Dara Kılıçoğlu | July 1st, 2008

Mental Klinik’ten: Etiketbulutu

“Totaliter rejimde devletin arkasından konuşamadığınız gibi kapitalist sistemde sponsorun arkasından konuşamazsınız.”

Sanat işleri ile uğraşan kurumların kendi kendini finanse edebilmeleri ve sponsorlardan bağımsız hareket edebilme özgürlüğüne sahip olabilmeleri kurumsal politikaların oluşturduğu filtrelere takılmaması için cok önemli. Bu bir bakıma özgünlük için olmazsa olmaz gibi birsey. Kendi kendini çekip çevirebilen İstanbullu bağımsız sanat-üretim oluşumlarının başında gelen Mental Klinik, bütün sene boyunca açık kalacak ve kendini yenileyecek olan “etiketbulutu” isimli sergisini Cuma ve Cumartesi günleri 16:00-20:00 saatleri arasında Nişantaşı Topağacındaki yerinde izleyicilere sunuyor.

Bugün birbirine ağ şeklinde bağlanmış işlemcilerin oluşturduğu bulutlarda işlenen veri miktaları petabytelar ile ölçülüyor. Wired dergisinin Temmuz 2008 sayısında Chris Anderson’in “Petabyte Çağı” başlıklı yazısına göre artık kimin neyi neden yaptığının bir önemi kalmadı. Model karmaşası yakında bitiyor. Çünkü sayılar zaten herşeyi açıklıyor eğer elinizde yeteri kadar veri varsa. Anderson’a göre büyük veri yumağı ile karşı karşıya olduğumuz şu zamanlarda (petabyte çağında) taksonomi, sosyoloji, ontoloji gibi kavramlardan yola çıkarak veri analiz etmekten daha başka-yeni yöntemler oluşmaya başladı. Bu yeni düşünce yöntemleri ile herşeyi sayabilir, takip edebilir ve ölçebiliriz.

Mental Klinik son sergisinde önce kendine etiket bulutları üzerinden sanal bir uzay tanımlıyor daha sonra bu bölgenin materyal dünyaya yansımasını kurguluyor ve tasarladığı yüzey topolojileri, veri ile beslenen ışık dizinleri, uzaysal sıkıştırma yöntemleri, sözel paradigma kaymaları, analog-dijital ve tam tersi cevirimin mimari iz düşümleri gibi arayüzler aracılığı ile izleyicinin algılarına konuşmaya başlıyor. Ayrıca bu kurgu kesin değil hayli dinamik. Zamanla ile değişiyor, bozuluyor, kendini yeniliyor. Sayılabilir, ölçülebilir verinin elle tutulur dişe dokunur tarafa çekilmesi ve çevrilmesi ile veriye hassas bünyeleri farklı duyular aracılığı ile uyarıyor.

Etiketbulutu konusundan ötürü oldukça ilginç bir sergi. Bu haftasonu Cuma veya Cumartesi günü eğer yapabiliyorsanız sergiyi ziyaret etmek iyi olabilir. Önümüzdeki hafta yeni işler şu an gösterilen bazı işlerin yerini alacak.

[Basın bülteni]

:mentalKLİNİK

:mentalKLİNİK bağımsız bir yapı olarak 1998 yılında Yasemin Baydar ve Birol Demir tarafından projelendirilip 2000 yılında Nişantaşı’nda hayata geçirildi. Yasemin Baydar, 1994 yılından bu yana kişisel olarak sergilere katıldı, Birol Demir, 1989 yılından bu yana kişisel sergileri dahil olmak üzere pek çok sergiye katıldı. 2000 yılından itibaren :mentalKLİNİK olarak çalışmalarını sürdürüyorlar.

:mentalKLİNİK 21. yüzyılın fragmanlarını kendi bakış açısı ile etiketliyor.

:mentalKLİNİK 21. yüzyılın fragmanlarını kendi bakış açısı ile etiketler. Tanımsız alanlar, kararsız bölgeler, dondurulmuş zamanlar tasarlar, materyalsiz dünyaya yaklaşırken materyallerle kurulan ilişkilerin kaydını tutar. Konular/ kavramlar/ durumlar/ davranışlar üzerine çalışır. Kendi tanımladığı zaman ve mekan içinde davet ettiği kişilerle ilişki formları üretir. :mentalKLİNİK, sanat, tasarım, üretim ve tüketimin süreçlerini kendi işlerine kaynak olarak kullanır.

