engin | January 7th, 2008

İstanbul’u Yanınızda Taşıyın

Take Away İstanbul

2 hafta kadar önce İstanbul’a kısa bir ziyaret yaptım. 1.5 senedir İstanbul’a gitmediğim için iyi-kötü bir dolu yenilik gözüme çarptı. İyi tecrübelerimden bir tanesi, Take Away İstanbul ile tanışmam oldu. Take Away İstanbul, bir avuç tasarımcının İstanbul kültürü üzerine düşünüp, tasarlayıp, ürettirdikleri objeleri Kanyon Alışveriş Merkezi’nde küçük bir standda satıyor. Kendilerini şöyle anlatıyorlar:

Take Away İstanbul tasarımcıların İstanbul ile ilgili ürünler tasarlayacağı, üreticilerin tasarımcılar ile beraber ürünler üzerinde çalışacağı ve sonucunda müşterilerin tasarım değeri olan ürünler bulabilecekleri bir proje olarak düşünüldü. Proje Mayıs 2007’de ürünler ve konsept çalışmaları üzerindeki ilk görüşmeler ile başladı ve o zamandan beri birçok kişi projeye dahil oldu. Yeni tasarımcıların, üreticilerin ve müşterilerin de zaman içinde bu ana gruba dahil olmaları düşünülüyor. 5 aylık hazırlık çalışmaları sonucunda, proje, Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki ilk satış noktası ve şimdi de ziyaret etmekte olduğunuz alışveriş sitesi ile bir marka çalışmasına dönüştü.

Take Away İstanbul tasarımcıların düşüncelerini gerçekleştirmek için üretimden satışa kadar kurulmuş hazır bir platform. Kanyon’daki ithal ürünler satan birçok mağazanın arasında, sunduğu ürünler ile pırıl pırıl parlıyor. Ürünler son derece İstanbul’a has. Özellikle tellak, dolmuş şöförü gibi karakterler içeren ürünlerini mutlaka görün. İstanbul silüetli koli bantından İski rögar kapağı nihalesine, ince belli shot bardağından İstanbul dolmuş haritasına kadar Türkiye’yi tanıyan herkesi gülümsetecek güzel ürünler satıyorlar.

Take Away İstanbul logo

Grubun üretim ve satış konularındaki koordinasyonunu sırtlayan Seda Ertem’i Kanyon Alışveriş Merkezi’ndeki standda görebilir, ürünler hakkında küçük hikayeler dinleyebilirsiniz. Ben ‘denize ağzında sigara ile girenler için boyun askılı küllük’ projesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Bakmak isterseniz, İstanbul’da çektiğim resimler de şurada.

Düğümküme'yi zamanında takip edebilmek için öncelikle RSS'den abone olun. Ayrıca bkz RSS nedir, nasıl kullanabilirim?

arikan | January 2nd, 2008

Yeni Nesil Internet Uygulamaları Yaratırken Dikkat Edilecekler

yeni-nesil-varis-sayfasi1.png

2008 yılında web, sayfalardan oluşan bir ağ yapısından çok bir kaynak-insan ağı olarak algılanacak. Web’in yaratıcısı Tim Berners-Lee bu gelişmeyi WWW (World Wide Web)’den GGG (Giant Global Graph)’e geçiş olarak tarif etmişti. Son zamanlarda kaynak-insan ağına odaklanarak geliştirilen yeni nesil internet uygulamaları artık farklı tasarım örüntüleri gösteriyor. Eskiden web sitesine sayfa tasarımından ve site haritasından başlanırdı, ancak bu alışkanlıklar yerini yeni tasarım yaklaşımlarına bırakıyor. Bunların farkında olmanız daha kullanışlı web servisleri yaratmanıza yardımcı olacaktır. Öncelikle yeni nesil internet uygulamları ile ne kastettiğimizi tekrar edelim.

İnsanların katkısını yani toplu zekayı uygulamanın gelişimi doğrultusunda kullanan sosyal bileşenli uygulamalar.

Bahsettiğimiz uygulamalar klasik portal, haber sitesi, dergi gibi merkezden-kitleye durağan modeller değil sosyal imleme, video paylaşımı, sosyal ağ servisleri gibi kitleden-kitleye etkileşimle büyüyen uygulamalar, popüler deyişle web 2.0 uygulamaları.

