ali | June 29th, 2008

Kutsal Ateş: Sayısal Zamanların Sanatı

Alexei Shulgin

Geçtiğimiz Nisan ayında Brüksel’de yapılan Kutsal Ateş (”Holy Fire”) sergisi işlemsel ve ağlı sanat çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Küratörlüğünü Yves Bernard ve Domenico Quaranta‘nın yaptığı sergi “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı, ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan işlerin maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneriyordu.

IMAL‘de yapılan Kutsal Ateş sergisi yazılım-donanım-ağ teknolojileri ile üretilmiş ve sadece daha önce alınıp-satılmış eserler içeriyordu. Sanatçılar arasında, çoğu bir zamanlar bu sanat endüstrisinin dışında çalışmış gözüken Alexei Shulgin, Vuc Cosic, JODI, 0100101110101101.org, Olia Lialina, Mark Napier gibi isimleri görebiliyoruz. Sergi hem sanat pazarında yeralan bu sanatçıların işlerini bir araya getirmesiyle hem de bunları “yeni medya sanatı” diye ifade etmesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Daha sergi açılmadan Rhizome.org forumlarında “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” (”The Rematerialization of Art”) başlığı altında bir tartışma açıldı. Bir başka tartışma da Patrick Lichty’nin blog yazısı, “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu üzerine yaptığı ayrıntılı eleştiri üzerine başladı. Internet sanatçısı ve eleştirmen Tom Moody hem kendi blogunda yazarak hem Rhizome yorumlarına katılarak ortamı hareketlendirdi. Bu tür sanat eserlerinin maddesizleşmesi / tekrardan maddileşmesi tartışmaların odak noktasıydı.

Kutsal Ateş sergisiyle küratörler şu üç savı iddia ettiler:

Zamanımızın sanatı
Kutsal Ateş sergisindeki işler “yeni medya sanatı” değil, basitçe bu yaşadığımız zamanın sanatıdır. Bu işler kurumsal veya ticari kimliklerden kendini ayıran, hayali kimlikler yaratan, yazılımları ve oyunları kendine uyduran, online ve offline toplulukların içine sızan, varolan araçları altüst eden veya kendininkini yaratan, işlemselliğin ve bilişimin estetitiğini araştıran; özetle bu yaşadığımız dünya hakkında konuşan sanat yapmak için bilgisayar yazılımları ve donanımları kullanan işlerdir.

Koleksiyonluk sanat işleri
Kutsal Ateş muhtemelen hali hazırda sanat pazarında bulunmuş sadece koleksiyonluk yeni medya sanatı gösteren ilk sergi. Kutsal Ateş çağdaş teknolojilerle yapılmış ve koleksiyonluk günümüz sanat işlerini sunar.

Yeni bir ekonomi
Sanat pazarı yeni medya sanatçıları için yeni gelir kaynakları öneriyor. Şu zamana kadar bu kaynaklar devletten ve kurumlardan verilen komisyonlarla sınırlı olmuştur. Bir sanat pazarı sanatçılar ve sanat tüketicileri arasındaki doğrudan ilişkilerle yeni bir ekonomi geliştirilmesini sağlar; sanatçının sosyal rolünü ve kitlesel tüketim için üretilmiş dijital ürünlerden başka şeylere bakan kişileri onaylar.


Reface [Portrait Sequencer], Golan Levin ve Zachary Lieberman, 2006

Rhizome forumundaki Kutsal Ateş tartışmasının sonunda internet sanatı gibi maddeleşemeyen işleri de almak isteyen koleksiyoncu Jeremy Levine Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı teklif etti:

Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

Bu son madde özellikle önemli, çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunun en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Çoğu bugün çalışmıyor, ancak bazılarını –Atari, Amiga, vb.– özel geliştirilen emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştırabiliyoruz.


Psych|OS, UBERMORGEN, 2006

Internet’de radikal sistemler geliştiren ve aktivist etkinlikler yapan sanat kolektifi UBERMORGEN sergiye Psych|OS serisiyle katıldı. Psych|OS Hans Bernhard’ın 2002 yılında 10 yıllık internet ve teknolojik aktivizm mücadelesinden sonra sayısal ağların beynindeki biyolojik ağlara verdiği etki sonucu yattığı akıl hatenesindeki günlerini belgeliyor. Serginin küratörü Domenico Quaranta Psych|OS hakkında yazmıştı 2006 yılında yayınlanan bir katalog için.