Zaman ve mekan, insan ve obje, obje ve zaman ilişkileri üzerine düşünür ve üretimler yapar, nesneleri arayüzler olarak adlandırır. Konumlandığı her mekanda o mekana yeni boyutlar ekler ve mekanı bütün duyulara açık hale getirmeyi hedefler.

:mentalKLİNİK birçok sanatçının katıldığı projelere ev sahipliği yaptı ve katıldı.

:mentalKLİNİK, 1998 yılından 2004 yılına kadar (uyku), {oyun}, [kopya] projelerini İstanbul’da kendi mekanında, 2004 yılında Luxembourg’da MUDAM (Musee d’Art Moderne Grand-Duc Jean, Luxembourg) işbirliği ile ~self01 projelerini katılımcılarıyla gerçekleştirdi.
2007 yılında Antananarivo, Madagascar’da Joel Andrianomearisoa’nın “30 and Almost-dreams” sergisine give joel a gift, you will be gifted ile katıldı. MUDAM Luxembourg’da 2007 yılında gerçekleştirilen ‘Tomorrow Now’ sergisine Frozen45˝ ile katıldı.

2007 yılında yine kendi mekanında_ikilimeşguliyetler_ faz1.yüzey ile 21. Yüzyıl koleksiyonunu başlattı. Aynı yıl Tokyo’da Eric Van Hove’un sürdürdüğü “kayıt dışı” sergisine coverted ile katıldı.
2008 yılı boyunca sergileyecekleri “etiketbulutu” cuma ve cumartesi günleri saat 16.00-20.00 arasında izlenebiliyor. :mentalKLİNİK, seçtiği etiketlerle yapımlarının anafikrini oluşturuyor; izleyiciye :mentalKLİNİK bakışını ve yapım fikrini, sanatla kurduğu ilişkiyi, zamana eklenme şeklini, dondurulmuş zaman anlayışını etiketleyerek sunuyor.

www.mentalklinik.com
mental@mentalklinik.com
Adres: Ihlamur yolu, Opera Palas apt. No.33/35 D.6
Topağacı/Nişantaşı 34365 İstanbul

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

ali | June 29th, 2008

Kutsal Ateş: Sayısal Zamanların Sanatı

Alexei Shulgin

Geçtiğimiz Nisan ayında Brüksel’de yapılan Kutsal Ateş (”Holy Fire”) sergisi işlemsel ve ağlı sanat çevrelerinde büyük tartışmalara yol açtı. Küratörlüğünü Yves Bernard ve Domenico Quaranta‘nın yaptığı sergi “yeni medya sanatı” denilen şeyin “zamanımızın sanatı”ndan başka bir şey olmadığı, ve yazılım/donanım kullanarak günümüz hakkında konuşan işlerin maddiyat-dışılık iddialarına rağmen sanat pazarına çoktan girmiş olduğunu öneriyordu.

IMAL‘de yapılan Kutsal Ateş sergisi yazılım-donanım-ağ teknolojileri ile üretilmiş ve sadece daha önce alınıp-satılmış eserler içeriyordu. Sanatçılar arasında, çoğu bir zamanlar bu sanat endüstrisinin dışında çalışmış gözüken Alexei Shulgin, Vuc Cosic, JODI, 0100101110101101.org, Olia Lialina, Mark Napier gibi isimleri görebiliyoruz. Sergi hem sanat pazarında yeralan bu sanatçıların işlerini bir araya getirmesiyle hem de bunları “yeni medya sanatı” diye ifade etmesiyle büyük tartışmalara yol açtı. Daha sergi açılmadan Rhizome.org forumlarında “Sanatın Yeniden Maddeleştirilmesi” (”The Rematerialization of Art”) başlığı altında bir tartışma açıldı. Bir başka tartışma da Patrick Lichty’nin blog yazısı, “yeni medya” teriminin neden hala kullanılıyor olduğu üzerine yaptığı ayrıntılı eleştiri üzerine başladı. Internet sanatçısı ve eleştirmen Tom Moody hem kendi blogunda yazarak hem Rhizome yorumlarına katılarak ortamı hareketlendirdi. Bu tür sanat eserlerinin maddesizleşmesi / tekrardan maddileşmesi tartışmaların odak noktasıydı.