Bir web 2.0 servisi yaratırken dikkat edilecek noktalar şunlar:

  1. Internet’teki veri birikimine değer katıyor mu?
    Bu servisi kullanarak internet’ten yeni ne öğreniyoruz. Mevcut servislerin sağladığı bilgilerin üzerine ne tür yeni bilgiler katıyor.
  2. Servisi oluşturacak ana veri modelleri neler?
    Tasarıma sayfalardan değil veri modellerinden başlayın. Sayfa iki boyutludur, model çok boyutludur daha derin ve yalın kurgulamanızı sağlar.
  3. Adresler (URL) okunaklı, kalıcı, ve tahmin edilebilir mi?
    Veri yapısını yansıtan, veriler arası hiyerarşiyi gösteren adresler oluşturun. Adres yapısı alan adı kadar önemlidir, akılda kalıcı adresler servise erişimi arttırır.
  4. İçerik tekrar tekrar karıştırılıp yeni içerik oluşturulabiliyor mu?
    Servisi kullananlar mevcut içeriği kullanarak yeni içerik üretebilmeli ve uygulamayı oluşturan işlemler kullanıcı katkısıyla gelişebiliyor olmalı.
  5. Hem normal kullanıcılar, hem geliştiriciler, hem de makinaların anlayabileceği şekilde çalışıyor mu?
    İçerik XML, JSON, RSS, Microformats gibi veri standardları ile de sunulabiliyor olmalı. Böylece programatik kullanıma açık olarak dışardan sizin servinizin üstüne yeni servisler geliştirilebilmeli.

yeni-nesil-varis-sayfasi-ayrik.png

Artık bir web sitesinin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz.

Web siteleri artık içine girilip dolaşılan bir yer olmaktan çıkıyor. Sitenin anasayfası değil sitenin içeriği internet’de dolaşırken uğradığımız noktalaradan bir tanesi. Yani artık sitenin içinde veya siteden siteye değil, kaynaktan kaynağa dolaşıyoruz. Bu gözlem bizi sayfa metaforundan veri modeli metaforuna taşıyor. Buna en güzel örnek Wikipedia sayfaları, bir kavramı sadece bir sayfa ve bir adres temsil ediyor ve buna herhangi bir yerde doğrudan bağlantı veriliyor.

Veri modellerini önce adres ile sonra yine sayfa ile temsil ediyoruz. Adreslerin veriyi en iyi şekilde yanısıtması, okunaklı ve akılda kalıcı olması mesela bloglardan veya hatta diğer servislerden bağlantı yapılabilmesini kolaylaştırıyor. Olay kaynak ve kaynağın adresine dönüşüyor. Bu durum birbirine bağlı bir kaynaklar ağının daha çabuk gelişmesini sağlıyor.

Bu yeni bakış açısına göre sayfa tasarımları da değişiyor. Veri modellerini temsil eden üç sayfa türü var:

  1. Varış Sayfası
    Ana içerik ve destekleyen ikinci derece bilgi. Mesela ana içerik video, fotograf, slayd şov, profil, kitap, çizim olabilir. Destekleyen içerik etiketler, yorumlar, oylar, içerğin sahibi, sahibinin diğer içerikleri olabilir.
  2. Liste Sayfası
    Ana içerikler arasında dolaşmayı sağlayan liste. Mesela indeks, arama sonuçları, kişiye ait belgeler olabilir. Listelenen içerik biribirne göre oranlı dizilebilir.
  3. Düzenleme Sayfası
    Ana içerikleri toplu düzenlemeyi ve karıştırmayı sağlayan arayüz. Mesela Flickr toplu photo edit ve YouTube video edit sayfaları buna iyi örnekler.

Özetle veri kaynağını temsil eden en önemli sayfa varış sayfası. Bu sayfaya herhangi bir web sitesinden bağlantıyla gelinebilir. Bir kişi bu sayfaya geldiğinde dikkatini nereye yönelendireceği tasarımınıza bakıyor. Vermek istediklerinizi önem sırasına göre dizip sayfa tasarımını ona göre düzenleyebilirsiniz. Yazıda kullanılan görseller varış sayfası dediğimiz sayfanın tasarımına dair web 2.0 / sosyal ağlı servisler üzerinde yapılan bir BBC analizinden alıntı, tasarımlarınıza örnek olabilir. Yine tekar edelim, varış sayfasını kaynak yapan şey kolay hatırlanacak bir adresi olması.

