanabiliriz.

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-4.jpg

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-1.jpg

oma-rem-koolhaas-rak-dubai-5.jpg

Görsel Kaynakları: OMA/AMO

behiç | May 9th, 2007

Wildnet: Uzak Mesafe Kablosuz İnternet Nereye Gidiyor?

Haftasonu dergileri karıştırırken gözüme Wildnet takıldı. WiFi tabanlı olması, düşük maliyetlerle kurulmasına karşın kilometrelerce alanda internet erişimi sağlaması gibi özellikler beni fazlasıyla cezbetti ve araştırmaya itti.

Wildnet (WiFi-based Long Distance Networks) WiFi tabanlı bir teknoloji, basit bir bilgisayar ve IEEE 802.11 tabanlı yüksek kapasiteli bir wireless karttan oluşuyor. Özellikle birden çok noktaya koyulduğunda noktadan noktaya kablosuz ağ kurabiliyorsunuz. Teknolojiyi geliştirenler 10 - 100 km uzaklıklarda uygulanabileceğini söylüyor.

Şimdi gelelim uzun süredir gündemimizi meşgül eden Wimax ile Wildnet i karşılaştırmaya ve hangisinin gelecekte başarılı olacağı yönünde yorumları paylaşmaya. Wimax, IEEE 802.16 standardı üzerinden çalışmaktadır, Wildnet ise WiFi tabanlı olmasının avantajını kullanarak IEEE 802.11 standardını kullanmaktadır.

Peki aralarındaki 11 ve 16 farkı son kullanıcı için neyi ifade eder? IEEE 802.11 standardını günlük hayatta kullandığımız tüm kablosuz destekli cihazlar (laptop, pda, smartphone vb) destekler, böylece Wildnet, Wimax e göre daha çok son kullanıcıya yönelik, öte yandan Wimax in kullandığı 802.16 standardını destekleyen son kullanıcıya yönelik cihazlar ne yazikki, hala prototip yada test aşamasında. Bu yönden bakıldığında Wildnet, Wimax i döver.

Bir başka açıdan baktığımızda, Wildnet‘in kurulum ve işletim maliyetleri Wimax e göre çok daha ekonomik ve kolay, bu yönüylede Wildnet, Wimax i hırpalıyor.

Wildnet‘in bir başka avantajı da kullanım lisansları, Wimax özellikle Türkiye’de GSM muamelesi görmekte ve üzerinde lisans çalışmaları yapılmakta. Öte yandan Telekomonikasyon Kurumu lisans çalışmalarını sonuçlandırsa da Wimax 802.16 standardı nedeni ticari ve günlük kullanıma hitap etmiyor. Öte yandan Intel‘in 3GPP ve GSM operatörlerinden gelen baskılar nedeni ile Wimax tabanlı çiplerin üretimini bilinçli olarak ağırdan aldığı dedikodularıda azımsanmayacak boyutta. Oysaki Wildnet evimize koyduğumuz WiFi ile aynı standartlarda. Bu nedenle lisanslama sürecini by pass edebilir.

Bu nedenle Dünya’da ve Türkiye’de uzak mesafa kablosuz internet erişimi hizmetlerinde Wildnet aradığımız kan olabilir. Wildnet ile bir yanda gelişmekte olan ülkelerde ve kırsal alanlarda ekonomik ve hızlı kablosuz internet altyapısı kurulabileceği gibi, diğer yanda Wildnet çevresinde VOIP, IP TV, IP Tabanlı Dijital Medya Yayıncılığı gibi katma değerli servisler geliştirilebilir ve mobil internet için GSM operatörü tekelinden kurtulabiliriz.


Kapat
E-posta ile paylaş