Kutsal Ateş sergisiyle küratörler şu üç savı iddia ettiler:

Zamanımızın sanatı
Kutsal Ateş sergisindeki işler “yeni medya sanatı” değil, basitçe bu yaşadığımız zamanın sanatıdır. Bu işler kurumsal veya ticari kimliklerden kendini ayıran, hayali kimlikler yaratan, yazılımları ve oyunları kendine uyduran, online ve offline toplulukların içine sızan, varolan araçları altüst eden veya kendininkini yaratan, işlemselliğin ve bilişimin estetitiğini araştıran; özetle bu yaşadığımız dünya hakkında konuşan sanat yapmak için bilgisayar yazılımları ve donanımları kullanan işlerdir.

Koleksiyonluk sanat işleri
Kutsal Ateş muhtemelen hali hazırda sanat pazarında bulunmuş sadece koleksiyonluk yeni medya sanatı gösteren ilk sergi. Kutsal Ateş çağdaş teknolojilerle yapılmış ve koleksiyonluk günümüz sanat işlerini sunar.

Yeni bir ekonomi
Sanat pazarı yeni medya sanatçıları için yeni gelir kaynakları öneriyor. Şu zamana kadar bu kaynaklar devletten ve kurumlardan verilen komisyonlarla sınırlı olmuştur. Bir sanat pazarı sanatçılar ve sanat tüketicileri arasındaki doğrudan ilişkilerle yeni bir ekonomi geliştirilmesini sağlar; sanatçının sosyal rolünü ve kitlesel tüketim için üretilmiş dijital ürünlerden başka şeylere bakan kişileri onaylar.


Reface [Portrait Sequencer], Golan Levin ve Zachary Lieberman, 2006

Rhizome forumundaki Kutsal Ateş tartışmasının sonunda internet sanatı gibi maddeleşemeyen işleri de almak isteyen koleksiyoncu Jeremy Levine Internet sanatı toplarken şu kurallara uymayı teklif etti:

Teklif 1: Internet sanatına “sahip olmak” barındırma sorumluluğu getirir. Internet’te bir internet sanat işine sahip olmak patronluk yapmak olur.

Teklif 2: Koleksiyon “ya yay ya öl” ilkesine dayanmalı. Koleksiyoncu işi immaterial yapma işlemine dahil olmalı.

Teklif 3: Internet sanatı sahibi olmak korumak, emülasyonunu yapmak, ve dökümante etmek anlamına gelir.

Bu son madde özellikle önemli, çünkü daha önce bu yorumlarda bahsi geçtiği gibi bugünün teknolojisyle üretilmiş bir iş yarının teknolojisiyle çalışmayabilir. Bunun en iyi örneği eski bilgisayar oyunları. Çoğu bugün çalışmıyor, ancak bazılarını –Atari, Amiga, vb.– özel geliştirilen emülatörler sayesine bugün de aynı kailtede çalıştırabiliyoruz.


Psych|OS, UBERMORGEN, 2006

Internet’de radikal sistemler geliştiren ve aktivist etkinlikler yapan sanat kolektifi UBERMORGEN sergiye Psych|OS serisiyle katıldı. Psych|OS Hans Bernhard’ın 2002 yılında 10 yıllık internet ve teknolojik aktivizm mücadelesinden sonra sayısal ağların beynindeki biyolojik ağlara verdiği etki sonucu yattığı akıl hatenesindeki günlerini belgeliyor. Serginin küratörü Domenico Quaranta Psych|OS hakkında yazmıştı 2006 yılında yayınlanan bir katalog için.


Dimension (With Elements of Web 2.0), Olia LIALINA ve Dragan ESPENSCHIED, 2006

Rhizome forumunda bu tür yeni medya sanatı galeride gösterilir mi, niye gösterilmeli soruları etrafında dönen tartışmada önemli bir çözülme sergiye katılan sanatçılardan Olia Lialina kendi beyanından bir parçayı yazdığında yaşandı:

“Geçmişte sanatçı olarak insanlarla sadece kendi kişisel bilgisyarları önünden iletişim kurmak anlamlıydı, bugün kolayca galeri ziyaretçileriyle iletişim kurmayı düşünebiliyorum çünkü çoğunlukla daha yeni bilgisayarlarının başından kalkıp galeriye gelmiş olacaklar. Fikirleri şakaları anlamak için medyum hakkında yeterli deneyim ve anlayışa sahipler, ve işlerden keyif alıp satın alabilirler.”