arikan | November 30th, 2007

Yeni Medya ve Mimarlık Yüksek Lisans Programı

mac-buffalo.jpg

“Mimarlık okuyorum ve yeni medyayla ilgileniyorum. Bu ikisini bir arada çalışabileceğim bir yüksek lisans programı arıyorum.” diye aklınızdan geçiriyorsanız New York’da Buffalo Üniversitesi Mimarlık ve Medya Bölümü ilginizi çekebilir. Bu iki yıllık yüksek lisans programı MArch + MFA ve olmak üzere iki derece birden veriyor. İki yıllık eğitim programı PDF olarak burda, seçilmiş öğrenci işleri burada.

Son Başvuru Tarihi: 15 Ocak 2008

Kimler ders veriyor?

Bir okul araştırırken ilk bakmanız gereken şey kimlerin ders verdiği. Bu bölümde aralarına Düğümküme’de de daha önce bahsi geçen işlemsel ürünler veren çok önemli sanatçılar, mimarlar, ve medya teorisyenleri var.

Ana profesörler: Marc Böhlen, Omar Khan, Mark Shepard
Diğeleri: Josephine Anstey, Tony Conrad, Shadi Nazarian, Dave Pape, Trebor Scholz, Hadas Steiner, Shahin Vassigh

Burs ve destek var mı?

Burssuz okunmaz tabii ki. İstekli ve çalışkan adaylara Teaching Assistant (TA) pozisyonları var. Yani hem maaşlı asistanlık yapıp hem de okuyabilirsiniz.

İlgili Araştırma Laboratuvarları

Amerikan okullarında genelde bir fakülte etrafındaki tüm kaynaklar öğrencilere açıktır. Bu sayede okulda geçirdiğiniz iki yıllık sürede dersler dışında en çok bu lablerden ve ordaki insanlardan öğrenirsiniz. Kampüste robot atolyelerinden performans stüdyolarına kadar faydalanabileceğiniz pek çok lab ve kaynak var.

Media Robotics Lab
http://www.acsu.buffalo.edu/~mrbohlen/mediaroboticsindex.html

Center for Virtual Architecture
http://cva.ap.buffalo.edu

Intermedia Performance Studio (IPS)
http://ips.buffalo.edu/

Başvuru

Adayların her iki bölüme de başvurusunu göndermesiniz istiyorlar. Başvuru formları ve daha fazla bilgi için bu bağlantıları takip edin:
Mimarlık: http://www.ap.buffalo.edu/architecture/admissions/graduate.asp
Medya Çalışmaları: http://mediastudy.buffalo.edu/s/grad_application.shtml

arikan | November 30th, 2007

Nereye Otursak

Belçikalı tasarımcılar Yvonne Fehling ve Jennie Peiz genelde parklarda bulunan banklarla evde kahvede kullanılan sandalyeleri birleştirmiş ve bu oturma takımını yaratmış. Şu anda Almanya’da Arp Müzesinde sergileniyor.

oturaklar.jpg

Dara Kılıçoğlu | September 28th, 2007

Dörtyüzsaniye Geri Döndü

dortyuzsaniye4_web.jpg

Difüzyon farklı tasarım alanlarını bir araya getirmeye devam ediyor. 4 Ekim 2007 Perşembe Akşamı Studio Live’da gerçekleştirilecek olan tasarım etkinliği DÖRTYÜZSANİYE’ de mimarlık, moda, grafik, ilüstrasyon, pasta, müzik ve gibi farklı yaratım alanlarından tasarımcılar bir araya gelecek.

27.09.2007, İstanbul - Hızlı sunum formatıyla İstanbul tasarım çevresine yeni bir soluk getiren ve ilk üçü yoğun ilgi gören DÖRTYÜZSANİYE, 4 Ekim Perşembe Akşamı Studio Live’da gerçekleşecek.

