arikan | November 25th, 2007

Elektronik ve Estetik Fanzini Junk Jet Çıktı

junkjet.jpg

Junk Jet yeni bir tekno-kültürel üretim fanzini. Hem online hem baskı olarak yayınlanıyor. İlk sayısı şu anda Stuttgart’da yapılan bir etkinlikle tanıtılıyor. Etkinlikte 2/5BZ Serhat Köksal da görsel-işitsel bir şov yapıyor.

http://junkjet.net/

Junk Jet elektronik medya sanatçılarını, medya teorisyenlerini, radyodan bilgisayara sibernetik sistemleri estetik arayışlarla kurcalayanları, teknolojiyi amacından saptırarak kullananları, teknolojik hakimeyete verili kurallar üzerinden kafa tutanları, kendi deyimleriyle medya Don Kişotlarını birbirlerine türlü türlü bağlayan bir yayın oluşturuyor.

Bu ilk sayı için benden bir kaç iş istediklerinde ilk dikkatimi çeken şey Junk Jet’in retro web stili ve sibernetik kavramları bir kapta karıştırmasıydı. Micro Fashion Network ve Open I/O işlerinden malzemeler gönderdim. Tekrar bir özetlemek gerekirse Micro Fashion Network moda sisteminden düşük çözünürlüklü sample alan hibrid bir program. Bir kamera ve özel bir yazılım sokaktaki insanların kıyafetlerinden renkler alıyor ve yakın renkleri zamanla birbirine bağlıyor. Open I/O Internet üzerinden algılayıcı (”sensor”) verisi paylaşarak ağlı fiziksel / elektronik medya kompozisyonları yapmayı sağlayan bir platform.

Junk Net’in bu ilk sayısına katılanlar arasında Olia Lialina, Future Farmers, Matthew Fuller, Amy Alexander, ve Jan Jalinek var.

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

arikan | November 25th, 2007

İnsanların İnsani Kullanımı

cybernetics-wiener.jpg

Sibernetik (”cybernetics”) denilen bilim dalının kurucusu Norbert Wiener 1948 yılında Sibernetik adlı kitabını yayınladıktan hemen 2 yıl sonra bu yukarda resmini gördüğünüz “İnsanların İnsani Kullanımı” kitabını bitirmiştir. Bu kitapta Wiener gerçeklerin ve doğa kanunlarının istatistiki temsiline eğilir. Yaşamı iç içe geçmiş olasılıklar dünyası olarak anlatırken sanki bugünkü sosyal ağlı internet hayatının altında yatan makenizmalardan bahsetmektedir.

Sibernetik kitabının 1948 yılında yayınlanmasıyla bu disiplin akademilerde yayılmaya başlamıştır. Sibernetik hayvanlarda ve insanlarda kontrol ve iletişim bilimi anlamına gelir. Diğer bir deyişle sibernetik alanı kendiyle ve çevresiyle iletişim kurabilen ve kendi kendini üretebilen sistemleri ve işlemleri çalışır. Bu görüşe göre basit işlemler karmaşık sistemleri oluşturur. En temel işlem negatif geri beslemedir. Bu alan belki Türkçeye “güdümbilim” olarak çevrilebilir.

arikan | November 7th, 2007

Facebook Sosyal Ağlı Reklam Sistemi Çıktı

facebook1.gif

Dün gece yarısı yeni Facebook Reklam sistemi kullanıma açıldı. Artık sosyal ağlar üzerinden reklam yapmak mümkün. Önceki gün reklam vereceklere yapılan açıklamada üç yeni reklam ürünü çıkardığını açıkladı Facebook:

  1. Social Ads: Kullanıcıların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, politik görüşü, ülke, şehir, ilgi alanları gibi profil bilgilerine göre reklam gösteriyor.
  2. Beacon: Reklamverenlerin hazırlayıp kendi sitelerinden sundukları araçları (promosyon widgetları) Facebook kullanıcıları beğenilerine göre profil sayfalarından yayınlıyor. Yani tuttukları markaları profil sayafaları üzerinden arkadaş ağına dağıtıyorlar.
  3. Insights: Reklam verenler hangi tür kullanıcıların reklamlarına eriştiğini gösteriyor.