Dimension (With Elements of Web 2.0), Olia LIALINA ve Dragan ESPENSCHIED, 2006

Rhizome forumunda bu tür yeni medya sanatı galeride gösterilir mi, niye gösterilmeli soruları etrafında dönen tartışmada önemli bir çözülme sergiye katılan sanatçılardan Olia Lialina kendi beyanından bir parçayı yazdığında yaşandı:

“Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”


Project for the fake Nike Monument in Karlsplatz, Eva ve Franco MATTES aka 0100101110101101.ORG, 2003-2004

Eva ve Franco MATTES ikilisinin işlerinde mottosu “minimum emekle en büyük görünürlük”. Yukarıda görülen Nikeground projesi bu niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu işte görülebilecek kapitalizm karşıtlığı sanatçıların duruşundan kaynaklanıyor. Aynı duruş “AdWords Happening” (2002) işiyle Christophe Bruno’da ve Ticari Protesto işiyle Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV’de de görülüyor.

Şu anda Internet’le bağlanmış, küresel politik stratejilerle örülmüş, bilişim sistemleriyle denetlenen bu sayısal zamanlarda geçerli yaratıcı ifade artık sadece resim, fotoğraf, video, heykel gibi statik medya türleriyle ve bu medyalar üzerinden geliştirilen stratejilerle değil, Kutsal Ateş sergisinde örneklerini gördüğümüz sanatçıların kullandıkları dinamik sistemler ve uyguladıkları yeni stratejilerle gerçekleştirliyor. Kutsal Ateş sergisi sayısal veya değil eğer bu sanatçıların stratejilerini ortaya koyuyursa, bu günümüz sanatını ve kültürünü anlamak adına bir gelişmedir.

* Tepedeki görsel Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV, “Ticari Protesto”, 2007

* Bu yazı Ali Miharbi ve Burak Arıkan tarafından beraber yazılmıştır.

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

arikan | May 16th, 2008

Internet ile Web Arasındaki Fark

Zaman zaman “internet” ile “web” terimlerinin birbirine karıştırıldığını görüyorum. Bilinçsizce her iki terim de birbirinin yerine kullanılıyor. Doğrusu şu. Internet bir teknolojik iletişim altyapısıdır. Web, yani World Wide Web, internet altyapısı üzerinde çalışan bir sistemdir.

Internet birbirine kablolarla bağlı bilgisayarların oluşturduğu ağların ağıdır. Web bu ağ üzerinde biribirine bağlanabilen sayfalar ağıdır. Web’de birim eleman bir HTML dosyasıdır, internet’de birim eleman bir bilgisayardır.

Web tarayıcılar HTML protokolünde yayınlanan metinleri okur ve görsel hale getirir (televizyonun sinyalleri görüntüye çevirmesi gibi). HTML dosyaları internet üzerinden TCP/IP paketleri içinde bir bilgisayardan diğerine taşınır.

Internet üzerinde HTML’den başka protokoller de çalışır. Bu başka protokoller ile çalışan sistemlere Web denilmez. Onların kendi adları vardır, mesela ses transferi için Voice over Internet Protocol (VoIP), chat için Jabber (XMPP), dosya paylaşımı için BitTorrent gibi. Mesela Skype bir web uygulaması değil VoIP uygulamasıdır, Instant Messenger’niz bir web uygulaması değil bir Jabber uygulamasıdır, dosya paylaşım programınız bir web uygulaması değil bir BitTorrent uygulamasıdır.

Bir çok kişiye web ile internet arasındaki fark bariz gelebilir ancak bu dünyalarda üretmeyip tüketenler için faydalı olacağını düşünüyorum. Web ve internet terimlerini birbirinin yerine kullanmamak bir fikir kurarken çok daha yalın iletişim sağlayacaktır.