Farklı alanlardan yaratıcı çalışmaların ortak bir platformda sergileneceği DÖRTYÜZSANİYE ‘ de, her bir tasarımcı kendi seçtiği bir çalışmasını, 400 saniye boyunca, projeksiyon eşliğinde izleyicilere sunacak. Etkinlikte sunum yapacak olan tasarımcılar, amatör ve profesyonel ayrımı gözetilmeden proje bazında değerlendirilerek seçildi. Studio Live’daki etkinlikte Erdem Helvacıoğlu, Frederik de Smedt*, Koray Kantarcıoğlu, SHRWR*, Sadi Güran-Deniz Cuylan-Senem Akçay, Mahir M.Yavuz&Ebru Kurbak, Coccolat, 389g, 8artı ve Erkin Gören sunum yapacak. İzleyicilerle birlikte interaktif bir ortamda gerçekleşecek olan sunumlar, aynı zamanda farklı tasarım disiplinlerinin de birbirleriyle etkileşime geçmesi açısından da ayrı bir anlam taşıyor.

Difüzyon profesyonel ve amatör tasarımcıların bir araya geldiği bir tasarım grubudur. Tüm grup üyeleri kentsel sanat formları, dijital dünya ve İstanbul kent yaşantısıyla yakından ilgilidir. Mimarlık, grafik, moda, endüstriyel tasarım, fotoğraf ve video gibi yaratıcı düşün alanlarını tek bir platformda toplayarak birbirleriyle daha yakından etkileşime geçmesini amaçlar.

*Sunum İngilizce olacaktır

arikan | July 27th, 2007

Düğümküme Yenileniyor…

dugumkume-yenileniyor.jpg

Dün gece yeni sunucuya geçtik. İki yıllık arşivi taşıdık. Bütün kullandığımız yazılımları son sürümleriyle yeniledik.

Şu anda gözler önünde canlı canlı tasarımı yeniliyoruz. Biz buna tasarım performansı diyoruz. Siz bu yazıyı okurken Dara Kılıçoğlu sitenin hemen her yerinde yeni tasarım fikirleri deniyor, renk seçiyor, tipografi diziyor. Değişiklikleri görmek için sağa sola dikkat edin, arşivlerdeki yazıları dolaşın, tıklayın, arama yapın, sayfaları yenileyin.

Düğümküme tasarım performansı önümüzdeki bir kaç gün boyunca sürecek. Bu sürede sizlerden de yorum bekliyoruz. Bu yazıya yorum gönderin, yorumlarınız sitenin tasarımını etkileyecek. Teşekkürler.

Dara Kılıçoğlu | July 2nd, 2007

Jonathan Ive (Apple Endüstriyel Tasarım Takımı Başkomutanı)

220px-Jonathan_Ive.jpg

Yine iPod’da olan şey olmaya başladı. Her gören bir tane iPhone istiyor. Ben daha önce Bugün Satışa Çıkacak iPhone İçin
Her Yerde Uzun Kuyruk
başlıklı yazı için yazdığım yorumda ilk jenerasyon Apple ürünü kullanmamak eğilimimden bahsetmiştim (eğilim belki de yeni aldığım 3G Sony Ericsson M600i yüzünden olabilir.)

Apple tarikatına dahil olanlar için yeni Apple ürünü demek, geleneklerin sürdürülmesi anlamına gelir. Apple geniş anlamda iPod adlı ürünü ile tarikat dışına servis vermeye başlamıştı. Şimdi daha önce hiç Apple ürünü kullanmamış olan insanlar bile iPhone’u görünce bir tane edinmek istediklerini söylüyorlar. Bu ilk bakışta aşk gibi birşey olsa gerek. Bu durumda iPhone’dan bahsederken firmanın sayısız ürününü tasarlayan ve endüstriyel tasarım takımının başını çeken İngiliz Jonathan Ive’den biraz bahsedelim.

Ive 1967 senesinde Londra’da bir kuyumcu işçisinin oğlu olarak doğdu. Newcastle Politeknik Üniversitesinde endüstiriyel tasarım okudu. 1992′de Apple için çalışmaya başladı. Öngörüşlü Steve Jobs’un 1997′de Apple’a geri dönmesi ile ‘Apple baş tasarımcısı’ ünvanını aldı. Şirketin karanlık, önünü göremediği ve hatta iflasın ucundan döndüğü günlerde firmayı kar ettirerek büyük ölçüde belini doğrultmasını sağlayan transparan plastik kasalı iMac’leri tasarlardı. Jonathan Ive’nin imzasını taşıyan ürünlerin listesi: iBook, MacBook, PowerBook G4, MacBook Pro, eMac, Mac mini, Power Mac G3, G4, G5, Cinema Display’ler, Newton MessagePad, ayrıca tum iPod’lar ve şimdi de yeni piyasaya çıkarılan iPhone. Ive senede 1.000.000 Sterlin kazanıyor.