beacon-ads.png
Facebook aktivite görüntüsü (kaynak Techcrunch). Bu kullanıcı onu severim bunu tutarım diye bu Facebook Beacon’u nasıl kullandığını görüyorsunuz. Bu bilgiler anında tüm arkadaş ağına virüs gibi yayılıyor.

facebook-apps.png

Artık “rastegele” banner reklam gösterme veya Google AdSense sistemiyle anahtar kelimelere göre reklam gösterme dönemi sosyal ağlı reklamlar karşısında yavaş yavaş gücünü yitirmeye başlıyacak. OpenSocial sosyal ağlar arası ağ sistemini bir hafta önce açıklayan Google bu yeni reklam sisteminin yaratacağı şok etkisini ve kendi reklam sistemi AdSense’in reklamveren kitlesinden kapacağı payı farketmiş, önlemeyi amaçlıyordu. Ancak uzun vaadede tıpkı yıllar önce Google’un Alta Vista arama motorunun reklamveren payından kaptığı ve Facebook Google’un reklam payından büyük parçalar kapacak. Google bugün dünyanın neredeyse en büyük şirketi olma yolunda (bir GOOG hissesi 700 doları geçti). Öyle hızlı bir ekonomi yaşıyoruz ki, Facebook gibi bir sistem böyle bir devi bir kaç yılı içinde tehdit eder hale gelebiliyor.

Kim ne düşünüyor?

  • Servis sağlayıcı (Facebook) mutlu, çünkü her birim reklamdan çok daha fazla para alacak. Reklamverenler sürüsü çoştukça gelir katlanarak artacak.
  • Reklamveren mutlu, çünkü en büyük hayali gerçekleşti. İnsanlara kişisel bilgilerine göre reklam gösterebilecek. “Hedefe yönelik” bu reklamlar çok daha başarılı olacak, markalar çok daha derinden kafamıza kazılacak, marka yöneticileri sonsuz orgazmlar yaşayacak.
  • Reklamcı düşünüyor. Bu sosyal hayatımızın farkında ortamda nasıl daha yaratıcı reklam yapabilirim? Öyle reklamlar tasarlıyım ki arkadaş ilişkilerini en üst düzeyde kullansın, üstelik çaktırmadan.
  • Tüketici (kullanıcı) mutlu, çünkü en sevdiği markaları akadaşlarına sadece vitrin gezerken değil Facebook’da da gösterebilecek. Üstelik tüm arkadaşlarına aynı anda! Artık gezinirken gördüğü reklamlar alakasız değil tamamen kendi isteklerine, arzularına, aklından ve hatta bilinçaltından geçen ideallere göre gösterilecek. Daha iyi, daha “doğal” ne olabilirdi!

Tabii bu yaşadığımız devirde reklamveren de reklamcı da marka yöneticisi de tüketici de kullanıcı da hepsi aynı kişi olabiliyor. Ne güzel. Ancak herkes servis sağlayıcı olamıyor…

Türkiye’de ne olacak?

Facebook Atatürk Karşıtları Grubu veya Türklüğü Aşağılayanlar Grubu duyulacak ve Facebook Türkiye’ye kapatılacak. Türkiye’deki kullanıcılardan milyarlarca dolar kazanan Facebook mektup yazıp bu grupların kapattırıldığını ve erişimin “derhal” açılmasını rica edicek.

Güncelleme 1: Facebook kullanıcıları isyanda! Sosyal reklam sistemi çıkalı daha 24 saat olmadi, mahremiyet istiyoruz diyor herkes!

Güncelleme 2: Facebook reklam arama özelliği çıktı.

Güncelleme 3: Şirketiniz, ürününüz veya mesela müzik grubunuz için profil sayfası yaratabilirsiniz. Bu sayfa virüssel olarak dağıtılacak. Sistem şu anda bedava ancak yakında bir fiyatlandırma gelecektir.