* Yukarıdaki görsel internetin haritası.

engin | May 1st, 2008

Bugün Facebook için ne yaptın?

Bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle yeni projemizi yayına verdik. Projenin adı User Labor, yani Kullanıcı Emeği. Başlık ne alaka peki?

Yeni nesil web 2.0 internet servisleri (mesela Facebook, Flickr vs) kullanıcının oluşturduğu içerik (user-generated content) vasıtası ile reklam geliri elde ediyor. Bunun karşılığında kullanıcıya servis veriyor. Yalnız şöyle bir durum var. Bazı kullanıcılar diğerlerine göre daha fazla trafik üretiyor, dolayısıyla Facebook’a Flickr’a daha fazla kazandırıyor (reklamı ne kadar çok görürsen tıklanma şansı o kadar yüksek). Bu şekilde daha fazla değer yaratan kullanıcı daha iyi servis alıyor mu? Ya da bu emeğinin karşılığını alıyor mu? Çoğu zaman cevap hayır.

ULML-logo

Yeni projemiz User Labor, bu probleme odaklanıyor. Kullanıcı emeği karşılığında ne alıyor sorusunu cevaplamak için öncelikle kullanıcının emeğini nasıl ölçebiliriz diye düşünmek lazım. Bu noktada User Labor Markup Language (ULML) devreye giriyor. ULML, bir XML alt spesifikasyonu, yani RSS gibi bir şey. Kullanıcının bir servise ne kadar emek verdiğini ve ne kadar trafik yarattığını kalem kalem hem bilgisayarların hem de insanların okuyabileceği bir şekilde özetliyor. Mesela, Facebook için, kaç arkadaşın var, bağlantıda olduğun gruplar sıkı gruplar mı, kaç foto yükledin, kaç kişi profilini ziyaret etti vs gibi değerler bir ULML dökümanı içinde yer alıyor.

Özetle, ULML dökümanlarının hedefi, ‘ben bu kadar iş yaptım, burada yazıyor, karşılığını isterim‘ dedirtebilmek. Yani, ben bugün Facebook için ne yaptım? Facebook benim için ne yaptı?

Daha fazla bilgiyi User Labor sitesinde bulabilirsiniz.

Ayrıca şu bağlarda da değişik perspektifleri okuyabilirsiniz:

arikan | April 10th, 2008

Türkiye Google Groups’a Erişimi Kapattı

Google Groups Türkiye’den yüzbinlerce kişinin fikir alışverişinde bulunduğu bir eposta liste servisidir. En çok kullananlar açık kaynaklı yazılım geliştiren kişilerdir. Türkiye Mahkemeleri buldukları bir sakıncalı içerik yüzünden tüm siteyi kapatarak adeta bize küfretmektedir. Bu kitlesel ifade özgürlüğü engellemesini yapanları kınıyoruz.

Yakında kapanmasını beklediğimiz web servisleri:

1. Facebook.com
Belki “Atatürk’e küfür eden” gruplar vardır… grupları değil tüm servisi kapatın!

2. Google.com
Arama sonuçlarında “Türklüğe karşı” web sayfaları çıkıyor… tüm Google’u kapatın!

3. Amazon.com
“Türklüğe sakıncalı” kitaplar satılıyor… Türkiye’ye satışı değil tüm siteyi kapatın!

Şu anda en çok üzüldüğüm şey ise elimin altında iki tıklamayla bu siteleri kapattıranlara ve hakimlere karşı dava açabilecek bir aracın olmaması.

Tepkiler

İlgili Düğümküme Yazıları

Türkiye’de bilinçsiz internet yasaklamaları ile ilgili önemli yazılar:

ali | September 27th, 2007

Meta-Markets Üzerine

Geçen gün Burak Arıkan ile, yeni deneysel çalışması Meta-Markets üzerine küçük bir söyleşi yaptık. Meta-Markets, Internet’te kolektif olarak oluşturulan değerlerin pazarlandığı ve incelendiği bir çeşit ekonomik simülasyon olarak görülebilir. del.icio.us, Facebook, flickr, FeedBurner gibi sosyal web sitelerinde, kullanıcılar, bu sitelerde harcadıkları manevi emek sayesinde onlara belirli bir değer katıyorlar; sürekli kullanıcı iseler bu bir değer akışına dönüşüyor. Meta-Markets’ta bu değer, belli kriterlerle ölçülüyor ve kullanıcılar arasında oluşturulan bir borsa sistemi ile, bu sitelerdeki manevi emeklerin hisse senedi olarak alınıp satıldığı, para birimi OPENSTUDIO kullanıcılarının yakından tanıdığı burak (β) olan spekülatif bir pazar oluşturuluyor.