Project for the fake Nike Monument in Karlsplatz, Eva ve Franco MATTES aka 0100101110101101.ORG, 2003-2004

Eva ve Franco MATTES ikilisinin işlerinde mottosu “minimum emekle en büyük görünürlük”. Yukarıda görülen Nikeground projesi bu niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu işte görülebilecek kapitalizm karşıtlığı sanatçıların duruşundan kaynaklanıyor. Aynı duruş “AdWords Happening” (2002) işiyle Christophe Bruno’da ve Ticari Protesto işiyle Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV’de de görülüyor.

Şu anda Internet’le bağlanmış, küresel politik stratejilerle örülmüş, bilişim sistemleriyle denetlenen bu sayısal zamanlarda geçerli yaratıcı ifade artık sadece resim, fotoğraf, video, heykel gibi statik medya türleriyle ve bu medyalar üzerinden geliştirilen stratejilerle değil, Kutsal Ateş sergisinde örneklerini gördüğümüz sanatçıların kullandıkları dinamik sistemler ve uyguladıkları yeni stratejilerle gerçekleştirliyor. Kutsal Ateş sergisi sayısal veya değil eğer bu sanatçıların stratejilerini ortaya koyuyursa, bu günümüz sanatını ve kültürünü anlamak adına bir gelişmedir.

* Tepedeki görsel Alexei SHULGIN ve Aristarkh CHERNYSHEV, “Ticari Protesto”, 2007

* Bu yazı Ali Miharbi ve Burak Arıkan tarafından beraber yazılmıştır.

arikan | June 27th, 2008

Dağıtık Yamalama

Dispatchwork, Jan Vormann.

Taş tuğlalı eski bir yapının örüntüleriyle iç içe geçmiş plastik lego parçacıkları.

arikan | June 24th, 2008

İstanbul’u Terkedin!

Anadoludaki depremler Beyoğlu’nda gösterime giriyor. Ahmet Atıf Akın, Gökçe Taşkan, ve Ali M. Demirel tarafından geliştirilen proje anadoludaki deprem sensörlerinden gelen verileri gerçek zamanda, sismik hareket olduğu anda, Hotel Marmara’nın tepesindeki dev ekranda gösteriyor.

Yama projesi tarafından kamusal alanda sanat gösterimleri için düzenlenen bu dev ekran bu sefer dipten derinden gelen mesajları içeriyor (bkz önceki Yama yazısı).

Açılış resepsiyonu
26 Haziran Perşembe 21:00
Büyük Londra Oteli Teras
Meşrutiyet Caddesi
Tepebaşı İstanbul

Sergi süresi:
26 Haziran – 26 Temmuz 2008 gün batımından gün ağarana kadar


Hotel Marmara Yama Ekranı, Beyoğlu, İstanbul

Sergi tanıtımı:

Yama ekranı için geliştirilen proje, Anadoludaki deprem sensörlerinden gelen verileri gerçek zamanlı bir biçimde grafiklerle şehire sunuyor ve sismik aktivitenin olduğu anda, şimdi, izlenmesine imkan veriyor.

İstanbul -kaba ve yanlış bir sayım sonucu- 12 milyonluk bir kent. Şehir Anadolu’nun kuzeyinden gelip Marmara Denizine doğru uzanan Kuzey Anadolu fay hattının oldukça yakınında kurulu. Bu fay hattı tarih boyunca defalarca ölümcül depremlere sebebiyet vermiş. Fayın güney katmanı kuzey katmanını ve İstanbul’u her yıl Arap yarım adasından Avrupa kıtasına doğru 2.5 cm (bir inç) itiyor. Bu sıkışmışlık durumu kaçınılmaz olarak bize T.C.’nin tarihinden bu yana yaşaya geldiği ikilikleri de çağrıştırıyor. Bu görüşümüz depremin doğal bir felaket olmadığı diğer doğa olayları gibi baş edilebilir bir gezegen aktivitesinin insan eliyle felakete dönüştürüldüğü gerçeğiyle destekleniyor.

Bu bağlamda deprem (gelecek ve şimdiki) ve ücra Anadolu mevkileri hem gerçek hem de metaforik birer olgu olarak bu gösterinin içeriğini oluşturmakta. fiehir ölçeğinde, sanatsal yapıtın gerçek hayatla kurduğu ikircikli ilişkiyi göz önünde bulundurarak, görsel stratejimizi de alışılageldik kentsel veri görselleştirme metodları üzerinden kurduk.