ali | November 7th, 2007

Dağıtımlı Teknik Direktörlük

Her ne kadar son yıllarda hemen her kelimenin sonuna bir “2.0″ ibaresinin eklenmesi can sıkıcı olmaya başladıysa da, dün gördüğüm bir haber “işte futbol 2.0” dedirtti bana…

web2sport.jpg

Haberin hikayesi şöyle: İsrailli girişimci, Web2Sport.com‘un yöneticisi Moshe Hogeg, geçen sene FIFA Dünya Kupası Almanya-Arjantin maçında Lionel Messi’nin ilk 11′de olmadığını görüp hayal kırıklığına uğruyor. Birçok kişi maçtan sonra teknik direktörü suçluyor ve bir kişinin kararının milyonlarca taraftarın hayallerini yıkmasından yakınıyor. Hogeg, bunun üzerine bir şeyler yapmaya karar veriyor ve ilk iş olarak İsrail amatör kümesinde oynayan Hapoel Kiryat Shalom takımını 350.000 € ödeyerek satın alıyor. Sonrasında, web sitesinin ziyaretçilerinin ilk 11′e taktiklere, dizilişlere, hatta web sitesinden yapılan yayın ile anında oyuncu değişiklikleri için oy vermelerini sağlıyor. Sistem kısaca şöyle işliyor:

  • Takımında söz sahibi olmak isteyen kişi web2sport.com sitesine üye oluyor. (yakın zamanda sitenin İngilizce versiyonunun hazır olacağı söylenmiş)
  • Sitedeki istatistiklere göre saha içi diziliş ve taktik seçiyor
  • ‘Yardımcı antrenör’, takımı çalıştırıyor ve en popüler seçimlere göre organize ediyor.
  • Maç esnasında üyeler siteye bağlanıyorlar, oyunu seyrediyorlar ve taktiksel değişiklikler için oy veriyorlar. Yardımcı antrenör, elinde laptop’u ile kullanıcı-taraftarların isteklerini yerine getiriyor.

Normalde 100 kadar izleyicisi olan takım, iki hafta içine Internet’te 8000 kişi tarafından izlenir hale gelmiş. Takımın antrenörü, Internet sörfçülerinin isteklerini yerine getirmek zorunda olmaktan fazla memnun olmasa da böyle bir yeniliğin parçası olmayı ilginç bulduğunu ifade ediyor. “Hapoel Play65 Kiryat Shalom” takımı, son iki maçını kaybetmiş de olsa ilgi gitgide artıyor.

Hogeg, gelecek sene bu fikri ile İngiltere’de yatırım yapmayı, sonraki senelerde de bu işi iyice yaygınlaştırmayı düşünüp milli takımların ileriki yıllarda bu şekilde yönetilebileceğini hayal ederken, biz de aklımızdan acaba başarılı olabilirler mi diye geçiriyor, aynı zamanda da, bu merkezi olmayan, dağıtımlı yönetim modelinin herhangi bir tür topluluğa uygulanmasının verimli olup olamayacağı sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz.

futbolcu.jpg
Harun Farocki’nin documenta 12′de sergilenen, “Deep Play” isimli enstalasyonundan bir kesit

arikan | October 19th, 2007

550 Milletvekili Seni Temsil Ediyor mu?

mean_vekil.jpg

Bunu öğrenmek için bugün saat 18:00 20:00 arası İstiklal Caddesi’nde Karşı Sanat galerisine gidin ve Ali Miharbi‘nin “Eigenvekil” projesine bakın. Halil Altındere’nin küratörlüğünü yaptığı “Gerçekçi ol, imkansızı talep et” sergisi bugün Karşı Sanat‘da açılıyor, 17 Kasım’a kadar sürecek.

Ali yukarıdaki resmi 550 milletvekilinin vesikalık fotoğraflarının ortalamasıyla yapmış. Sergiye gittiğinizde Ali’nin kurduğu kameranın karşısına geçin ve ayna misali ekranda kendi yüzünüzün milletvekilllerinin yüz özellikleri kullanılarak hesaplanmış halini görün.

“Eigenvekil” (2007), bir LCD ekran, PC, kamera ve duvarlarda asılı posterlerden oluşan bir yerleştirme. İzleyici ekrana bakarken, bilgisayarın canlı kamera görüntüleri ve işlediği istatistiksel veriler sayesinde, TBMM milletvekillerinin fotoğraflarından hesaplanan özelliklerin, kendi görüntüsü üzerinde bir ‘yansımasını’ görüyor. Aynaya bakar gibi ekrana bakıyor ama aslında çok kısıtlı bir şekilde temsil edildiğini farkediyor. Politik temsil, sanatsal temsil, matematiksel temsil gibi birçok temsil türünde, genelleştirme adına yapılan soyutlaştırmalar, kenarların yontulması, temsil edilenler çoğaldıkça, tek tek bireylerin (veya öğelerin) bakış açısından, temsil edeni bulanıklaştırıyor. Eigenvekil de, çeşitli temsil türleri üzerinden, günümüzün temsili demokrasilerindeki bu soruna dikkat çekiyor.