meta-markets-dugumkume.gif
Meta-Markets arayüzünde Del.icio.us Düğümküme bağının hissesi. Bu bağı ilk İlteriş kaydetmiş ve sonra Meta-Markets’ta 200 hissesini (20%) halka arz etmiş. Bu kağıt şu anda yukarıda resimleri görülen 10 hissedar arasında paylaşılıyor.

ali: Meta-Markets ve OPENSTUDIO hem deneysel olmaları hem de sosyal birer ağ oluşturan siteler olmaları nedeniyle acayip bir his yaratıyor bende. Bir yandan çok ilginç ve düşündürücü geliyor, bir yandan da girip müdavimi olmadıkça tam tadını almak güç oluyor.
arikan: Genelde oyun olarak değerlendiriliyor bu işler. Ama gerçeğe olan bağlantıları oyunluktan farklı bir yere koyuyor.
ali: Doğru, belki deneysel ve gerçekçi yanı daha çok ilgimi çektiğinden oyun yönüne fazla kaptıramıyorum kendimi. Bu sitelerde kullanıcı olarak edinilen deneyim de, gerçekle olan bağları yakalamak, üzerinde daha iyi kafa yormak için gerekli. Ama çok sabır gerekiyor - sabırla kastettiğim şey, uzun zaman aktif katılım. Meta-Markets’ta, aktif ve düzenli katılımın gerekliliği daha çok hissediliyor.
arikan: Hmm, evet ama sosyal bir ortam olduğunda sabır diye bir seye gerek kalmıyor, girip takılmak istiyorsun zaten. Meta-Markets’de henüz öyle bir sosyal ortam yok fazla. Facebook’u düşün mesela. Sosyal ilişkilerin içinde olduğu acayip bir ortam, herkes koşa koşa gidiyor.
ali: Aslında hem deneysel hem sosyal ile kastettiğim bununla ilgili belki. Facebook deneysel sayılmaz ama popüler.
arikan: Meta-Markets’in sosyal bir ortam olmasına çabalıyoruz. Bu insanları dürten bir özellik. Şu anda hisselere yorum yazma gibi bir takım araçlar var. Deneysel ve sosyal bir arada.
ali: Buna karşın, Meta-Markets çok daha kült bir şey olabilir mi? Yani Facebook gibi herkesin üye olduğu değil de, yakaladığını hasta eden bir şey demek istedim..
arikan: Hmm.
ali: Potansiyel olarak, Facebook gibi herkese seslenecek bir şey değil ama fikir çok orijinal ve bir hayran kitlesi oluşturma gücü var.
arikan: Evet genelde kullananlar 5 saat takılıyorum filan diyor. Fikir aslında biraz radikal bir pozisyonda. İnsanlara sosyal web servislerinde emek harcadığını hatırlatıyoruz öncelikle. Sonra da bu emekten çıkan değerlerin alıp satılabileceği bir ortam sunuyoruz.
ali: Bu manevi emek konusu da karışık aslında bunun benzerinin klasik medyumlar için düşünülüp düşünülemeyeceği sorusu geliyor. Mesela Lego?
arikan: Hmm evet.
ali: Oyuncak.. Herkes bir şeyler yapıyor ve paylaşıyor.
arikan: Lego Fan Club!
ali: Aynen. Görünürde kimse Lego için çalışmıyor. Ama oyun oynayarak yaptıkları şeyleri fan club’larda paylaşarak ürünün değerini artırıyor.
arikan: Marx ağlardı görse bunları.
ali: İşin içine iletişim girince karışıyor, mesela tek bir faks makinasının hiç bir değeri yoktur ama mesela sen, ben, Dara, hepimiz birer faks makinası alırsak değeri artar.
arikan: Network effect (ağ etkisi) deniyor buna, evet faks en güzel örneği.
ali: Faks örneğinde sadece satın alma var, yani kullandı/kullanmadı seçenekleri; Lego örneğinde ise kullanma biçimi de bir etken. Sosyal ağlarda başka kullanma biçimleri giriyor. Bunlar bağlantılı gibi geliyor bana.
arikan: Tabii bayağı karmaşık ilişkiler var. Facebook’da mesela uygulamaların sosyal ağ üzerinden dağılması acayip bir olay. Facebook bugünün faks makinası. Teknoloji tabii karşılaştırılamayacak kadar daha karmaşık.
ali: Acaba katılan değer karşılığında alınan sosyalleşme ve öztanıtım adil olabilir mi? Facebook’un sahiplerini zengin ediyoruz ama telefon kullanımına benzer bir şekilde iletişim yeteneğimiz ve çevremizdeki insanlara olan bağımız da güçleniyor bu arada.