Dara Kılıçoğlu | June 29th, 2007

Onur Sönmez ile Tanışın

onur.jpg

Mezuniyetimden önce Bilgi Üniversitesi’nde zaman geçirmekten en fazla keyif aldığım yerlerden biri Görsel İletişim Tasarımı karasularına ait, hayli yaratıcı insanları içersinde bulunduran özerkliğini ilan etmiş B11 adlı oda idi. Bu mekanın esas sahiplerinden biri de zaman geçirmekten sonsuz keyif aldığım Onur Sönmez’di. Onur okulda tasarım, teknoloji, kültür (özellikle müzik) gibi çeşitli ve sayısız konuda aynı vizyonu paylaştığımızı düşündüğüm şahsiyettir. Onur şimdi mezun oldu. Bir suredir sonucunu büyük merak ile beklediğim harika bir proje ile. Projenin henüz bir ismi yok. Belki de bu daha iyi çünkü önce ismi bulunup daha sonra içi doldurulan projelerden biri olmadığını anlayın.

Disiplinlerarası çalışmalar veren insanların durduğu yerleri heyecanlı, eğlenceli ve dahiyane bulurum. Onur’un bu projesi de müzik, elektronik, yazılım mühendisliği, endüstriyel tasarım ve arayüz tasarımı gibi konuların kesişiminde bir yerlerde duruyor. Pardon projenin tanıtımı ve pazarlaması da Onur’a ait olduğuna göre buna bir de ‘marketing’ alanını eklemek lazım. Ortaya çıkan iş, söz konusu sistem kısaca mevcut bilgisayar-insan arayüzlerine yeni bir alternatif olarak sunuluyor.

Bedensel ve performansa dair ifadenin sayısal sistemlere transfer edilmesi için özel olarak tasarlanmış, sanatçı ve makina ilişkisi üzerine odaklanan bir arayüz bu.

dodecahedron.jpg

board.jpg

Onur kendi tasarımı olan ve alüminyum malzeme kullanılarak CNC‘de dikkatlice kesilip bükülen, her kenarı 7′şer cm’lik bir dodekahedron (onikigen) tasarladı. Elinizde tuttuğunuz bu inanılmaz basitlik ile fonksiyonel tasarımın tam arasında duran obje ile fiziksel dünyadan hareket bilgisini direkt işlemek üzere kablosuz olarak bilgisayara aktarabiliyorsunuz. Cihazın anatomisine ve belki azıcık da teknik detaya girmek gerekirse objenin içersinde 3 adet gyroskop ve 3 adet ivme ölçer bulunduğunu ekleyebiliriz. Onur müzik ile ugraşan veya MIDI arayüzü ile kendini rahat hissedenler için sistem dahilinde paketlenen bir de yazılım geliştirdi. Bu sistem ile yapılabilecek performanslar veya geliştireceğiniz projeler sizin hayalgücünüz ile sınırlı. Proje websitesinden daha fazla bilgi almak mümkün. Sistem performansını test henüz etme fırsatım olmadı ve performans videolarını görmedim ama yolda olduklarını öğrendim.

arikan | June 29th, 2007

Google Cıbır Geliştirmek İsteyenlere Para Veriyor

cibirlar.jpg

Google bugün cıbır geliştiricilere para kaynağı sağlayacak Google Gadget Ventures programını açıkladı. Google Gadget Ventures mevcut bir cıbırı geliştirmek isteyenlere $5,000 (6,500 YTL), yeni cıbır işi kurmak isteyenlere $100,000 (130,000 YTL) öneriyor. Ancak cıbırınız haftada en az 250,000 sayfa gösterimi alıyorsa başvurabiliyorsunuz. Eğer kolları sıvayıp mevcut cıbırları geliştirerek işe başlamak istiyorsanız Google Cıbır Listesine bakın.

Google böylece kitlesel boyutta risk sermayesi (”venture capital”) işine girmiş oluyor. Bu girişimiyle yeni başlattığı iGoogle oluşumunu geliştirmeyi hedefliyor. Yani binlerce geliştiriciye para verecek olmasıyla risk alıyor ve yatırım yapacağı ekiplerin iyi cıbırlar geliştirmelerini umuyor.