Eigenvekil projesinde, görüntülerin tekrar oluşturulması için “eigenface” (özyüz) yöntemi kullanıldı. Bu ve benzeri yöntemler, genellikle, aranan kişilerin bilgisayar ve kameralarla otomatik olarak tanınmasını sağlayan sistemlerde kullanılıyor. Bunun yanısıra, AB, ABD ve Kanada pasaportları (veya vizeleri) için, özel birçok sıkı kurala ve ölçüte göre çekilen biyometrik fotoğraflar da buna benzer sistemlerde kullanılmak üzere, yüz kimliğimizin en verimli şekilde devletin veritabanına aktarılmasını sağlıyor. Böylelikle, gözetleme kamerası karşısına geçen kişi, bu veritabanındaki kişiler ile karşılaştırılabiliyor. Eigenvekil projesinde ise, gözetlenen izleyicinin yüzü, TBMM milletvekili fotoğraflarından oluşturulan veritabanındakilere yeterince benzememesine rağmen, sanki onlardan biriymişcesine bilgisayar tarafından tekrardan oluşturuluyor ve elde edilen sonuç olduğu gibi ekrana yansıtılıyor.

Eigenvekil’den diğer görüntüler… İlki kendi vesikalık resimlerinin, milletvekili resimlerinin özelllikleri kullanılarak tekrardan oluşturulmasına razı olan arkadaşlar. İkincisi en önde giden eigenvekiller.

eigenvekil-unknown.jpg

top_eigenvekils.jpg

ali | October 10th, 2007

Semiyotik Kare ve Sanat

Sanatsal Üretim İçin Gerekli 3 Şey üzerinden bazı tartışmalara girmişken, James Clifford‘ın 1988′de tasarladığı Sanat-Kültür Sistemi diyagramına da yer vermek istedim:

clifford_tr.jpg

Bu diyagram üzerinde konuşmadan önce biraz, burada kullanılan semiyotik kare (veya Greimas dikdörtgeni) nedir, nerelerde kullanılır, bir işe yarar mı, bunlardan bahsetmekte yarar var.

Semiyotik kare, doğal dillerde ikili karşıtlık olarak bulunan ve birbirlerinin anlamları ile sürekli etkileşim içinde olan, kimisi bu etkileşimin etkisiyle anlam değiştirebilen, bir anlamda ayrılmaz ikili oluşturan terimlerin (ölüm/yaşam, eril/dişil, Doğu/Batı, merkez/çevre, insan/makina, doğa/kültür, doğa/teknoloji, kahraman/düşman, fiziksel/sanal, gerçek/hayali, Sağ/Sol, ziyaret/ikamet, dinamik/statik, vs. gibi) analizini yapmak ve analitik sınıf sayısını dörde (örneğin ölüm, yaşam, yaşam ve ölüm (”yaşayan ölüler”), ne yaşam ne ölüm (”melekler”) gibi), sonrasında sekize veya ona çıkarıp genişletmek için kullanılan bir araç.

S1 ve S2 teriminden başlayarak ortaya çıkan ilişkiler:

  • S1 ve S2: karşıtlık
  • S1 ve ~S1, S2 ve ~S2: çelişiklik
  • S1 ve ~S2, S2 ve ~S1: tamamlayıcılık

Semiyotik karede, ilişkilerin yanında S1 ve S2 kullanılarak oluşturulan “meta-kavramlar”:

  • S1 ve S2
  • ne S1, ne de S2

life_death_tr.jpg

Bunları eril-dişil örneğine oturtacak olursak:

  • S1: eril
  • S2: dişil
  • ~S1: eril değil
  • ~S2: dişil değil
  • S1 ve S2: eril ve dişil; hermafrodit
  • ne S1 ne de S2: ne eril ne de dişil; aseksüel