Gösteri temel olarak Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün web sitesinden ayrıştırılan, neredeyse gerçek zamanlı güncellenen bilgilerin 240×180 pixel gibi düşük çözünürlüklü bir ortam için optimize edilerek görselleştirilmesinden ibaret. Projenin Beyoğlu’nun -eski ismiyle Pera- sönmek bilmeyen parlak ışıklarına mütevazı bir katkı yapacağını bilmek bize heyecan veriyor.

Daha fazla bilgi için:
Mark Aerial Waller
yama.opening@earthlink.net
http://www.yama.com.tr

İlgili Bağlantılar

arikan | June 22nd, 2008

OpenFrameworks ile Yüksek Performanslı İşlemsel Sanat ve Tasarım

OpenFrameworks yüksek performanslı grafik ve video programlamak için geliştirilen bir düzine C++ kütüphanesi. Sizi düşük seviye karmaşık fonksiyonlarla uğraştırmadan, tasarladığınız kompozisyona odaklanmanızı sağlıyor. OpenFrameworks sitesinde yeni başlayanlar için film endüstrisinden şöyle bir analoji yapılıyor:

Kendi filminizi tasarladınız ve bir film yapımcısı şirketle çalışmaya karar verdiniz. Yapımcı şirket çekim mekanlarını, kameramanları, ışıkçıları, sesçileri, ve tüm altyapıyı hazırlıyor. Herkesin aynı anda aynı zamanda çekim alanında bulunmasını ve işini yapmasını sağlıyor. Size kalan filmi çekmek. OpenFrameworks geliştireceğiniz programlar için bir film şirketi. Lojistik ayrıntıları ve idareyi hallediyor, siz de yaratıcı vizyonunuza odaklanıyorsunuz.

OpenFrameworks ile yapılan işlerden örnekler ve kullanan sanatçılarla kısa söyleşiler:


made with openFrameworks from openFrameworks on Vimeo.

Processing kullananlar bilirler, böyle yalınlaştırılmış iskeletler işlemsel ürünler yaratan tasarımcılar ve sanatçılar için büyük kolaylık sağlıyor. Processing Java programlama dili üzerine geliştirildi. Yalınlığıyla bizi karmaşık işlerle uğraşmaktan kurtarıp esas işimize odaklamıştır. OpenFrameworks arayüzünde, yani kullanılacak metodların ve değişkenlerin isimlendirilmesinde, Processing’den etkilenmiş. Processing geliştiricileri ve bütün bu programlamayı yaratıcı insanlara yakınlaştıran iskeletlerin anası sayılan Design By Numbers bu tür programlama arayüzlerinin temelini atmıştır.

C++ üzerine geliştiriliyor olduğundan OpenFrameworks öncekilerden farklı olarak yüksek performanslı işlere imkan sağlıyor. İsmi üzerine açık kaynaklı bir proje OpenFrameworks. Zach Lieberman ve Theo Watson tarafından başlatıldı ve dünyanın farklı yerlerinden kişilerin katkılarıyla büyüyor. Eyebeam, Parsons School of Design, MediaLabMadrid, ve Hangar Center for the Arts projeye destek veriyor.

OpenFrameworks kullanmaya nasıl başlarım?

Önce son sürümünü burdan indir. Mac, Windows, ve Linux üzerinde çalışıyor. İndireceğiniz paket tüm kaynak kodu ve örnekleri içeriyor. OpenFrameworks kullanabilmek için tavsiye edilen programlama ortamı (SDK) her işletim sisteminde farklı. Mac için Xcode, Windows ve Linux için Code::Blocks kullanabilirsiniz. Her bir SDKyı kurmak ve üzerinde OpenFrameworks kullanmak için adım adım takip edebileceğiniz yardımlar var, bunları takip ederek ilk OpenFrameworks programınızı çalıştırabilirsiniz:

Mac için adım adım Xcode kurmak ve OpenFrameworks kullanmak
Xcode, http://www.openframeworks.cc/setup/xcode

Windows için 3 SDK seçeneği ve OpenFrameworks kullanımı
Dev-C++, http://www.openframeworks.cc/setup/devcpp
VC++ 2005, http://www.openframeworks.cc/setup/visual_studio
Code::Blocks, http://www.openframeworks.cc/setup/codeblocks_setup_guide

Linux için Code::Blocks
Makefile yardım, http://www.openframeworks.cc/setup/linux-makefile
Code::Blocks, http://openframeworks.cc/setup/linux-codeblocks

Processing’den openFrameworks’e nasıl geçilir?