Cıbır nedir?

İngilizce “gadget” ya da “widget” olarak kullanılan şeye biz cıbır diyoruz. Cıbırlar genelde blogların sağ barında gördüğünüz üçüncü parti web servislerine ait olan kutu kutu araçlardır. Sadece Google değil hemen her web 2.0 servisi çeşitli cıbırlar geliştirir ve dağıtır. Böylece servisleri pek çok dağıtımlı noktadan ulaşılabilir hale gelir ve servislerine ziyaretçi trafikleri artar. Cıbırların şöyle özellikleri vardır:

  • Uzaktan veri okuyup gösterirler.
  • Tek fonksiyonları vardır.
  • Basit işler yaptığı için geliştirmesi kolaydır.
  • HTML içine kolayca kopyala yapıştır şeklinde gömülürler.
  • Genelde Flash veya HTML+CSS+Javascript ile yazılır.

Cıbırlara örnek olarak çok sık kullanılan Technorati bağ sayısı cıbırları, Yahoo cıbırları, veya iPhone cıbırlarını düşünebilirsiniz. Cıbır kullanımı çok yaygınlaştığı için blog yazılmı WordPress yeni verisyonunda kolay cıbır eklentisini çıkardı. Ayrıca hemen her gün yeni cıbır sıralama sitesi çıkıyor piyasaya.

Dara Kılıçoğlu | June 28th, 2007

Pentagram’ın Sırrı ve Kabulü

pentagram9hm1.jpg

Bahsettiğimiz pentagram, rock grubu Pentagram veya New York’lu tasarım ajansı Pentagram değil. Renk çemberi üzerinde merkeze eşit uzaklıkta(yarıçap) ve aynı zamanda birbirlerine eşit uzaklıkta 5 tane nokta saptayın. Bu bahsettiğimiz matematiksel ilişkiyi koruyarak oluşturduğunuz herhangi bir renk kümesine(paletine) pentagram denir. Renk teorisi ile ilgilenenler bu metod ile bulunmuş renkleri, uyumlu renkler(armonik renkler) olarak adlandırırlar.

pne.jpg

Adobe CS3 Illustrator, yeni versiyonunda ‘Renk rehberi(Color guide)’ isimli yeni bir araç ile paketleniyor. Yukardaki bahsedilen matematiksel ilişkileri deneyebileceğiniz bu araç sadece pentagram değil, noktalar arasındaki daha birçok açısal ilişkiyi kendi seçtiğiniz başlangıç noktasından yola çıkarak hesaplıyor ve tasarımda kullanılmak üzere hazır hale getiriyor.

Kriz yaratan olimpiyat logosuna bakıp renklerini ‘iğrenç’ bularak yorum yapanlar oldu. Haklı olabilirler. Renkler gerçekten iğrenç olabilir. Ayrıca zevkler ve renkler tartışılmaz. Ben ise logonun renklerine bakar bakmaz güzel veya çirkin diye düşünmeye bile fırsatım olmadan ağzımdan ‘Pentagram’ kelimesi çıkıverdi. Siz de benim gibi Adobe CS3 öncesi renk araçlarından birine sahip olduysanız, bir renk tekerleğine uzun dakikalar baktıysanız veya Munsell sistemini incelediyseniz, renkler arasındaki bu basit matematisel ilişkiden doğan uyuma aşina oldunuz demektir.

Peki pentagram’in değeri nedir? Tasarımdaki yeri nedir? Ve ne işimize yarar?

Teorideki bu uyumdan ne kadar bahsedersek bahsedelim, yine de bu metodoloji günü kurtarmaya yetmiyor. Tüketicilerden biri çıkıp “renkler iğrenç olmuş” gibi bir yorum yapabiliyor. Şöyle düşünün: grafik tasarımda nasıl dörtgenlerin arasındaki X’in katları gibi oransal bağıntılara önem veriliyorsa, renk de biçime ait bir özellik olarak kabul edildiğinden pentagram da aslında en az onun kadar önemli sayılabilir.