Tekrar sanata dönecek olursak, sanat ve sanat olmayan arasındaki ilişkinin dinamiğine birçok zaman sanatçılarca müdahale edildiğini görmek mümkün. Örneğin dekoratif öğeler, kitle iletişim imgeleri, popüler kodlamalar, kitlesel üretim, tüketim malları, kitsch, kopyalanabilirlik hep “sanat olmayana” dair özelliklerken, bunlardan birçoğu sanatçılarca ironik olarak kullanıldı. Bunun yanında, kelime anlamlarının semantik ağ üzerinde sürekli hareket edebilmeleri sayesinde sanat dünyası denilen, “sanat” ile “sanat olmayan” arasındaki ayrıma ihtiyaç duyan ve bunu belirleyen sistem varlığını sürdürmeye devam etti. Bütün bu dinamiklerin bu kadar basit bir diyagramla özetlenebileceğinden emin olmasam da Clifford’ın diyagramını, çok daha karmaşık bir ağın kesiti olarak görmek olası.

arikan | September 30th, 2007

Sanatsal Üretim İçin Gerekli 3 Şey

carlandre-artcapitalism.jpg

Sanatsal üretim olma ihtimali üç vektörden geçiyor Carl Andre‘ye göre:

  1. Sanatçının öznel karakteri
  2. Malzemelerin nesnel karakteri
  3. Ekonomik kaynakların varlığı

Carl Andre bunu 1970′de çizmiş. Bugün hala aynı şartlar geçerli mi?

ali | September 27th, 2007

Meta-Markets Üzerine

Geçen gün Burak Arıkan ile, yeni deneysel çalışması Meta-Markets üzerine küçük bir söyleşi yaptık. Meta-Markets, Internet’te kolektif olarak oluşturulan değerlerin pazarlandığı ve incelendiği bir çeşit ekonomik simülasyon olarak görülebilir. del.icio.us, Facebook, flickr, FeedBurner gibi sosyal web sitelerinde, kullanıcılar, bu sitelerde harcadıkları manevi emek sayesinde onlara belirli bir değer katıyorlar; sürekli kullanıcı iseler bu bir değer akışına dönüşüyor. Meta-Markets’ta bu değer, belli kriterlerle ölçülüyor ve kullanıcılar arasında oluşturulan bir borsa sistemi ile, bu sitelerdeki manevi emeklerin hisse senedi olarak alınıp satıldığı, para birimi OPENSTUDIO kullanıcılarının yakından tanıdığı burak (β) olan spekülatif bir pazar oluşturuluyor.

meta-markets-dugumkume.gif
Meta-Markets arayüzünde Del.icio.us Düğümküme bağının hissesi. Bu bağı ilk İlteriş kaydetmiş ve sonra Meta-Markets’ta 200 hissesini (20%) halka arz etmiş. Bu kağıt şu anda yukarıda resimleri görülen 10 hissedar arasında paylaşılıyor.