Eğer bir süredir Processing kullanıyorsanız ve daha önce Class –nense tabanlı programlama– kullandıysanız, openFrameworks ile rahat rahat çalışabilirsiniz. Biri Java biri C++. Sözdizim (”syntax”) birbirine çok yakın. API Processing’den alınmış. Yani rect() mesela ekrana diktörtgen çiziyor, setup() ile program giriş yapıyor draw() ile döngüye giriyor. Bazı farklılıklar var mesela programın derlenmesi Java’da ve C’de farklı işliyor. C’de gelişmiş hafıza kontrolu için “pointer” kavramı var. openFrameworks denemeyi düşünüyorsanız öncelikle “OF for Processing Users” wiki’sini okumanızı tavsiye ederim.

Nerede yüksek performans gerekir?

Yüksek performans en çok resim ve video işlemede lazım oluyor. Mesela kameranın önünde el sallayarak kontrol edeceğiniz bir yazılım için openFrameworks kurduğunuz sistemin hızlı ve dolayısıyla akıcı çalışmasını sağlar. Kamera ile fiziksel etkileşim işleri en çok performanslarda kullanılır. Kamera vücudunuzu veya her ne kullanıyorsanız onu takip eder, hareketten yakalanan bilgiler geliştirdiğiniz yazılma girer, ve yazılımın kontrol ettiği dinamik görsel projektörden ortama yansıtılır. Bu tür etkileşimli performans senaryolarında openFrameworks ironik bir şekilde performansınızı yükseltecektir…

Vücut etkileşimi ve video işleme konusuna ne gibi teknikler var, nasıl kullanılır öğrenmek isterseniz Golan Levin’in yazdığı “Computer Vision for Artists and Designers” PDF kitapçığına bakmanızı tavsiye ederim.

İlgili bağlantılar:

arikan | May 28th, 2008

Gerçek Zamanda Değişen Görsel Akımlar

Internet’te görsel kültür tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gelişiyor. Ağırlıklı görsel tüketim merkezden-kitleye değil herkesin arasında birebir etkileşimle gerçekleştiği için görsel akımlar neredeyse gerçek zamanda değişiyor. Eskiden dergi, gazete, televizyon aracılığıyla belli merkezlerden iletilen / üretilen görseller şimdi herkes tarafından herkes arasında dolaşıyor. Bugün herkes görsel üretiyor veya iletiyorsa geçmişte (endüstrileşme vs.) kitlesel medyanın yarattığı görsel patlamadan kat kat fazla görsele maruz kalıyoruz.

Diğer yandan bu görsel yoğunluğun yarattığı karmaşayı süzen ve anlamlandıran yeni sistemler gelişiyor. Özellikle görsel toplayan ve dağıtan bloglar ve sosyal imleme siteleri bu hiper görsel yoğunluğu toparlıyor. Bunlardan çok var, benim zaman zaman takip ettiklerim şöyle:

Küratör Blogcular

Günümüz sanatından görseller, yeni tasarım nesneleri, tipografik icatlar, absürd fotoğraflar, soyut animasyonlar, portre fotoğraflar, posterler, şokcu haber fotoğrafları.

Toplu zeka

Tam sayfa dergi fotoğrafının etkisi artık RSS okuyucumdan eriştiğim görselin 320 kişi tarafından kaydedilmiş olması bilgisine mi eşdeğer? FFFFound görsel sosyal imleme (”social bookmarking”) servisi günümüz sanatçılarının ve tasarımcılarının günlük göz attığı bir kaynak oldu. Ben de her gün RSS okuyucumda 50+ kişinin günlük imlediği “ilginç” görselleri takip ediyorum. Bu ayarda bir başka girişim de MIT Media Lab’den arkadaşım Luis Blackaller’ın Pixs projesi, sansürsüz çalışan bağımsız bir görsel yayınlama servisi.