arikan: Güzel soru. Meta-Markets ile biraz bu karmaşık değerin hesabını yapmaya çalışıyoruz hep beraber. Çünkü hiçbir zaman Yahoo sana Flickr hesabından kaç para yaptığının raporunu vermeyecek. Biz bu değeri Yahoo’dan çıkarmaya çalışıyoruz aslında biraz. En azından deniyoruz.
ali: Belki de Meta-Markets’ta gerçek para dönerse bu gerçek anlamda bir sosyo-ekonomik deneye dönüşebilir.
arikan: Bir süre sonra gerçek paraya geçmeyi planlıyoruz, en azından gerçek parayla bir değişim oranı olmalı döviz TL gibi. Bunu bir anda yapamayız tabi o yüzden şimdi küçük başlayıp zamanla oraya yürüyeceğiz. En ilginç problemlerden biri “sahiplik”. Gerçekten bu hisselere sahip misin? Meta-Markets bunu garanti ettiği gün gerçek paraya geçeceğiz.
ali: Hisselere “gerçekten” sahip olmakla kastettiğin nedir?
arikan: Yani benim Facebook profilimden hisse aldın diyelim. İspatı nerede? O aldığın hisseyle bana bir yaptırımın var mı? Ben bir gün çıkıp gitsem Meta-Markets’dan ne olacak? Ve benzeri sorular var cevaplanması gereken.
ali: Hmm. İşi oyun olmaktan kurtarmak zor bir anlamda… Bunun yanında, bazı getirileri de olduğunu söyleyebiliriz.
arikan: Giderek daha fazla kişi sömürüldüğünü anlayacak, kim bedava çalışmak ister ki? Ancak bu servisler insanların aklına protokol seviyesinde kazınıyor, yani TV çocuklarının kafasına işlenenlere göre çok daha derin işleme var sosyal servislerde. Biz de bu yeni şartlara göre eleştirel sistemler geliştiriyoruz. Meta-Markets ile hedeflediklerimizi yapabilmek için biraz zamana ihtiyacımız var.
ali: Aklıma Facebook’ta 3,7 milyon kullanıcı tarafından yüklenmiş olan Super Wall’ı yazıp diğer Facebook uygulamaları için bir reklam platformu olarak kullanan RockYou geliyor. Oluşturdukları reklam ağı ile diğer Facebook uygulamalarına kullanıcı satıyorlar ve bir kullanıcının şu anki değerini ortalama 0,30$ olarak hesaplamışlar. Bu değerin daha da yükseleceğini tahmin ediyorlar; üstelik bu Facebook’un kendi kârının üzerine eklenen bir miktar. Meta-Markets’da ortaya çıkan değerlerle, bunun benzeri pratikte elde edilen değerlerin örtüşmesi gibi bir kaygın veya ilerisi için böyle bir stratejin var mı?
arikan: RockYou ve benzeri Facebook reklamcıları bizim hedeflerimize ulaşmamıza yardım ediyorlar bir yerde. Daha çok insan Facebook’da kullanırken bir değer ürettiğini görüyor. Bu reklam sistemlerindeki değer hesaplarını da Meta-Markets içindeki formüllerde kullanabiliriz ileride. Silikon vadisindeki genel eğilime göre bu reklamcılardan daha çok çıkacak. Sadece Facebook’daki sosyal ağı üzerinde çalışacak projelere yatırım yapmak amacıyla risk sermaye şirketleri kuruluyor birer ikişer. Ayrıca bir çok mevcut ve yeni servis Facebook’daki başarılı sosyal ağ modellerini kopyalıyor, kopyalacaktır da… Bütün bu gürültünün içinde önemli olan soru şu. Sosyal web servilerini kullanan kişiler verdikleri emeğin karşılığını tam olarak alıyor mu? Bunun cevabı şu: hayır almıyorlar. Biz de bu emeğin ederini görünür hale kılmak için bir sosyal ürünler borsası kurduk ki hepimizin emeği elle tutulur, yani hesabı sorulabilir olsun. Üstelik Meta-Markets’da farklı farklı servislerin ürünlerini açabildiğin için, Greg Smith’in Meta-Markets review’unda yazdığı gibi farklı sosyal ağlar arasında (Flickr ile Facebook ile Delicious v.s) değer alışverişi sağlıyor Meta-Markets. Bu ortamda paha biçilmez bir bilgi türü yaratıyor bence.