ali: Meta-Markets ve OPENSTUDIO hem deneysel olmaları hem de sosyal birer ağ oluşturan siteler olmaları nedeniyle acayip bir his yaratıyor bende. Bir yandan çok ilginç ve düşündürücü geliyor, bir yandan da girip müdavimi olmadıkça tam tadını almak güç oluyor.
arikan: Genelde oyun olarak değerlendiriliyor bu işler. Ama gerçeğe olan bağlantıları oyunluktan farklı bir yere koyuyor.
ali: Doğru, belki deneysel ve gerçekçi yanı daha çok ilgimi çektiğinden oyun yönüne fazla kaptıramıyorum kendimi. Bu sitelerde kullanıcı olarak edinilen deneyim de, gerçekle olan bağları yakalamak, üzerinde daha iyi kafa yormak için gerekli. Ama çok sabır gerekiyor - sabırla kastettiğim şey, uzun zaman aktif katılım. Meta-Markets’ta, aktif ve düzenli katılımın gerekliliği daha çok hissediliyor.
arikan: Hmm, evet ama sosyal bir ortam olduğunda sabır diye bir seye gerek kalmıyor, girip takılmak istiyorsun zaten. Meta-Markets’de henüz öyle bir sosyal ortam yok fazla. Facebook’u düşün mesela. Sosyal ilişkilerin içinde olduğu acayip bir ortam, herkes koşa koşa gidiyor.
ali: Aslında hem deneysel hem sosyal ile kastettiğim bununla ilgili belki. Facebook deneysel sayılmaz ama popüler.
arikan: Meta-Markets’in sosyal bir ortam olmasına çabalıyoruz. Bu insanları dürten bir özellik. Şu anda hisselere yorum yazma gibi bir takım araçlar var. Deneysel ve sosyal bir arada.
ali: Buna karşın, Meta-Markets çok daha kült bir şey olabilir mi? Yani Facebook gibi herkesin üye olduğu değil de, yakaladığını hasta eden bir şey demek istedim..
arikan: Hmm.
ali: Potansiyel olarak, Facebook gibi herkese seslenecek bir şey değil ama fikir çok orijinal ve bir hayran kitlesi oluşturma gücü var.
arikan: Evet genelde kullananlar 5 saat takılıyorum filan diyor. Fikir aslında biraz radikal bir pozisyonda. İnsanlara sosyal web servislerinde emek harcadığını hatırlatıyoruz öncelikle. Sonra da bu emekten çıkan değerlerin alıp satılabileceği bir ortam sunuyoruz.
ali: Bu manevi emek konusu da karışık aslında bunun benzerinin klasik medyumlar için düşünülüp düşünülemeyeceği sorusu geliyor. Mesela Lego?
arikan: Hmm evet.
ali: Oyuncak.. Herkes bir şeyler yapıyor ve paylaşıyor.
arikan: Lego Fan Club!
ali: Aynen. Görünürde kimse Lego için çalışmıyor. Ama oyun oynayarak yaptıkları şeyleri fan club’larda paylaşarak ürünün değerini artırıyor.
arikan: Marx ağlardı görse bunları.
ali: İşin içine iletişim girince karışıyor, mesela tek bir faks makinasının hiç bir değeri yoktur ama mesela sen, ben, Dara, hepimiz birer faks makinası alırsak değeri artar.
arikan: Network effect (ağ etkisi) deniyor buna, evet faks en güzel örneği.
ali: Faks örneğinde sadece satın alma var, yani kullandı/kullanmadı seçenekleri; Lego örneğinde ise kullanma biçimi de bir etken. Sosyal ağlarda başka kullanma biçimleri giriyor. Bunlar bağlantılı gibi geliyor bana.
arikan: Tabii bayağı karmaşık ilişkiler var. Facebook’da mesela uygulamaların sosyal ağ üzerinden dağılması acayip bir olay. Facebook bugünün faks makinası. Teknoloji tabii karşılaştırılamayacak kadar daha karmaşık.
ali: Acaba katılan değer karşılığında alınan sosyalleşme ve öztanıtım adil olabilir mi? Facebook’un sahiplerini zengin ediyoruz ama telefon kullanımına benzer bir şekilde iletişim yeteneğimiz ve çevremizdeki insanlara olan bağımız da güçleniyor bu arada.
arikan: Güzel soru. Meta-Markets ile biraz bu karmaşık değerin hesabını yapmaya çalışıyoruz hep beraber. Çünkü hiçbir zaman Yahoo sana Flickr hesabından kaç para yaptığının raporunu vermeyecek. Biz bu değeri Yahoo’dan çıkarmaya çalışıyoruz aslında biraz. En azından deniyoruz.
ali: Belki de Meta-Markets’ta gerçek para dönerse bu gerçek anlamda bir sosyo-ekonomik deneye dönüşebilir.
arikan: Bir süre sonra gerçek paraya geçmeyi planlıyoruz, en azından gerçek parayla bir değişim oranı olmalı döviz TL gibi. Bunu bir anda yapamayız tabi o yüzden şimdi küçük başlayıp zamanla oraya yürüyeceğiz. En ilginç problemlerden biri “sahiplik”. Gerçekten bu hisselere sahip misin? Meta-Markets bunu garanti ettiği gün gerçek paraya geçeceğiz.
ali: Hisselere “gerçekten” sahip olmakla kastettiğin nedir?
arikan: Yani benim Facebook profilimden hisse aldın diyelim. İspatı nerede? O aldığın hisseyle bana bir yaptırımın var mı? Ben bir gün çıkıp gitsem Meta-Markets’dan ne olacak? Ve benzeri sorular var cevaplanması gereken.
ali: Hmm. İşi oyun olmaktan kurtarmak zor bir anlamda… Bunun yanında, bazı getirileri de olduğunu söyleyebiliriz.
arikan: Giderek daha fazla kişi sömürüldüğünü anlayacak, kim bedava çalışmak ister ki? Ancak bu servisler insanların aklına protokol seviyesinde kazınıyor, yani TV çocuklarının kafasına işlenenlere göre çok daha derin işleme var sosyal servislerde. Biz de bu yeni şartlara göre eleştirel sistemler geliştiriyoruz. Meta-Markets ile hedeflediklerimizi yapabilmek için biraz zamana ihtiyacımız var.
ali: Aklıma Facebook’ta 3,7 milyon kullanıcı tarafından yüklenmiş olan Super Wall’ı yazıp diğer Facebook uygulamaları için bir reklam platformu olarak kullanan RockYou geliyor. Oluşturdukları reklam ağı ile diğer Facebook uygulamalarına kullanıcı satıyorlar ve bir kullanıcının şu anki değerini ortalama 0,30$ olarak hesaplamışlar. Bu değerin daha da yükseleceğini tahmin ediyorlar; üstelik bu Facebook’un kendi kârının üzerine eklenen bir miktar. Meta-Markets’da ortaya çıkan değerlerle, bunun benzeri pratikte elde edilen değerlerin örtüşmesi gibi bir kaygın veya ilerisi için böyle bir stratejin var mı?
arikan: RockYou ve benzeri Facebook reklamcıları bizim hedeflerimize ulaşmamıza yardım ediyorlar bir yerde. Daha çok insan Facebook’da kullanırken bir değer ürettiğini görüyor. Bu reklam sistemlerindeki değer hesaplarını da Meta-Markets içindeki formüllerde kullanabiliriz ileride. Silikon vadisindeki genel eğilime göre bu reklamcılardan daha çok çıkacak. Sadece Facebook’daki sosyal ağı üzerinde çalışacak projelere yatırım yapmak amacıyla risk sermaye şirketleri kuruluyor birer ikişer. Ayrıca bir çok mevcut ve yeni servis Facebook’daki başarılı sosyal ağ modellerini kopyalıyor, kopyalacaktır da… Bütün bu gürültünün içinde önemli olan soru şu. Sosyal web servilerini kullanan kişiler verdikleri emeğin karşılığını tam olarak alıyor mu? Bunun cevabı şu: hayır almıyorlar. Biz de bu emeğin ederini görünür hale kılmak için bir sosyal ürünler borsası kurduk ki hepimizin emeği elle tutulur, yani hesabı sorulabilir olsun. Üstelik Meta-Markets’da farklı farklı servislerin ürünlerini açabildiğin için, Greg Smith’in Meta-Markets review’unda yazdığı gibi farklı sosyal ağlar arasında (Flickr ile Facebook ile Delicious v.s) değer alışverişi sağlıyor Meta-Markets. Bu ortamda paha biçilmez bir bilgi türü yaratıyor bence.