Türkiye

Türkiye’deki girişimleri bir kategoriye sokamıyorum. Genelde blogvari teknolojiler veya kendilerinin geliştirdikleri özel sistemler kullanıyorlar. Etrafta.com yazar çizerleri buldukları bildikleri sanatçılardan ve olaylardan akıl alıcı görseller ve fotoğraflar yayınlıyorlar. İç-mihrak Türkiye’nin bilinçaltını oyan ikon kırıcı posterler yapıyor / yayınlıyor. Dino Türkiye’deki günümüz sanatçılarının nabzını tutuyor. Bigumigu katılımcıları web ve görsel kültür üzerine bağlantı paylaşıyor ve yorumluyor. Pöf Magazin grafik görsel iletişim.

Bütün bu girişimler her gün ve gün içerisinde pek çok defa yeni içerik yayınlıyorlar. Bu yazının başlığındaki “akım” kelimesini kendini çağıran (”recursive”) bir şekilde kullandım, mallar hem RSS beslemeden akıyor hem de aktıkça görsel akımlara (”trend”) şekil veriyor. Siz de Türkiye’de veya dünyada takip ettiğiniz görsel akım sitelerini yorumlara yazın, görelim takip edelim.

Not: RSS nedir ve nasıl kullanılır?

ali | May 14th, 2008

Robert Rauschenberg (1925-2008)

1950 ve 60′ların en önemli sanatçılarından; Marcel Duchamp, Kurt Schwitters, Joseph Cornell’in mirasçısı ve Amerikan pop sanatının öncülerinden Robert Rauschenberg 12 Mayıs gecesi öldü.

Rauschenberg, resim, heykel, performans, baskı, fotoğraf yanında daha çok ‘kombine’ işleriyle tanınmıştı. Jasper Johns ile beraber yaptıkları soyut dışavurumculuktan pop sanatına geçiş olarak görülen işlere Neo-Dada tabiri yakıştırılmış, geleneksel sanat formlarının dışına çıkmak isteyen sanatçılara ve kavramsal sanat, pop sanatı, süreç sanatı, happening’lerin ortaya çıkmasında ilham kaynağı olmuştu. 1953′te bir Willem de Kooning resmini silerek sergilemesi; 1961 yılında, Galerie Iris Clert tarafından galerinin sahibi Clert’i betimlesi için birçok sanatçı ile beraber davet edildiğinde galeriye “Bu, eğer ben öyle diyorsam, Iris Clert’in bir portresidir” yazılı bir telgraf göndermekle yetinmesi; eserlerinde araba lastiği, tenis topu, bisiklet lastiği, doldurulmuş keçi, tuval üzerine doldurulmuş kartal gibi malzemeler kullanması bu tarihsel geçişin habercileri olarak görülebilir.

1966′da, Billy Klüver ve Rauschenberg sanatçılar ve mühendisler arasında işbirliği ortamı sağlaması amacıyla E.A.T.’yi (Experiments in Art and Technology) kurmuşlar ve yine o zamanlar aralarında doldurulması gereken bir boşluk gördükleri sanat ve günlük yaşamı yakınlaştırmak için performanslar yapmışlardı.

İlgili Düğümküme Yazıları:

arikan | May 13th, 2008

Güncel Sanat Tartışmaları: Bağımsız Bünyeler



Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
, sınıflarını bu dönem son kez güncel sanat tartışmalarına açıyor. Azra Tüzünoğlu‘nun düzenlediği dizinin 10. Konuşmasının konukları, Ha za vu zu, :mentalKLİNİK ve Oda Projesi üyelerinden Seçil Yersel. 14 Mayıs Çarşamba günü saat 18:30′da, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi(Beşiktaş) 208 no’lu dersliğinde gerçekleşecek konuşma, herkesin katılımına açık!

“Bağımsız Bünyeler”
Konuşmacılar: mentalKLİNİK + ha za vu zu+ Seçil Yersel
Tarih: 14 Mayıs 2008 Çarşamba
Saat: 18:30
Yer: Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Beşiktaş Yerleşkesi 208 no’lu dersliği

Farklı üretim pratiklerinden gelen konuşmacılar, aynı topraklarda, yanyana ama ayrı birer yapı oluşturmanın ve bir oluşum içinden üretmenin hem kendi içinde hem de karşılaşmalarından doğacak sorulara/cevaplara olanak sağlayacak. 2000’lerin başlarında kurulmuş iki farklı üretim biçimini örnekleyen :mentalKLİNİK ve Oda Projesi ve 2000’lerin ortalarından beri farklı medyumlarla üretimlerini sürdüren ha za vu zu’nun bağımsız olma, farklı biçim ve ekonomilerde üretme durumları tartışılacak.