cenk | September 25th, 2007

İnternet Yasağı Nasıl Aşılır?

Düğümküme’de konu ile ilgili yazılmış yazılar:

Biri Bu Adamı Durdursun, Etkin Çiftçi
http://www.dugumkume.org/biri-bu-adami-durdursun

Youtube’a Türkiye’den erişim, Türk Mahkemesi Tarafından Engellendi!, Dara Kılıçoğlu
http://www.dugumkume.org/youtube-turk-mahkemesi-tarafindan-engellendi

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu, Burak Arıkan
http://www.dugumkume.org/mahkeme-karariyla-internet-sitesi-kapattirma-formu

İfade Özgürlüğü Yazılımları, Ali Miharbi
http://www.dugumkume.org/ifade-ozgurlugu-yazilimlari

Sıkıysa gerekçelerinizi uluslararası platformlarda tartışın ve galip gelin, sahipleri değil biz kullanıcılar yakalım o sunucuları törenle. Her sene de kutlayalım, evet çok doğru bir karar vermişiz bilgi uzayından malum verileri atmış olmakla diyerek halay çekelim…

Ağa Türkiye topraklarından erişen arkadaşlar, aslında bu tür engellemeleri (Bu siteyi göremezsin kardeşim) ufak bir yazılım ayarı sayesinde aşabiliriz.

Şu adrese bir göz atın: http://publicproxyservers.com/

Sol tarafta gördüğünüz ‘proxy server 1′ bağına tıklayın. Karşınızda ücretsiz olarak kullanabileceğiniz, hergün güncellenen sunucular listesi var. Hem yurdumuza yakın hem de teknolojik olarak gelişkin olması muhtemel ülkelerden birini seçin.

Şimdi tek yapmanız gereken, uygun bir sunucu seçip tarayıcınızda (browser) gerekli ayarlamaları yapmak.

Firefox’da bu ayar şöyle yapılıyor:

Preferences / Advanced / Network / Settings / Http Proxy kısmına Ip adresini ve port numarasını yazacaksınız. Şimdi herhangi bir siteyi açıp kontrol edin, çalışıyorsa tamamdır.

Notlar:

  • Ücretsiz bir çözüm
  • Bu sitelerden bazıları listenin tazelenme periodu ile alakalı olarak çalışmayabilir. Başkasını deneyiverin
  • Ayarları her zaman ‘Direct Connection to the Internet’ ya da ‘Auto-Detect’ seçimleriyle geri almak mümkündür
  • Kullandığınız bir proxy bir süre sonra hizmet dışı kalabilir, kapanabilir, herşey olabilir. Başkasına geçersiniz. Bir gün Internet çalışmıyor diye paniklemeyin
  • Proxy Kullanırken anonim gezinti yaparsınız
  • Http proxy im ve benzeri uygulamaları etkilemez

Hepimize özgür gezintiler!

arikan | September 22nd, 2007

Yeni Flash Gösterici Her Tür Videoyu Destekliyor

Adobe geçtiğimiz günlerde usulca yeni Flash Gösterici’den bahsetmeye başladı. Yeni Flash Gösterici H264 video dosyalarını detekliyor. Bunlar hemen hergün kullandığımız video formatları demek: .mp4, .m4v, .mov ve dahası… Bu gelişme neye yarar?