Tasarım normalde tasarlayan kimsenin(tasarımcının) estetik, fonksiyonel ve objeye ait veya sürece dair araştırma, düşünme ve modelleme süreçlerini içinde barındırır. Tasarımcının etkileşimli müdahalesi ve döngüsel olarak yeniden tasarlama süreçlerini de kapsar. Ama tasarım süreci bizi her zaman estetik bir sonuca götürmeyebilir. Mesela grafik tasarımda en önemli olan şeylerin başında mesaj ve iletişim arasındaki ilişki gelir diye kabul edilir. Bu kadar kesin konuşabilmemizin sebebi ise artık grafik tasarımın iyice anlaşılmış olmasındandır. Bu yüzden göze ne kadar güzel gözükürse gözüksün, alakasız bir tasarım iyi bir tasarım değildir diye kabul edilir.

Fonksiyonel tasarımda bazen estetik ilişkisinin öneminin tamamen ortadan kalktığı durumlar oluşur. X’in katlarını kullanmak yerine 1x, 2.13x, 3.57x gibi rastgele ve karmaşık oranlar kullanarak daha anlamlı sonuçlar elde etmemiz mümkündür. Göze güzel gelsin veya gelmesin bir noktaya eşit uzaklıktaki 5 nokta ve bu noktaların arasındaki eşit mesafeden bahsediliyorsa burada aslında matematiksel formülde bir sadelikten bahsediliyordur. Bu da bizi basite ve anlaşılır olana götürür. Renkler günlük hayatta genellikle fiziksel özelliklerinden ve frekans ilişkilerinden çok psikolojik etkileri veya görsel algılamamıza özellikleri dahilinde yoğunca kullanıldıklarından, değerlendirme yaparken yukarda saydığımız matematiksel-soyut ilişkinin önemini anlamayız. Ama bu yanlış değildir.

Yukarda saydığımız tasarım süreçlerinin ‘araştırma’ adımına yeterince önem vermeyen tembel bir tasarımcı veya renklerin psikolojik anlamlarını dert etmek yerine probleme doğrudan fonksiyonel bir çözüm getirmek için yaklaşan bir tasarımcı için, ör: kareografik bir tasarımda aktörlerin birbirlerine karışmadan kolayca seçilebilmeleri için aralarında fark yaratmak gerektiğinde, farklı renkleri kullanmak en mantıklı tercihlerden biri olabilir. Enformasyon tasarımı alanında bunun sonsuz örnekleri mevcuttur.

Bir tabloda Adana’ya düşen yağmur miktarı yeşil puantiyeli alanlar, İstanbul’a düşen yağmur miktarı ise sarı üzerine siyah diagonal taramalı alanlar ile gösteriliyorsa bu tam tersine çevrilse bile aradaki kontrast değişmeyeceğinden görsel okumada bir değişiklik olmaz.

dogs.jpg

Rezervuar Köpeklerinde Mr. Pink (Steve Buscemi) takma isminden duyduğu hoşnutsuzluğunu dile getirmişti

Psikolojide renklerin yeri ayrıdır. Sarı dikkat çekici bir renktir ama küçük alanlarda etkisi daha iyi sonuç verir diye düşünülür. Zenginliğin rengi mor olarak kabul edilir, kırmızı enerjik ve güçlü olanı temsil eder, yeşil doğaldır, mavi derinliği ve sabitliği dolayısı ile güvenli olanı sembolize eder. Sayısal metodolojiler perspektifinden bakıldığında renkler yukarda sayılan psikolojik anlamlarını bırakırlar. Ve frekans düzleminde soyut ilişkiler içersine girerler.

Bu aslında garip bir durum değildir. Fibonacci serilerini veya ( a + b ) / a = a / b denklemi ile elde edilen altın oranı düşünün, basitçe 1x‘e 1.44x veya 1x‘e 1.6180339887x insan gözüne hoş gelen oranlar olarak kabul edilir. Tabii yine bunun tasarımdan tasarıma ve bağlamlar dahilinde bazen çalışmayabileceğini tekrar etmeğe gerek yok. Şimdi tasarımcının elinde artık bu basit ve aynı zamanda karmaşık olabilen hesaplamaları yapabilecek bir alet olduğuna göre kullanıldıkçca Olimpiyat Logo Krizine yol açan renk uyumsuzluğunun altında yatan gizli uyum, beğeni filtrelerimizden geçmeyi başararak daha kolay kabul görecektir. İster sevin, ister iğrenç bulun gözümüz buna alışmaya başlayacak. Hesaplayabildikçe anlayacağız, anladıkça da kabul edeceğiz.