cenk | September 25th, 2007

İnternet Yasağı Nasıl Aşılır?

Düğümküme’de konu ile ilgili yazılmış yazılar:

Biri Bu Adamı Durdursun, Etkin Çiftçi
http://www.dugumkume.org/biri-bu-adami-durdursun

Youtube’a Türkiye’den erişim, Türk Mahkemesi Tarafından Engellendi!, Dara Kılıçoğlu
http://www.dugumkume.org/youtube-turk-mahkemesi-tarafindan-engellendi

Mahkeme Kararıyla Internet Sitesi Kapattırma Formu, Burak Arıkan
http://www.dugumkume.org/mahkeme-karariyla-internet-sitesi-kapattirma-formu

İfade Özgürlüğü Yazılımları, Ali Miharbi
http://www.dugumkume.org/ifade-ozgurlugu-yazilimlari

Sıkıysa gerekçelerinizi uluslararası platformlarda tartışın ve galip gelin, sahipleri değil biz kullanıcılar yakalım o sunucuları törenle. Her sene de kutlayalım, evet çok doğru bir karar vermişiz bilgi uzayından malum verileri atmış olmakla diyerek halay çekelim…

Ağa Türkiye topraklarından erişen arkadaşlar, aslında bu tür engellemeleri (Bu siteyi göremezsin kardeşim) ufak bir yazılım ayarı sayesinde aşabiliriz.