YouTube ve benzeri video paylaşım siteleri bugüne kadar hep kullanıcıların yüklediği videoları sunucu tarafında karmaşık işlemlerle FLV formatına çevirip Flash içinde yayınlıyordu. Şimdi yeni Flash Gösterici sayesinde YouTube, Vimeo, Metacafe gibi servisler sunucuda çevirme işi yapmaktan kurtulabilirler. Bu gelişme video paylaşım endüstrisini şu anda olduğundan çok daha ileri taşıyacaktır. Zaten ilerde, daha ne ileri taşınacak diye aklımıza takılıyor tabi?

Video paylaşım endüstirisini devleştirmesi bir yana yeni Flash Gösterici ile bilgisayarınızda bulunan her videoyu anında internette bir siteye koyabilirsiniz. İlla YouTube gibi bir servise ihtiyacınız yok. Ancak şöyle bir muhabbet hemen gözümüzün önüne geliyor:

Ama bir dakika, videoları sadece kendi siteme koyarsam kimse izlemez ki?
O zaman hem kendi sitene hem Youtube'a koy.
Nasıl yani?
Tabi YouTube kodu veriyor, iki satır kopyala yapıştır bloguna.
A tamam en iyi çözüm bu.

Bugün videolarımızı YouTube ve benzeri sosyal paylaşım sitelerine koymak zorundayız. Adobe’un yeni çıkardığı Flash Gösterici diğer etkileri yanında bu zorunluluğu arttırıyor.

Boran Guney | May 4th, 2007

16 Bit Üzerinden İfade Özgürlüğü Krizi

AACS kodu

Olay, bir hacker’ın yeni nesil HD-DVD’lerin kopyalanmasını kesinlikle engellediği varsayılan AACS (Advanced Access Content System) korumasını kırıp, tüm HD-DVD okuyan makinelerin sahip olduğu 16 bitlik hexadecimal anahtar sayıyı bir forumda paylaşıma açmasıyla patlak verdi.

Çok kısa bir süre içerisinde 70.000 siteye yayılan rakamı yayından kaldırabilmek adına MPAA (Motion Picture Association of America) ve AACS içlerinde Digg.com‘un da bulunduğu yüzlerce siteye DMCA (Digital Millenium Copyright Act) altında “cease & desist”, kapat, kaldır ya da sizi mahvederiz yazıları göndermeye başladı. (Bildiğiniz gibi bu yasanın hükümlerine göre fikri haklarla ilgili herhangi bir anlaşmazlık söz konusu olduğunda, hangi tarafın haklı olduğuna bakılmaksızın ilk önce söz konusu materyel yayından kaldırılıyor.)

Bu strateji daha ilk baştan başarısız olacağının sinyallerini verdi, AACS’in yazısı üzerine 10 -15 üyesinin sayfasını yayından kaldıran digg.com yönetimi, tepkilerin artması ve anahtarın silindikçe daha çok sayfada belirmesinin ardından, söz konusu sayfaları silmekten vazgeçti ve bir açıklama yayınlayarak MPAA’in avukat ordusuna karşı finansal olarak duramayacaklarını ama eğer kullanıcıların tutumu bu yöndeyse savaşarak batacaklarını duyurdu.

Bu arada kodu yayınlayan web sitesi sayısı 800.000′e ulaştı. Bugün BBC’ye demeç veren AACS başkanı Michael Ayers, gerekirse tüm bu siteleri karşı yasal işlem başlatacaklarını ve hukuk departmanlarının bunun üzerinde çalıştığını söyledi. Eğer gerçekleşirse, bu yasal harekat dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük davası olmaya aday.