Yasemin Baydar ve Birol Demir tarafından kurulan :mentalKLİNİK, çalışmalarının başlangıcından itibaren sınırların erimeye başladığı yerde oluşan ince çizgiye konumlandı. Mevcut ilişkileri yerinden oynatarak yeni tip ilişkiler ve olasılıklar tasarladıkları üretimlerinde, görünmez olanı görünür kılarken, görünürü görünmez kılmaya çalıştı. :mentalKLİNİK, 10. konuşmada gerçekleştirecekleri ‘monodialog’la bu savı örneklerken, kendi deneyimlerinin görece daha yeni bir oluşumla karşılaşmasına olanak sağlayacak. 2005 yılından beri, farklı çalışma modellerini deneyen, zorlayan, esnek bir kurulum içinde kendi tanımlarıyla “cazibeyle” çalışan ha za vu zu, basit ve pratik yöntemlerle durumlar tasarlamaya çalışır. Grubun, müzik ve performans çalışmaları, yerleştirme, video, görsel düzenleme ve ses ekseninde disiplinlerarası bir nitelik taşır. Oda Projesi deneyiminden gelen Seçil Yersel’in, bu iki oluşum arasında, sorulardan çok ucu açık yorumlarla olası bir kurgunun oluşmasına destek olması beklenmekte. :mentalKLİNİK ve ha za vu zu’ya yakınlaşarak, günümüzde oldukça yaygın bir duruş olan sanatçı birlikteliklerine ve farklı işleyiş biçimlerine karşılaştırmalı olarak bakmaya çalışacak.

İlgili Düğümküme Yazıları

arikan | May 5th, 2008

Suyadoku İşlemsel Tasarım Sergisi

Bugün YTÜ İletişim Tasarımı’nda yapılacak olan Suyadoku sergisine gidiyoruz. Aşağıdaki duyuruda yeri ve kavramı anlatılıyor, kimler geliyor kimler gidiyor Facebook Suyadoku Etkinlik sayfasında.

55, Yıldız Teknik Üniversitesi, iletişim tasarımı bölümünden ve bölüm dışı katılımlarıyla destek veren insanlardan oluşan, “işlemsel tasarım” denen kavramın damarlarında gezintiye çıkmış, sonuçların arkasındaki sebepleri, sebeplerin doğurduğu sistemleri ve bu sistemlerin formüllerini araştırıp, yeni tasarımlar geliştiren, bu tasarımları formülize eden, rotasını beslendiği noktalara göre belirleyen, dışardan katılıma açık bir atölye grubu. 55 ekibi üçüncü sergisi “Suyadoku” ile etkinliklerine devam ediyor. Ekip bu sergisinde ebru ve işlemsel tasarımı harmanlıyor. 5 Mayıs saat 18:00′de açılacak olan sergi, 19 Mayıs tarihine kadar Yıldız Teknik Üniversitesi Agavat binasında izlenmeye açık olacak.

Ayrıntılı bilgi için: http://55.prosapiens.org/

Dara Kılıçoğlu | April 28th, 2008

’sakladığımızşeyler’ İçin Katılım Çağrısı!

“İstanbul’daki sergiye dahil olun + bir görsel iletişim tasarımı bitirme projesine katkıda bulunun. sakladığımızşeyler. Sadece sakladığınız şeylerin fotoğrafını yollayın.

Elimizde tutmak, aklımızda saklamak, kaybolmaması için muhafaza etmek…

Serginin konusu ”SAKLAMAK”. Sergi katılımcıların yolladığı fotoğraflardan oluşacaktır. Projeye katılmak isteyen herkesin sakladığı nesne/nesnelerin fotoğrafını çekmesi ve caglacamcioglu@gmail.com adresine yollaması yeterlidir.

Sergide fotoğrafların yanı sıra onlara eşlik edecek metinler de yer alacağından projenin ‘blog’ kısmındaki sorulara da cevap vermenizi rica ediyorum.

Katılımınız için şimdiden teşekkür ederim. Sergide buluşmak üzere, Çağla Camcıoğlu”

SON KATILIM TARİHİ: Mayıs 7, 2008