Şu adrese bir göz atın: http://publicproxyservers.com/

Sol tarafta gördüğünüz ‘proxy server 1′ bağına tıklayın. Karşınızda ücretsiz olarak kullanabileceğiniz, hergün güncellenen sunucular listesi var. Hem yurdumuza yakın hem de teknolojik olarak gelişkin olması muhtemel ülkelerden birini seçin.

Şimdi tek yapmanız gereken, uygun bir sunucu seçip tarayıcınızda (browser) gerekli ayarlamaları yapmak.

Firefox’da bu ayar şöyle yapılıyor:

Preferences / Advanced / Network / Settings / Http Proxy kısmına Ip adresini ve port numarasını yazacaksınız. Şimdi herhangi bir siteyi açıp kontrol edin, çalışıyorsa tamamdır.

Notlar:

  • Ücretsiz bir çözüm
  • Bu sitelerden bazıları listenin tazelenme periodu ile alakalı olarak çalışmayabilir. Başkasını deneyiverin
  • Ayarları her zaman ‘Direct Connection to the Internet’ ya da ‘Auto-Detect’ seçimleriyle geri almak mümkündür
  • Kullandığınız bir proxy bir süre sonra hizmet dışı kalabilir, kapanabilir, herşey olabilir. Başkasına geçersiniz. Bir gün Internet çalışmıyor diye paniklemeyin
  • Proxy Kullanırken anonim gezinti yaparsınız
  • Http proxy im ve benzeri uygulamaları etkilemez

Hepimize özgür gezintiler!

arikan | September 25th, 2007

Facebook Sosyetesi

Sosyal sınıflar genelde zenginliğe göre ayrılır. Burjuva ile işçi farklı ortamlarda takılır. Aralarındaki fark ceplerindeki parada, paranın aldığı gömlekte, gömleğin girdiği kulüpte, kulübün kapısındaki kadınlardan ve arabalardan anlaşılır. Dağa kaçmış göle düşmüş diye tekerleme gibi gidiyor ama en azından burjuvazi kelimesinin icat edildiği toplumlarda böyleymiş hayat. Bu sosyal sınıf farklılıkları kendilerini en çok kamusal alanda gösterirmiş. Tabi her toplumun modernleşmesi kendine. Türkiye’de en kamusal alan İstiklal caddesi hem diskodan fırlamışları hem müslüman burjuvaları bir arada barındırır. Aradaki farkı paranın satın alabileceklerinden anlamak mümkün olmayabilir.

Pek çok defa duyduk Türkiye’de İngilizce bilmeyenler ikinci sınıf vatandaş diye. Sınıf ayrımında para değil bilgi ana etken belki de. Internet kullanmayanlar? Google’da arama yapmayanlar? RSS okumayanlar? Blog yazmayanlar? Facebook’a girmemişler?

Kimileri için Facebook bir “teknoloji”, kimileri için hiç bitmeyen bir muhabbet. Arkadaşlarım her zaman orda, yazıyorum, çiziyorum, fotoğraflarda işaretliyorum, kafasına koyun atıyorum, ısırıyorum, içki ısmarlıyorum, duvarına yazıyorum, arkadaşlarına bakıyorum, ekliyorum, çıkartıyorum, virüs gibi dolanıyorum, ordan girip burdan çıkıyorum. Cafede oturuyoruz sanki gelen geçen masaya oturuyor kalkıyor bir muhabbet bazen sanki boğaza nazır bazen kalbur üstü tatlılar söylentiler ekler etekler açıyorum Şamdan dergisi karışıtıyorum sayfaları lüzumlü şeyler 352 arkadaşlı Elif 99 arkadaşlı Hakan ile Laylay’dan çıkarken çeviriyorum Dara’nın 328 arkadaşından 24 tanesi bir partide çeviriyorum Ceren (504) ile Boran (621) hem Darfur’a hem küresel ısınmaya karşı. Düğüm olmuş bir Facebook sosyetesi. Ne avant-garde’ın önde giden Guy Debord’u açıklayabiliyor gösteri sosyetesinden ne simulacaralarla tarif ediliyor bu rivayetler.

Eğer Facebook sosyal bir sınıf farkı yaratıyorsa bu farkı görebileceğimiz kamusal alan neresi?